İçeriğe atla
Zümer 51Cüz 24 · Sayfa 464

Zümer Sûresi 51. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Feesâbehum seyyi-âtu mâ kesebû(c) velleżîne zalemû min hâulâ-i seyusîbuhum seyyi-âtu mâ kesebû vemâ hum bimu'cizîn(e)

Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet etmişti. Onlardan zulmedenler var ya, kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet edecektir. Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.

Zümer Sûresi

Bu âyet-i kerîme önceki iki âyetin devâmıdır; bizlere Zât mertebesinden okunmaktadır.

"Fe esâbehum seyyiâtu mâ kesebû" (Böylece, kazandıklarının kötülükleri onlara isâbet etti): "Seyyiâtu mâ kesebû" ifâdesi, kırk sekizinci âyetin yorumunda geniş olarak işlenmişti. Burada, kötülük yapanların geçmişte cezâsız kalmadıkları gibi bugün ve gelecekte de cezâsız kalmayacağı vurgulanmaktadır. Nitekim Nisâ Sûresi 4/123'te buyrulur: "Men ya'mel sûen yucze bihî" (Kim bir kötülük yaparsa onunla cezâlanır).

"Vellezîne zalemû min hâulâi seyusîbuhum seyyiâtu mâ kesebû" (Bunlardan zulmedenlere de kazandıklarının kötülükleri yakında isâbet edecektir): "Zulüm" kelimesinin geniş îzâhı yirmi dördüncü âyetin altında yapılmıştır.

"Min hâulâi" ifâdesi, zulmün geçmiş kavimlere mahsûs olmadığını bildirir. Ellinci âyette ifâde edildiği üzere, "nefsin hastalıkları değişmez; değişen yalnızca sahne ve oyunculardır." Mekkeli müşrikler ve her devirdeki zâlimler aynı âkıbetle karşılaşacaktır.

"Seyusîbuhum" fiili yakın geleceği ifâde eder. Bu, tehdîdin yakınlığına işârettir. Nitekim Bedir'deki ağır hezîmetleri ve nihâyetinde Mekke'nin fethi ile bu va'd dünyâda da tahakkuk etmiştir.

"Ve mâ hum bi mu'cizîn" (Onlar âciz bırakacak değillerdir): "Mu'cizîn" kelimesi "âciz bırakacak olanlar" ma'nâsındadır. Âciz bırakmak, karşı tarafın gücünü geçmek demektir. Mahlûkun Hâlık'ı âciz bırakması muhâldir; zîrâ mahlûkâtın varlığı, vücûdu, kudreti hep Hakk'tandır.

İnkârcıların cezâdan kaçacakları bir yer yoktur; zîrâ Allâh'ın mülkü, hükmü ve irâdesi her şeyi kuşatmıştır. Hakk'ın kudretinden sığınılacak yer yine O'nun rahmetidir. Nitekim Resûlullâh (s.a.v.): "Rızâna sığınırım gazabından, affına sığınırım azâbından, Sana sığınırım Senden" diye duâ ederdi (Müslim, el-Câmiu's-Sahîh, hadîs no. 486).


Âyet 52

اَوَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟

(39-52) E ve lem ya'lemû ennallâhe yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yu'minûn.

(39-52) Bilmezler mi ki Allâh, rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine de) kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.