İçeriğe atla
Zümer 52Cüz 24 · Sayfa 464

Zümer Sûresi 52. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Eve lem ya'lemû enna(A)llâhe yebsutu-rrizka limen yeşâu veyakdir(u)(c) inne fî żâlike leâyâtin likavmin yu/minûn(e)

Bilmediler mi ki, Allah rızkı dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.

Zümer Sûresi

Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır.

"E ve lem ya'lemû" (Bilmezler mi ki): Bu soru, "elbette bilirler, ama bilmezden geliyorlar" ma'nâsındadır. Bilmek başka, bildiğiyle amel etmek başkadır.

"Ennallâhe yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir" (Allâh, rızkı dilediğine bol verir ve kısar): Hûd Sûresi 11/6'da buyrulur: "Ve mâ min dâbbetin fîl ardı illâ alallâhi rızkuhâ" (Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allâh'a âit olmasın). O dilediğinin rızkını "Bâsıt" ismiyle genişletir, dilediğinin rızkını da "Kâbıd" ismiyle daraltır.

"Yakdir" fiili hem "daraltır" hem de "takdîr eder, ölçer" anlamına gelir. Rızkı, Hakk'ın meşîeti belirler; ancak otuz yedinci ve otuz dokuzuncu âyetlerde işlendiği üzere, bu meşîet kulun a'yân-ı sâbitesindeki isti'dâda göre tecellî eder. Allâh'ın vermesi de vermemesi de rastgele değildir; kulun fıtrî kâbiliyetine ve murâd-ı ilâhîdeki hikmete göredir.

"Daraltma", hâşâ Allâh'ın cimriliğinden veya hazînesinin azalacak olmasından değildir. Bu, şefkatli bir doktorun, hastasına bâzı yiyecekleri yasaklayarak perhiz uygulaması gibi bir himâyedir. Bâzen kulu azgınlıktan koruyan bir nîmettir. Nitekim Şûrâ Sûresi 42/27'de buyrulur: "Ve lev besetallâhur rızka li ibâdihî le begav fîl ardı" (Eğer Allâh kullarına rızkı sınırsızca yaysaydı, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi).

Bolluk da darlık gibi bir imtihândır. Kırk dokuzuncu âyetin yorumunda da işlendiği üzere, Hz. Süleyman (a.s.) mülk kendisine verildiğinde "Hâzâ min fadlı rabbî, li yebluvenî e eşkur em ekfur" (Bu Rabbimin fazlındandır; beni şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye sınıyor) (Neml 27/40) demişti.

"Bâsıt" ve "Kâbıd" isimleri, rızıkta olduğu gibi kalplerde de tecellî eder. Kabz hâlinde kalp daralır, bast hâlinde genişler. Hakîkî sâlik her iki hâli de Hakk'tan bilir ve ikisinde de edebini korur. Zîrâ kabz olmadan bastın kıymeti bilinmez; darlık olmadan genişliğe şükredilmez.

Enfüsî yönden, "rızık" yalnızca maddî değildir. Kalbe gelen ilhâm, feyz ve müşâhedeler de birer ma'nevî rızıktır. Hakk, dilediği kulun kalbine mârifet rızkını bol bol verir (bast); dilediğinden de bu rızkı kısar (kabz). "E lem neşrah leke sadrak" (Biz senin göğsünü açmadık mı?) (İnşirâh 94/1) âyetinde işâret edilen ilim, irfân ve mârifet gibi bâtınî ve ma'nevî rızıklar büyük birer nîmettir.

"İnne fî zâlike le âyâtin li kavmin yu'minûn" (Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır): Kur'ân-ı Kerîm, "li kavmin ya'kilûn" (aklını kullananlar için), "li kavmin yetafekkerûn" (tefekkür edenler için), "li kavmin ya'lemûn" (bilenler için) ve burada olduğu gibi "li kavmin yu'minûn" (îmân edenler için) ifâdeleri kullanılır. Her biri farklı bir idrâk seviyesine hitâb eder. Burada "bilmek" yerine "inanmak" kelimesinin tercîh edilmesi, rızkın sırrını kavramak için aklî bilginin yetmediğine, kalbin teslîmiyetine ihtiyaç olduğuna işârettir.

İnananlar için bundaki ibret şudur: Rızkın azlığı veya çokluğu kişinin değerine göre değil, o varlığın fıtratındaki programa göredir. Bu sebeple, kişi ne darlıkta yeise ne bollukta gurûra kapılmalıdır. Yukarıda belirtildiği üzere, sâlik darlık hâlinde şikâyet etmez, bolluk hâlinde şımarmaz; her hâlde Hakk'ın tasarrufunu müşâhede eder.

Bu, sebepleri terk etmek değil, sebeplere tevessül ederken kalbi Müsebbibü'l-Esbâb'a bağlamak ve O'na tevekkül etmektir. Tevekkül kavramının geniş îzâhı otuz sekizinci âyetin altında yapılmıştır.


Âyet 53

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذٖينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِؕ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمٖيعاًؕ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

(39-53) Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh, innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ, innehu huvel gafûrur rahîm.

(39-53) De ki: "Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allâh'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allâh, bütün günâhları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."