İnnâ lenensuru rusulenâ velleżîne âmenû fî-lhayâti-ddunyâ veyevme yekûmu-l-eşhâd(u)
Şüphesiz ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.
Biz peygamberimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde (kıyamette) elbette yardım ederiz.
Bu ayet, Allah'ın peygamberlerine ve müminlere hem dünya hayatında hem de ahiretteki hesap gününde yardım edeceğini vurgulamaktadır. Ayet, ilahi desteğin sürekliliğini ve kapsamını 'nasr' (yardım), 'rusul' (elçiler), 'âmenû' (iman edenler) ve 'eşhâd' (şahitler) kavramları üzerinden ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر), birine düşmanına karşı yardım etmek ve onu desteklemek demektir. Ayetteki 'lenensuru' ifadesi, Allah'ın peygamberlerine ve iman edenlere mutlak ve kesin bir şekilde yardım edeceğini, onları düşmanlarına karşı üstün kılacağını ve zafere ulaştıracağını belirtir. Bu yardım, hem maddi hem de manevi olabilir. (el-Müfredât, s. 809)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nasr (نصر), düşmana karşı yardım etmek ve galip gelmesini sağlamaktır. Ayetteki 'lenensuru' fiili, Allah'ın peygamberlerine ve müminlere vaat ettiği yardımı ifade eder ki bu yardım, dünya hayatında düşmanlarına karşı zafer ve ahirette de mükafatlandırma şeklinde tecelli edecektir. (el-Külliyyât, s. 921)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nasr kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın müminlere ve peygamberlere düşmanlarına karşı verdiği ilahi yardımı ve zaferi ifade eder. Bu ayetteki 'lenensuru' kullanımı, Allah'ın bu yardımı kesin ve kaçınılmaz bir şekilde gerçekleştireceğinin altını çizer, bu da müminlere güven ve teselli verir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 248)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere gönderdiği kişidir. Ayetteki 'rusulenâ' ifadesi, Allah'ın seçtiği ve görevlendirdiği peygamberleri kapsar ve onlara yönelik ilahi yardımın özel bir statüye sahip olduğunu gösterir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 201)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Resul (رسول), gönderilen demektir. Kur'an'da bu kelime, Allah'ın mesajını tebliğ etmek üzere görevlendirdiği peygamberler için kullanılır. 'Rusulenâ' ifadesi, Allah'ın kendi elçilerine olan desteğini ve onları koruyacağını vurgular. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 123)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), bir mesajla gönderilen kimsedir. Kur'an'da ise, Allah'ın şeriatını tebliğ etmek üzere gönderdiği peygamberler için kullanılır. Ayetteki 'rusulenâ' ifadesi, Allah'ın bu özel kullarına olan yardımının, onların tebliğ görevlerini yerine getirmeleri için bir destek olduğunu belirtir. (el-Müfredât, s. 347)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), kalple tasdik etmek ve dil ile ikrar etmektir. 'Âmenû' fiili, Allah'ın birliğine, peygamberlerine ve onların getirdiği mesaja kesin bir şekilde inananları ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu iman edenler, Allah'ın yardımına mazhar olacak olanlardır. (el-Müfredât, s. 91)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İman (إيمان), güvenmek ve tasdik etmek anlamlarına gelir. 'Âmenû' kelimesi, Allah'ın peygamberlerine ve onların tebliğ ettiklerine tam bir teslimiyetle inananları tanımlar. Bu ayette, Allah'ın yardımı, sadece peygamberlere değil, aynı zamanda onların yolunu takip eden müminlere de vaat edilmektedir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 1, s. 136)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İman, sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir eylem ve teslimiyet halidir. 'Âmenû' fiili, bu teslimiyeti ve Allah'a olan güveni ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yardımının, iman edenlerin bu teslimiyet ve güvenlerinin bir karşılığı olduğunu gösterir. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 112)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (حياة), varoluş ve canlılık halidir. 'el-Hayâti'l-dünyâ' ifadesi, geçici olan bu dünya hayatını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yardımının sadece ahirette değil, aynı zamanda bu geçici dünya hayatında da tecelli edeceğini vurgular. (el-Müfredât, s. 288)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hayat (حياة), ruhun bedende bulunması halidir. 'el-Hayâti'l-dünyâ' ise, ahiret hayatının aksine, fani olan bu dünya yaşamıdır. Ayet, Allah'ın peygamberlerine ve müminlere bu dünya hayatında da destek olacağını, onları zorluklara karşı koruyacağını belirtir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 187)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hayat (hayâh) kavramı, Kur'an'da genellikle 'dünya hayatı' (el-hayâtü'd-dünyâ) ve 'ahiret hayatı' (el-hayâtü'l-âhire) şeklinde ikiye ayrılır. Bu ayette 'el-hayâti'd-dünyâ' ifadesi, Allah'ın yardımının somut ve gözle görülür bir şekilde, yani peygamberlerin ve müminlerin düşmanlarına karşı zafer kazanmaları gibi olaylarla bu dünyada da gerçekleşeceğini vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 192)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şâhid (شاهد), hazır bulunan ve bir olaya tanıklık eden kimsedir. 'el-Eşhâd' kelimesi, kıyamet gününde insanların amellerine şahitlik edecek olanları ifade eder. Bu şahitler, melekler, peygamberler veya her ümmetin kendi peygamberi olabilir. Ayetteki 'yevme yekûmu'l-eşhâd' ifadesi, ahiret gününde şahitlerin huzurunda Allah'ın müminlere yardımının ve onların haklılığının ortaya çıkacağını belirtir. (el-Müfredât, s. 455)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Eşhâd (أشهاد), şâhid kelimesinin çoğuludur ve kıyamet gününde insanların amellerine tanıklık edecek olanları ifade eder. Bu tanıklar, Allah'ın adaletinin tecellisinde önemli bir rol oynayacaklardır. Ayetteki 'yevme yekûmu'l-eşhâd' ifadesi, Allah'ın yardımının sadece dünya ile sınırlı kalmayıp, ahirette de şahitlerin huzurunda müminlerin lehine tecelli edeceğini vurgular. (Umdetü'l-Huffâz, c. 2, s. 203)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şâhid (شاهد), bir şeyi gören ve onu haber veren kişidir. 'el-Eşhâd' kelimesi, kıyamet gününde insanların bütün yaptıklarına şahitlik edecek olan melekleri, peygamberleri ve hatta organları kapsayabilir. Bu ayette, Allah'ın yardımı, şahitlerin huzurunda müminlerin haklılığının ve kurtuluşunun tasdik edilmesi şeklinde gerçekleşecektir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 352)
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
Sapıklık ve bâtıl, daima iblis ve onun ordusu tarafından temsil edilmiş, imana, tevhide, peygamberliğe, kısaca Hakka sürekli meydan okumuştur. Fakat kazanan daima Hak olmuştur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: “Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında, hem de meleklerin şahid olacağı günde muzaffer kılacağız” (el-Mü’min, 40/51).[63] “ İz- -T-B- ”
يَوْمَ لَا يَنفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ {52}
“Yevme lâ yenfe’u-zzâlimîne ma’ziratuhum velehumu-lla’netu velehum sû-u-ddâr(i)”