İçeriğe atla
Mü'min 61Cüz 24 · Sayfa 474

Mü'min Sûresi 61. Âyet

غافر

Sohbete sor

(A)llâhu-lleżî ce'ale lekumu-lleyle liteskunû fîhi ve-nnehâra mubsirâ(an)(c) inna(A)llâhe leżû fadlin ‘alâ-nnâsi velâkinne ekśera-nnâsi lâ yeşkurûn(e)

Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.

Mü'min (Ğâfir) Sûresi

“Ce’al” kelimesi bazı meal ve tefsirlerde yaratma olarak çevrilmiştir. Halbuki “ceal” kelimesi kılmaktır, yaratmak değildir. (Murat Derûni)

A’yân-ı sâbite suver-i ilmiye-i esmaiyeden ibaret olduklarında vücud-u haricileri yoktur. Yani Allah’ın isimlerinin, Esma-ı İlâhiyesinin ilmi suretleri olduğundan maddi ma’nâda bir sureti şekli olmadığından yani zuhura çıkmadığından vücud-u haricileri yoktur, yani hariçte bir varlıkları yoktur. Halbuki ceal müessirin tesirinden ibarettir. Bakın bu cümleyi yazarsanız iyi olur. Bu hoş bir açıklamadır, yerli yerince bir açıklamadır. Yani a’yân-ı sâbite mec’ul değildir demişti ya, ceal kelimesi genel tefsirlere bakıldığında “yaratma hükmüyle belirtilir. Halbuki bu yaratma değil zuhur ve tecelli” ma’nâ’sına olmaktadır. Ceal müessirin tesirinden ibarettir. Yani kazmayı çapayı yere vuran kişinin nasıl o toprağın parçasını oradan koparmışsa, onun orada bir tesiri vardır. Yani vurma çapalama, kopartma orayı açma, eşeleme ile orada bir tesir vardır.

İşte bu çapalamayı yapmak için de, bir program bir düşüncesi bir muradı vardır, bir isteği vardır. İşte “ceal “ bu demektir. Yani bir yerde bir oluşumu meydana getirmek için düşünülen arzu edilen şeyin tatbikatı “ceal” dir, yani zuhura çıkarmaktır. İşte bu iş müessirin tesirinden ibarettir, çapayı vuran kişi orada çapalayarak oraya bir tesir vermektedir, yani orayı hükmü altına almaktadır, işte orasını ne için çapalıyor,? Ya fidan dikecek, ya toprağı yeşerte-cek veya orada istenmeyen otlar varsa, onları temizleyecek yani o fiili yapmakta bir program var, bir murad var, o fiili yapacak olan kişi müessir, yani tesir edici hâkim unsurdur, ayrıca müessirin oradaki tesiridir.[79] “ İz- -T-B- ” Yeryüzünde zahiri gece ve gündüz kılndığı gibi, bâtında beden arzının gece ve gündüzü vardır. Hayal ve vehimde yaşayan için nefsin karanlığında olmak vardır. Ama irfan ehli birinin eğitimi altında girildiği zaman salik bu gecede dünya, yıldız ve ayın farkına varır. Gecenin evreleri olan fenafişşeyh, fenafiresül ve fenafillah tan sonra güneşin farkına varıp. Beden arzını hakikati ilahi ile aydınlatıp bakabillah mertebesine geçer. (Murat Derûni)