İçeriğe atla
Zümer 59Cüz 24 · Sayfa 465

Zümer Sûresi 59. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Belâ kad câetke âyâtî fekeżżebte bihâ vestekberte vekunte mine-lkâfirîn(e)

(Allah, şöyle diyecek:) "Hayır, öyle değil! Ayetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkarcılardan oldun."

Zümer Sûresi

Bu âyet öncekinin devâmıdır; bizlere Zât mertebesinden okunmaktadır.

Bir önceki âyette kul, dünyâya dönüp muhsinlerden olmayı temennî ediyordu. Bu âyette ise Cenâb-ı Hakk, bu talebi kat'î bir lisânla reddediyor: Sen hidâyetten mahrûm değildin; âyetler sana gelmişti, sen onları yalanladın. Bu âyet, kulun hüccetsiz bırakılmadığının ilâhî beyânıdır.

"Belâ" (Hayır!): Bu tek kelime, hem geri dönüş talebini hem de temennînin samîmiyetini reddeder. Geri dönüşe izin yoktur; üstelik En'âm 6/28'de bildirildiği üzere, dünyâya dönse de eski hâline geri dönecektir.

"Kad câetke âyâtî" (Âyetlerim sana gelmişti): "Âyât" kelimesi burada hem Kur'ân âyetlerini hem de kâinattaki kevnî âyetleri (delilleri) kapsar. Kul, "hidâyet gelmedi" veya "fırsat verilmedi" diyemez; çünkü âyetler ona ulaşmıştı. Risâlet mertebesi, tebliğ vazîfesini yerine getirmişti. Üstelik kişinin kendi varlığında da Hakk'ın sayısız tecellîleri ve işâretleri mevcuttu.

"Fe kezzebte bihâ" (Onları yalanladın): "Tekzîb" (yalanlama), zâhiren peygamberleri yalanlamaktır. Bâtınen ise, Hakk'ın her yerdeki tecellîlerini görmezden gelmek, kendi varlığındaki ilâhî hakîkatleri inkâr etmektir.

"Vestekberte ve kunte minel kâfirîn" (Kibirlendin ve kâfirlerden oldun): "İstikbâr", büyüklenme ve kibirdir. Kibir, hakîkati kabul etmeye engel olan en büyük perdedir. İblîs'in cennetten kovulmasının sebebi de kibirlenmekti: "Ebâ vestekbere ve kâne minel kâfirîn" (Direndi, kibirlendi ve kâfirlerden oldu) (Bakara 2/34).

Kibir, "ben bilirim, ben yaparım, ben haklıyım" demektir. Elli üçüncü âyetin yorumunda işlenen "vücûd günâhı", kendini Hakk'tan ayrı bir varlık sanma vehmi, kibrin ta kendisidir. Bu "ben", Hakk'ı örten en kalın hicâbdır.

Âyette "esbahte" veya "sırte" (oldun) değil, "kunte" (zâten öyleydin) fiili vardır. Elli yedinci âyetin yorumunda açıklandığı üzere bu fiil a'yân-ı sâbiteye işâret eder: O kişi, ilm-i ilâhîdeki ezelî hakîkati itibâriyle zâten "öyle" idi; dünyâda bu hakîkatini fiilen ortaya koymuştur. Ancak bu durum, orada belirtildiği gibi, kulun mes'ûliyetini kaldırmaz.


Âyet 60

وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ تَرَى الَّذٖينَ كَذَبُوا عَلَى اللّٰهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌؕ اَلَيْسَ فٖي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْمُتَكَبِّرٖينَ

(39-60) Ve yevmel kıyâmeti terallezîne kezebû alallâhi vucûhuhum musveddeh, e leyse fî cehenneme mesven lil mutekebbirîn.

(39-60) Kıyâmet gününde, Allâh'a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenler için cehennemde bir yer yok mudur?