İnne-lmunâfikîne yuḣâdi'ûna(A)llâhe vehuve ḣâdi'uhum ve-iżâ kâmû ilâ-ssalâti kâmû kusâlâ yurâûne-nnâse velâ yeżkurûna(A)llâhe illâ kalîlâ(n)
Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.
Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.
Nisâ 142. ayet, münafıkların temel özelliklerini ve davranışlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, onların Allah'a karşı hilekarlıklarını, namaza karşı tembelliklerini, riyakarlıklarını ve Allah'ı az anmalarını vurgulayarak, bu kavramlar üzerinden münafık karakterini çizmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nifak (نفاق) kelimesi, 'nafaka' (نفق) kelimesinden türemiştir ve 'tünel, yer altı geçidi' anlamına gelir. Münafık ise, tünelden çıkan fare gibi, bir kapıdan girip diğerinden çıkan, yani İslam'a girip küfürle çıkan veya dıştan Müslüman görünüp içten küfrü gizleyen kişidir. Ayetteki 'el-Münâfikîn' ifadesi, bu iki yüzlülüğü ve gizli düşmanlığı açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nifak, kalpte gizlenen küfrü dışarıdan iman göstermek suretiyle örtmektir. Münafıklar, İslam toplumunda bir tür 'gizli hastalık' gibidirler ve ayetteki kullanımları, onların Allah'ı aldatma girişimlerinin temelinde yatan bu içsel çelişkiyi vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nifak' kavramını Kur'an'ın temel ahlaki ve sosyal kavramlarından biri olarak inceler. Münafık, dışsal olarak Müslüman cemaatinin bir parçası gibi görünse de, içsel olarak bu cemaatin değerlerine ve Allah'a karşı bir duruş sergiler. Ayetteki 'el-Münâfikîn' ifadesi, bu ikili kimliği ve bunun getirdiği tehlikeyi işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hudâ' (خداع), bir şeyi olduğundan farklı göstermek, hile yapmak ve aldatmaktır. 'Yuhâdi'ûne' (يُخَادِعُونَ) fiili, müfâ'ale babından olup, karşılıklı bir eylemi ifade eder. Yani münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlar, ancak Allah da onların bu aldatma girişimlerini boşa çıkarır ve onlara karşılık verir. Ayetteki bağlamda, münafıkların Allah'a karşı kurdukları hilenin beyhudeliğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yuhâdi'ûne' fiilini 'yuhâvilûne' (denemeye çalışırlar) olarak açıklar. Yani münafıklar Allah'ı aldatmaya yeltenirler, ancak bu mümkün değildir. Allah'ın onlara 'aldatması' ise, onların hilelerini açığa çıkarması ve cezalandırmasıdır. Bu, bir tür 'mukabele bi'l-misil' (misliyle karşılık verme) mecazıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hudâ', bir şeyi gizleyerek başkasını yanıltmaktır. 'Yuhâdi'ûne' fiili, münafıkların dıştan iman gösterip içten küfrü gizleyerek Allah'ı ve müminleri aldatma çabalarını ifade eder. Ancak Allah'ın 'hâdi'u'l-hum' olması, onların bu hilelerinin kendilerine döneceğini ve Allah'ın onların gerçek yüzünü ortaya çıkaracağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kesel (كسل), bir işi yapmaya gücü yettiği halde, isteksizlik ve gevşeklik sebebiyle onu terk etmektir. 'Kusâlâ' (كُسَالَىٰ) kelimesi, 'keslân' (كسلان) kelimesinin çoğuludur ve münafıkların namaza karşı gösterdikleri isteksizliği, gönülsüzlüğü ve ağır davranmalarını ifade eder. Bu, onların imanlarının zayıflığının bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kesel, bir işi yapmaya gücü yettiği halde, nefsin ağırlığı ve isteksizliği sebebiyle onu terk etmektir. Münafıkların namaza 'kusâlâ' olarak kalkmaları, onların namazı bir yük olarak gördüklerini, içten bir arzu ve huşu ile değil, sadece gösteriş için eda ettiklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Riyâ (رياء), bir şeyi başkalarına göstermek amacıyla yapmaktır. 'Yurâûne' (يُرَاءُونَ) fiili, 'mürâât' (مراآة) masdarından türemiştir ve münafıkların ibadetlerini, özellikle namazlarını, Allah rızası için değil, insanların beğenisini kazanmak ve kendilerini Müslüman göstermek amacıyla yaptıklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yurâûne' fiilini 'yuzâhirûne' (dıştan gösterirler) olarak açıklar. Yani münafıklar, namazlarını sadece dış görünüş olarak sergilerler, kalplerinde ise samimiyet yoktur. Bu, onların imanlarının yüzeyselliğini ve ibadetlerinin özünden yoksunluğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, riya kavramının Kur'an'daki kullanımını incelerken, bunun sadece ibadetlerde değil, genel davranışlarda da görülen bir ikiyüzlülük olduğunu belirtir. Ayetteki 'yurâûne' ifadesi, münafıkların namazı bir araç olarak kullanarak sosyal statülerini koruma veya artırma çabalarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر), bir şeyi kalpte veya dilde hazır bulundurmaktır. Allah'ı zikretmek ise, O'nu anmak, O'nun büyüklüğünü hatırlamak ve O'na ibadet etmektir. Ayetteki 'lâ yezkurûne' (لا يَذْكُرُونَ) ifadesi, münafıkların Allah'ı çok az anmalarını, yani kalplerinde Allah sevgisi ve korkusunun zayıf olduğunu, dillerinde ise sadece göstermelik bir zikir bulunduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zikr, hem kalple hatırlama hem de dille ifade etme anlamına gelir. Münafıkların Allah'ı 'illa kalîlen' (pek az) zikretmeleri, onların Allah ile olan bağlarının zayıflığını, O'na karşı gerçek bir bağlılık ve teslimiyetlerinin olmadığını ortaya koyar. Bu, onların imanlarının yüzeyselliğinin bir başka göstergesidir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(142) (İnnel münâfikîne yuhadiunAllahe ve HUve hâdiuhüm* ve izâ kâmû iles Salâti kâmû küsâlâ yüraunen Nâse ve lâ yezkürunAllahe illâ kalîlâ;)
“Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki
Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.”