Ve vuffiyet kullu nefsin mâ ‘amilet ve huve a'lemu bimâ yef'alûn(e)
Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
Herkese ne amel yaptıysa karşılığı tam olarak ödenmiştir. O (Allah), onların yaptıklarını en iyi şekilde bilmektedir.
Bu ayet, kıyamet gününde herkesin amellerinin karşılığını eksiksiz alacağını ve Allah'ın kullarının yaptıklarını en iyi bilen olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, amellerin tam olarak ödenmesi, nefsin bireyselliği ve Allah'ın ilminin kuşatıcılığı etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vefâ (وفاء) kelimesi, bir şeyi tam ve eksiksiz olarak yerine getirmek, tamamlamak anlamına gelir. Ayetteki 'vuffiyet' (وُفِّيَتْ) fiili, kıyamet gününde her nefsin amellerinin karşılığının hiçbir eksiklik olmaksızın, tam olarak ödeneceğini ifade eder. Bu, ilahi adaletin tecellisidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Vefâ, bir şeyin tamamlanması ve kemale ermesi demektir. 'Veffâ' (وفّى) fiili, birine hakkını tam olarak vermek, borcunu ödemek anlamında kullanılır. Ayetteki pasif form 'vuffiyet', her nefsin amellerinin karşılığının Allah tarafından tam ve eksiksiz bir şekilde verileceğini, hiçbir amelin zayi olmayacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): V-f-y kökü, bir şeyin tamamlanması, eksiksiz olması ve vaadin yerine getirilmesi anlamlarını içerir. 'Vuffiyet' fiili, ahirette amellerin karşılığının tam olarak ödeneceği, yani yapılan iyiliklerin mükafatının, kötülüklerin ise cezasının eksiksiz bir şekilde verileceği ilkesini vurgular. Bu, ilahi adalet ve hesap gününün kesinliğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nefs (نفس), Kur'an'da genellikle ruh, can, şahıs ve zat anlamlarında kullanılır. Bu ayette 'küllü nefsin' (كل نفس) ifadesi, her bir bireyin, her bir insanın kendi amellerinin karşılığını alacağını, sorumluluğun bireysel olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs, bazen ruh, bazen beden, bazen de her ikisinin toplamı olan insan varlığı için kullanılır. Ayetteki 'küllü nefsin' ifadesi, her bir bireysel varlığın, yani her bir insanın, kendi iradesiyle yaptığı amellerden sorumlu tutulacağını ve karşılığını göreceğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nefs kavramı, Kur'an'da insanın benliğini, özünü ve bireysel varlığını ifade eder. Bu ayette 'küllü nefsin' ifadesi, ahiretteki hesaplaşmanın bireysel olacağını, her bir nefsin kendi amelleriyle yüzleşeceğini ve başkasının yükünü taşımayacağını gösterir. Bu, Kur'an'ın bireysel sorumluluk ilkesini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Amel (عمل), yapılan iş, fiil ve eylem anlamına gelir. Ayetteki 'mâ amilet' (ما عملت) ifadesi, her nefsin dünyada iken yaptığı tüm iyi veya kötü fiilleri, sözleri ve niyetleri kapsar. Bunların karşılığının eksiksiz ödeneceği belirtilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Amel, iradeye dayalı olarak yapılan her türlü fiildir. Ayetteki 'mâ amilet' ifadesi, sadece bedensel eylemleri değil, aynı zamanda kalbi amelleri, niyetleri ve düşünceleri de içerir. Her nefsin bu amellerinin karşılığını tam olarak alacağı vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Amel kelimesi, Kur'an'da insanın bilinçli olarak yaptığı her türlü fiili ifade eder. Bu ayette 'mâ amilet' ifadesi, kıyamet gününde her bireyin dünyada iken gerçekleştirdiği tüm eylemlerin, sözlerin ve niyetlerin bir karşılığı olacağını ve bu karşılığın eksiksiz bir şekilde verileceğini belirtir. Bu, ilahi adaletin ve hesap gününün temelini oluşturur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İlim (علم), bir şeyi olduğu gibi idrak etmek, kavramak ve bilmektir. 