İçeriğe atla
Zümer 33Cüz 24 · Sayfa 462

Zümer Sûresi 33. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Velleżî câe bi-ssidki ve saddeka bihi(ﻻ) ulâ-ike humu-lmuttekûn(e)

Dosdoğru Kur'an'ı getiren ile onu tasdik edenler var ya, işte onlar Allah'a karşı gelmekten sakınanlardır.

Zümer Sûresi

Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır; bir önceki âyetteki hitâb devâm etmektedir.

Bir önceki âyette hakîkati inkâr eden kâfirlerin hâli ve âkıbeti anlatılıyordu. Burada ise "sıdkı getiren ve onu tasdîk eden" kimselerin fazîleti ve muttakîlerden olduğu beyân ediliyor. Tekzîbin karşısında tasdîk, kizbin karşısında sıdk, zulmün karşısında takvâ vardır.

Zâhir tefsîr geleneğinde bu âyette "sıdk ile gelen"in Hz. Peygamber (s.a.v.), "onu tasdîk eden"in ise Hz. Ebû Bekir (r.a.) veya genelde bütün mü'minler olduğu yorumlanmıştır. Âyetin sonu, bu kimselerin muttakîler olarak nitelendirilmesi, sûrenin başından beri işlenen takvâ vurgusunu tasdîk eder.

"Câe bi's-sıdkı" (doğruluk ile geldi / doğruluğu getirdi): Bu ifâde iki şekilde anlaşılabilir: Birincisi, kendi gelirken yanında bir emânet olarak "sıdk"ı da getirmiştir. İkincisi, Resûl, sıdkı dışarıdan taşıyan bir elçi değil, bizzât sıdkın vücut bulmuş hâlidir.

"Sıdk" kelimesiyle kastedilen Hakk ve hakîkattir, Kelâm-ı ilâhîdir, Hakîkat-i İlâhiyye'dir. Bunları beşeriyet âlemine getiren Resûl, Zâtî tecellînin en kemâlli mazharı olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir. O, sâdece sıdkı dışarıdan taşıyan bir elçi değil, bizzât sıdkın vücût bulmuş hâlidir; "el-Emîn" ve "es-Sâdık" lakabları buna şehâdet eder. Getirdiği hakîkat ile kendi hakîkati arasında hiçbir mesâfe yoktur; O, Kur'ân'ın yaşayan sûretidir. Nitekim Hz. Âişe (r.a.) vâlidemiz, O'nun ahlâkını soranlara "O'nun ahlâkı Kur'ân idi" diye cevap vermiştir (Müslim, el-Câmiu's-Sahîh, hadîs no. 746; Ebû Dâvûd, Sünen, hadîs no. 1342).

O'nun izinden gidip Hakk'a vâsıl olan irfân ehli, Resûl'ün ma'nevî vârisleridir; onlar bu hakîkatleri kıyâmete kadar tâlip olanlara ulaştırır. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulur: "Ulemâ, enbiyânın vârisleridir" (Ebû Dâvûd, Sünen, hadîs no. 3641; Tirmizî, Sünen, hadîs no. 2682).

"Ve saddeka bihî" (Ve onu tasdîk eden): "Saddeka" kelimesi "bir şeyi doğrulamak, hakîkat olduğunu onaylamak" demektir. Müfessirlerin bir kısmı bu ifâdeyi Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile özdeşleştirmiştir, zîrâ onun lâkabı "Sıddîk"tır. O, Resûlullâh'ın (s.a.v.) her haberini tereddütsüz tasdîk etmiş, bu sebeple bu yüce makâma nâil olmuştur.

Tasdîkin üç mertebesi vardır. İlme'l-yakîn mertebesinde kişi, delîl ve burhân ile hakîkati tasdîk eder. Ayne'l-yakîn mertebesinde, müşâhede ile tasdîk eder. Hakka'l-yakîn mertebesinde ise, bizzât o hakîkat olarak tasdîk eder. Bu üç mertebe, ateş misâliyle şöyle somutlaştırılabilir: İlme'l-yakîn, ateşin varlığını dumanından bilmektir. Ayne'l-yakîn, ateşi bizzât gözle görmektir. Hakka'l-yakîn ise ateşin içinde yanarak ateş olmaktır.

"Ulâike humul muttekûn" (İşte onlar muttakîlerin ta kendileridir): Onuncu âyette takvânın mertebelerinden bahsedilmişti. Bu âyetteki "muttekûn", o mertebelerin en yükseğine işâret eder: Onlar, kesret perdesini yırtmış, vahdet hakîkatini müşâhede etmiştir. Artık onlar, kendi nefslerine bir varlık isnâd etmekten ittikâ eder; zîrâ bilirler ki, mutlak ma'nâda var olan yalnızca Hakk'tır.


Âyet 34

لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْؕ ذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الْمُحْسِنٖينَ

(39-34) Lehum mâ yeşâûne inde rabbihim, zâlike cezâul muhsinîn.

(39-34) Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik yapanların (muhsinlerin) mükâfâtıdır.