Yurîdu(A)llâhu liyubeyyine lekum veyehdiyekum sunene-lleżîne min kablikum veyetûbe ‘aleykum(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nisâ 26. ayet, Allah'ın insanlara açıklama, yol gösterme ve tövbelerini kabul etme iradesini vurgular. Ayet, ilahi rehberliğin ve bağışlayıcılığın temel prensiplerini 'beyan', 'hidayet' ve 'tevbe' kavramları üzerinden aktarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyan (بَيَان), bir şeyin açıklığa kavuşturulması, gizliliğinin giderilmesi ve anlaşılır hale getirilmesidir. Ayetteki 'li-yübeyyine leküm' ifadesi, Allah'ın şeriat hükümlerini, helal ve haramı, insanların faydasına olacak şeyleri onlara net bir şekilde bildirme iradesini gösterir. Bu, sadece lafızla değil, aynı zamanda delillerle ve işaretlerle de olabilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yübeyyine (يُبَيِّنَ) fiili, 'açıklamak, izah etmek' anlamındadır. Allah'ın insanlara dinin hükümlerini, geçmiş ümmetlerin kıssalarını ve doğru yolu beyan etmesi, onların doğru ile yanlışı ayırt etmelerini sağlamak içindir. Bu, Kur'an'ın temel işlevlerinden biridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Beyan (بَيَان) kavramı, Kur'an'da Allah'ın insanlara hakikati, doğru yolu ve şeriatı açıklamasını ifade eder. Bu, sadece bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda insanları doğruya yönlendirme ve onlara rehberlik etme amacı taşır. Nisâ 26'daki kullanımı, ilahi iradenin insanlara yol gösterme ve onları aydınlatma yönünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet (هُدَى), lütuf ve incelikle doğru yola iletmektir. Ayetteki 've yehdiyeküm' ifadesi, Allah'ın insanlara hem akli delillerle hem de peygamberler ve kitaplar aracılığıyla doğru yolu gösterme iradesini belirtir. Bu, sadece bilgi vermekle kalmaz, aynı zamanda insanı doğru eyleme yönlendirmeyi de içerir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hidayet (هُدَى), bir şeyi açıkça göstermek ve ona ulaştırmaktır. Allah'ın insanlara hidayet etmesi, onları doğru yola sevk etmesi, onlara hakikati bildirmesi ve bu yolda sabit kılmasını ifade eder. Nisâ 26'da, geçmiş ümmetlerin sünnetleri (yolları) üzerinden bir hidayet sunulması söz konusudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hidayet (هُدَى), Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; doğru yolu göstermek, rehberlik etmek, yol bulmak gibi anlamlara gelir. Nisâ 26'da, Allah'ın insanlara geçmiş ümmetlerin doğru yollarını göstererek onları hidayete erdirmek istemesi, ilahi rahmetin ve rehberliğin bir tezahürüdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sünen (سُنَن), sünnet kelimesinin çoğuludur ve 'yollar, adetler, gidişatlar' anlamına gelir. Ayetteki 'sünenellezîne min kabliküm' ifadesi, Allah'ın geçmiş ümmetlerin başına gelenleri, onların doğru veya yanlış yollarını insanlara bildirmesi ve bundan ibret almalarını sağlaması demektir. Bu, hem iyi örnekleri hem de kötü akıbetleri içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sünnet (سُنَّة), bir yol, bir gidişat demektir. İster övgüye değer olsun ister yergiye değer olsun, bir kimsenin izlediği yol için kullanılır. Nisâ 26'da, Allah'ın geçmiş ümmetlerin sünnetlerini (yollarını, kanunlarını, başlarına gelenleri) açıklayarak insanlara rehberlik etme iradesi vurgulanır. Bu, onların tecrübelerinden ders çıkarmayı amaçlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sünen (سُنَن), 'yollar, yöntemler, kanunlar' demektir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın geçmiş peygamberlere ve ümmetlere koyduğu şeriatlar, onların yaşam biçimleri ve Allah'ın onlara uyguladığı muameleler kastedilir. Bu, insanlara bir örnek teşkil etmesi ve ibret alınması içindir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe (تَوْبَة), dönmek demektir. Allah'ın tevbesi (تَوْبَةُ اللَّهِ), kuluna yönelmesi, ona merhamet etmesi ve günahlarını bağışlamasıdır. Ayetteki 've yetûbe aleyküm' ifadesi, Allah'ın kullarının günahlarından pişmanlık duyarak kendisine yönelmeleri halinde, onların tövbelerini kabul etme ve onlara lütuf ve bağışla muamele etme iradesini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tevbe (تَوْبَة), günahtan dönmek ve Allah'a yönelmektir. Allah'ın kuluna tevbe etmesi ise, onun tövbesini kabul etmesi, günahlarını affetmesi ve ona rahmet nazarıyla bakmasıdır. Nisâ 26'da, Allah'ın insanlara tevbe kapısını açık tuttuğu ve onların pişmanlıklarını kabul etmeye hazır olduğu vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Yetûbe (يَتُوبَ) fiili, Allah'ın kuluna yönelmesi, ona merhamet etmesi ve günahlarını affetmesi anlamındadır. Bu ayette, Allah'ın insanlara şeriatı açıklamasının, geçmiş ümmetlerin yollarını göstermesinin yanı sıra, onların hatalarından dönmeleri halinde bağışlayıcı olduğunu da bildirme iradesi ifade edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm (عَلِيمٌ), Allah'ın sıfatlarından olup, her şeyi bilen demektir. Allah'ın ilmi, geçmişi, geleceği, zahiri ve batını kuşatır. Ayette 'Vallahu Alîmun Hakîm' ifadesi, Allah'ın insanlara neyin faydalı neyin zararlı olduğunu, hangi hükümlerin hikmetli olduğunu tam olarak bildiğini ve bu nedenle hükümlerini bu ilmine göre koyduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Alîm (عَلِيمٌ), ilim sahibi olan demektir. Allah'ın Alîm olması, O'nun her şeyi, gizliyi ve açığı, olmuşu ve olacak olanı bilmesidir. Nisâ 26'da bu sıfatın zikredilmesi, Allah'ın insanlara açıklama, yol gösterme ve tevbe kabul etme iradesinin, O'nun sonsuz ilmine dayandığını, yani bu fiillerin rastgele değil, tam bir bilgiyle gerçekleştiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakîm (حَكِيمٌ), Allah'ın sıfatlarından olup, her şeyi hikmetle yapan, hükümlerinde isabetli olan demektir. O, her şeyi yerli yerine koyar ve her işinde bir gaye ve fayda gözetir. Ayette 'Vallahu Alîmun Hakîm' ifadesi, Allah'ın koyduğu hükümlerin, yaptığı açıklamaların ve gösterdiği yolların, O'nun sonsuz ilmiyle birlikte tam bir hikmet içerdiğini, yani boşuna veya anlamsız olmadığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hakîm (حَكِيمٌ), hikmet sahibi, işleri sağlam ve kusursuz olan demektir. Allah'ın Hakîm olması, O'nun fiillerinin ve hükümlerinin en doğru, en uygun ve en faydalı şekilde olmasıdır. Nisâ 26'da bu sıfatın zikri, Allah'ın insanlara yönelik beyan, hidayet ve tevbe kabul etme eylemlerinin, O'nun mutlak hikmetinin bir tezahürü olduğunu, yani bu eylemlerde büyük bir fayda ve doğru bir amaç bulunduğunu gösterir.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(26) (Yürîdullahu liyübeyyine leküm ve yehdiyeküm sünenellezîne min kabliküm ve yetube aleyküm* vAllahu Alîmun Hakîm;)
“Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”