İçeriğe atla
Zümer 45Cüz 24 · Sayfa 463

Zümer Sûresi 45. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Ve-iżâ żukira(A)llâhu vahdehu-şmeezzet kulûbu-lleżîne lâ yu/minûne bil-âḣira(ti)(s) ve-iżâ żukira-lleżîne min dûnihi iżâ hum yestebşirûn(e)

Allah, bir tek (ilah) olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah'tan başkaları (ilahları) anıldığında bakarsın sevinirler.

Zümer Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(39-45) Ve izâ zukirallâhu vahdehuşmeezzet kulûbullezîne lâ yu'minûne bil âhirah, ve izâ zukirellezîne min dûnihî izâ hum yestebşirûn.

(39-45) Allâh, tek olarak anıldığında âhirete inanmayanların kalpleri daralır. Ama O'ndan başkaları anıldığı zaman, hemen yüzleri güler.


Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır.

Önceki iki âyette müşriklerin sahte şefâatçiler edindikleri ve bütün şefâatin Allâh'a âit olduğu beyân edilmişti. Burada ise müşriklerin hâli tasvîr edilmektedir: Onlar vahdetten değil kesretten hoşnut olurlar, "Allâh" dendiğinde rahatsız olur, ancak putları ve ilâhları anıldığında ferahlayıp sevinirler.

"Ve izâ zukirallâhu vahdehu" (Allâh, tek olarak zikredildiğinde): "Zikr", "anmak" ve "hatırlamak" demektir. "Allâh'ın tek olarak zikredilmesi", gaflet uykusundan uyanıp vahdet şuuru ile kendine gelmektir. Bu, izâfî varlığın Hakk'ın varlığı karşısında hiçliğini idrâk etmek ve kesret anlayışını terk etmektir.

"İşmeezzet kulûbu" (kalpleri daralır): "İşmeezzet" kelimesi "tiksinerek büzüşmek" ma'nâsındadır. Bu, tasavvufta "kabz" (daralma ve sıkılma) hâlinin bir ifâdesidir.

Yirmi üçüncü âyette mü'minlerin kalpleri Allâh'ın zikriyle "ürperir sonra yumuşar" denmişti; burada ise inkârcıların kalpleri "tiksinerek büzüşür" deniyor. Aynı zikir, kalpte birbirine zıt iki tepki üretir: Biri haşyet kaynaklı ürperme ardından sükûnet, diğeri nefretle kapanma.

Kendi nefslerinin hevâsını ilâh edinmiş ve her şeyin merkezine koymuş olan kimselere tevhîd hakîkati ağır ve sevimsiz gelir. Çünkü tevhîd bunu fedâ etmeyi, terk etmeyi, Hakk'ta fânî kılmayı gerektirir. Bu sebeple, kalpleri vahdet zikri ile daralır, kesret zikri ile genişler. Âriflerin hâli ise bunun tam tersidir: Onların kalpleri vahdet zikri ile genişler, kesrette oyalanınca daralır.

Hadîs-i kudsî'de buyrulur: "Yere göğe sığmam, ancak mü'min kulumun kalbine sığarım" (Bu hadîsin senedi tartışmalıdır, ancak ma'nâsı ehl-i tasavvuf nezdinde yaygın kabul görmüştür). Kalp, fıtratı itibâriyle Hakk'ı alacak genişliktedir. Ama nefs kalbi ağyar ile doldurduğunda, vahdet hakîkatlerine yer kalmaz. Seyr ü sülûkün ilk adımı, gönlü ağyârdan tahliye etmektir; zîrâ dolu bir kaba yeni bir şey konulamaz.

"Lâ yu'minûne bil âhirah" (âhirete inanmayanların): "Âhiret", "âhir" ya'nî "son" kelimesinden türemiştir. Zâhiren ölüm sonrası hayâtı; bâtınen ise her şeyin nihâî hakîkatini ve aslına rücûunu ifâde eder. Âhirete inanmamak, yalnızca haşri inkâr etmek değil, görünenin ardındaki hakîkati reddetmektir. Kırk ikinci âyette işlendiği üzere, Allâh her gece uyku ile nefsleri alır ve sabah geri gönderir; bu, ölüm ve dirilişin günlük tatbîkâtıdır. Âhireti inkâr edenler, bu tecrübeyi her gece kendi bedenlerinde yaşadıkları hâlde ondaki ibreti göremezler.

"Ve izâ zukirellezîne min dûnihî izâ hum yestebşirûn" (Ama O'ndan başkaları anıldığı zaman, hemen yüzleri güler): Üçüncü ve otuz altıncı âyetlerin yorumunda ifâde edildiği gibi, "min dûnihî" (Allâh'tan gayrısı) diye müstakil bir varlık yoktur. Bütün mevcûdât, O'nun isim ve sıfâtlarının tecellîlerinden ibârettir.

Buradaki ifâde, o kimselerin nefslerinin hevâsına, hayâl ve vehim yoluyla oluşturdukları sahte dünyâlarına olan bağlılıklarını ve sevgilerini bildirmektedir. Kendilerine sevimli gelen bu hayâlî konular konuşulduğunda kendilerinde "bast" hâli oluşur, kalpleri genişler, hafifler ve neşelenirler.

Bu âyet-i kerîme kişinin kendi hâlini kontrol etmesi için bir ayna niteliğindedir. Eğer kişinin kalbi, sadece Hakk konuşulduğunda, araya hiçbir sebep, vâsıta, dünyâ menfaati sokulmadığında daralıyor; fakat dünyâ, siyâset, ticâret veya sebepler konuşulduğunda ferahlıyorsa, o henüz nefsâniyyetin kutrundan ve kesret yaşantısından kurtulamamıştır. Bu, her mü'minin kendisine tatbîk edebileceği bir ölçüdür.

Bu husûsta Müzzemmil Sûresi 73/8'de mü'mine verilen emir şöyledir: "Ve'zkuri'sme Rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ" (Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kesilerek O'na yönel). Hakîkî zikir, kalbin kesretten vahdete, ağyârdan Hakk'a dönmesidir.


Âyet 46