'A'lemu' (أعلم) ise ism-i tafdil olup, 'en iyi bilen' anlamına gelir. Ayette Allah'ın 'a'lemu bimâ yef'alûn' (أعلم بما يفعلون) olması, kulların açık ve gizli, iyi ve kötü tüm amellerini, niyetlerini ve düşüncelerini en ince ayrıntısına kadar bildiğini ifade eder. Bu, ilahi ilmin kuşatıcılığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini kavramaktır. Allah için 'a'lemu' sıfatı, O'nun bilgisinin mutlak, sınırsız ve her şeyi kapsayıcı olduğunu gösterir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın kulların yaptıklarını (yef'alûn) en iyi bilen olması, O'nun adaletinin ve hesap gününün temelini oluşturur; zira O, hiçbir şeyi unutmaz ve hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İlim kavramı, Kur'an'da Allah'ın mutlak ve her şeyi kuşatan bilgisi için kullanılır. 'A'lemu' ifadesi, Allah'ın sadece görüneni değil, görünmeyeni, gizli olanı ve insanların niyetlerini de bildiğini vurgular. Bu, insanların amellerinin karşılığını alacak olmalarının temelinde Allah'ın her şeyi bilen oluşunun yattığını gösterir ve ilahi denetimin sürekliliğini ifade eder.
Zümer Sûresi
Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır.
Önceki âyette mahşerde adâletle hükmedileceği bildirilmişti. Bu âyet o hükmün tatbîk biçimini açıklıyor: Her nefse yaptığının karşılığı eksiksiz verilecektir.
"Ve vuffiyet kullu nefsin mâ amilet" (Her nefse, yaptığının karşılığı tastamam verilecektir): "Vuffiyet" fiili, "tevfiye" kökünden gelir; "eksiksiz ve tastamam vermek" demektir. Aynı kökten "vefât" kelimesi de türemiştir ki, "canın eksiksiz olarak geri alınması" ma'nâsındadır. Bu yönüyle ölüm, nefsin amellerinin kendisine eksiksiz teslîm edilmesidir; kişi yaşarken ne ekmiş ise âhirette onu biçer.
Bâtınen, "her nefse yaptığının karşılığı verilmesi", kul dünyâda hangi ismin tecellîgâhı olduysa, âhirette o ismin nûrunu veya zulmetini bulmasıdır (Rabbine dönmesidir). Hâdî isminin mazharı hidâyeti, Mudill isminin mazharı dalâleti tastamam alır.
"Ve huve a'lemu bi mâ yef'alûn" (O, onların yaptıklarını en iyi bilendir): "A'lemu" kelimesi, "en iyi bilen" demektir; Hakk'ın ilminin her şeyi kuşattığını ifâde eder. Kul fiilin zâhirini bilir; Hakk ise zâhirini, bâtınını, niyetini ve o fiilin ezeldeki aslını bilir.
O'nun bilmesi, dışarıdan bir seyirci gibi değildir; bilâkis her fiilin hakîkî fâili O olduğundan, fiilin ve fâilin bizâtihi kendisi olarak bilir. Nitekim tevhîd ehlinin "Lâ fâile illallâh" (Allâh'tan başka fâil yoktur) şeklinde ifâde ettiği hakîkat gereği, kulların fiilleri de hakîkatte O'nun fiilidir. Zîrâ Sâffât Sûresi 37/96'da buyrulur: "Vallâhu halakakum ve mâ ta'melûn" (Sizi de amellerinizi de Allâh halk etti). Ancak şehâdet âleminde ve şerîat mertebesinde, fiil ve amel kula nispet edilir ve kişi yaptığından sorumludur.
Âyet 71
وَسٖيقَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَراًؕ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاؕ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرٖينَ
(39-71) Ve sîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ, hattâ izâ câûhâ futihat ebvâbuhâ ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye'tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alâl kâfirîn.