Yevme lâ yenfe'u-zzâlimîne ma'żiratuhum(s) velehumu-lla'netu velehum sû-u-ddâr(i)
O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lanet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.
O gün zalimlere özür dilemeleri fayda vermez. Onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü (cehennem) vardır.
Mü'min Suresi 52. ayet, kıyamet gününde zalimlerin özürlerinin kabul edilmeyeceğini, lanete uğrayacaklarını ve kötü bir akıbete maruz kalacaklarını vurgular. Ayet, 'zalimler', 'özür', 'lanet' ve 'yurt/mekan' gibi temel kavramlar üzerinden ahiret azabının kesinliğini ve adaletini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm, bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymaktır. Şeriatta ise, Allah'ın koyduğu sınırları aşmak ve başkalarının haklarına tecavüz etmektir. Ayetteki 'zalimin' kelimesi, kıyamet gününde özürleri kabul edilmeyecek olan, dünyada Allah'ın emirlerine karşı gelmiş ve haksızlık etmiş kişileri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'zulüm' kavramı, sadece dünyevi haksızlıkları değil, aynı zamanda Allah'a karşı işlenen günahları ve O'nun birliğini inkar etmeyi de kapsar. 'Zalimler', Allah'ın varlığını ve birliğini inkar eden, peygamberlere karşı çıkan ve ahiret gününe inanmayan kimselerdir ki, bu ayetteki bağlamda onların özürlerinin fayda vermeyeceği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ma'ziret, bir kusur veya hatadan dolayı ileri sürülen gerekçe, özürdür. Bu ayetteki 'ma'ziretuhum' ifadesi, zalimlerin dünyada işledikleri günahlar ve haksızlıklar için ahirette sunacakları bahanelerin, Allah katında hiçbir geçerliliğinin olmayacağını ve onlara fayda sağlamayacağını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ma'ziret, bir fiilin kötü sonucundan kurtulmak için sunulan açıklamadır. Ayetteki kullanımı, zalimlerin dünyadaki inkarları ve zulümleri için ahirette sunacakları her türlü mazeretin, o günün şiddeti ve adaleti karşısında değersiz kalacağını ve azaptan kurtulmalarına yetmeyeceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Lanet, uzaklaştırmak ve kovmak demektir. Allah'tan lanet, O'nun rahmetinden ve iyiliğinden uzaklaştırmasıdır. İnsanlardan lanet ise, beddua etmektir. Ayetteki 'lanet' ifadesi, zalimlerin kıyamet gününde Allah'ın rahmetinden tamamen mahrum kalacaklarını ve ilahi gazaba uğrayacaklarını açıkça belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Lanet, Allah'ın rahmetinden uzaklaşmak ve kovulmaktır. Bu ayetteki 'lanet' kavramı, zalimlerin ahiretteki nihai akıbetlerinin, Allah'ın lütfundan ve bağışlayıcılığından tamamen dışlanma olduğunu, bu durumun onların ebedi azabının bir parçası olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Su' (سُوء), kötü olan her şey için kullanılır. Bu ayetteki 'sûu'd-dâr' ifadesi, zalimlerin ahiretteki mekanlarının, yani cehennemin, en kötü ve en çirkin yer olduğunu, orada karşılaşacakları azabın ve durumun son derece kötü olduğunu mecazi bir anlatımla ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Su' (سُوء), bir şeyin çirkin ve kötü olmasıdır. Ayetteki 'sûu'd-dâr' terkibi, zalimlerin ahiretteki yurtlarının, yani cehennemin, hem maddi hem de manevi olarak en kötü ve en iğrenç yer olduğunu, orada hiçbir hayır ve güzelliğin bulunmadığını, aksine her türlü azap ve sıkıntının mevcut olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dâr (دار), bir yerleşim yeri, ev veya yurt anlamına gelir. Kur'an'da genellikle ahiret yurdu için kullanılır. Bu ayetteki 'sûu'd-dâr' ifadesi, zalimlerin ahiretteki nihai ikametgahlarının, yani cehennemin, kötü ve azap dolu bir yer olduğunu, onların dünyadaki amellerinin karşılığı olarak bu kötü yurda döneceklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Dâr (دار), ikamet edilen yerdir. Ayetteki 'sûu'd-dâr' terkibi, zalimlerin ahiretteki yurtlarının, yani cehennemin, kötülüklerin ve azabın toplandığı bir mekan olduğunu, bu yurdun onların dünyadaki kötü amellerinin bir sonucu olarak kendilerine tahsis edildiğini ve orada ebedi bir azapla karşılaşacaklarını ifade eder.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır. (40/52)
Nefs, emmarenin zulmetinin karanlığında olup, ruhaniyetlerinden, madde mertebesine inenler sulfi âlemde kalmış ve yurt edinmişlerdir. (Murat Derûni)