İçeriğe atla
Zümer 70Cüz 24 · Sayfa 466

Zümer Sûresi 70. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Ve vuffiyet kullu nefsin mâ ‘amilet ve huve a'lemu bimâ yef'alûn(e)

Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.

Zümer Sûresi

Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır.

Önceki âyette mahşerde adâletle hükmedileceği bildirilmişti. Bu âyet o hükmün tatbîk biçimini açıklıyor: Her nefse yaptığının karşılığı eksiksiz verilecektir.

"Ve vuffiyet kullu nefsin mâ amilet" (Her nefse, yaptığının karşılığı tastamam verilecektir): "Vuffiyet" fiili, "tevfiye" kökünden gelir; "eksiksiz ve tastamam vermek" demektir. Aynı kökten "vefât" kelimesi de türemiştir ki, "canın eksiksiz olarak geri alınması" ma'nâsındadır. Bu yönüyle ölüm, nefsin amellerinin kendisine eksiksiz teslîm edilmesidir; kişi yaşarken ne ekmiş ise âhirette onu biçer.

Bâtınen, "her nefse yaptığının karşılığı verilmesi", kul dünyâda hangi ismin tecellîgâhı olduysa, âhirette o ismin nûrunu veya zulmetini bulmasıdır (Rabbine dönmesidir). Hâdî isminin mazharı hidâyeti, Mudill isminin mazharı dalâleti tastamam alır.

"Ve huve a'lemu bi mâ yef'alûn" (O, onların yaptıklarını en iyi bilendir): "A'lemu" kelimesi, "en iyi bilen" demektir; Hakk'ın ilminin her şeyi kuşattığını ifâde eder. Kul fiilin zâhirini bilir; Hakk ise zâhirini, bâtınını, niyetini ve o fiilin ezeldeki aslını bilir.

O'nun bilmesi, dışarıdan bir seyirci gibi değildir; bilâkis her fiilin hakîkî fâili O olduğundan, fiilin ve fâilin bizâtihi kendisi olarak bilir. Nitekim tevhîd ehlinin "Lâ fâile illallâh" (Allâh'tan başka fâil yoktur) şeklinde ifâde ettiği hakîkat gereği, kulların fiilleri de hakîkatte O'nun fiilidir. Zîrâ Sâffât Sûresi 37/96'da buyrulur: "Vallâhu halakakum ve mâ ta'melûn" (Sizi de amellerinizi de Allâh halk etti). Ancak şehâdet âleminde ve şerîat mertebesinde, fiil ve amel kula nispet edilir ve kişi yaptığından sorumludur.


Âyet 71

وَسٖيقَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَراًؕ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاؕ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرٖينَ

(39-71) Ve sîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ, hattâ izâ câûhâ futihat ebvâbuhâ ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye'tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alâl kâfirîn.

(39-71) İnkâr edenler, bölük bölük (zümreler halinde) cehenneme sürülür. Nihâyet oraya geldiklerinde, kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara derler ki: "Size, aranızdan Rabbinizin âyetlerini okuyan ve sizi bu gününüze kavuşmakla uyaran peygamberler gelmedi mi?" Onlar: "Evet, geldi" derler. "Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak olmuştur."


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)