Huve-lhayyu lâ ilâhe illâ huve fed'ûhu muḣlisîne lehu-ddîn(e)(k) elhamdu li(A)llâhi rabbi-l'âlemîn(e)
O, diridir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde sadece Allah'a itaat ederek (samimi olarak) O'na ibadet edin. Hamd, alemlerin Rabbine mahsustur.
Daimî bir hayat sahibi ancak O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. Onun için dini halis kılarak O'na, hep O'na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Mü'min Suresi 65. ayet, Allah'ın birliğini, diriliğini ve ibadetin yalnızca O'na has kılınması gerektiğini vurgular. Ayet, tevhid inancının temelini oluşturan 'ilah', 'hayy' ve 'din' gibi kavramlar üzerinden Allah'a yönelişi ve hamdi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayy' kelimesini 'hayat' kökünden türemiş olarak açıklar ve Allah için kullanıldığında, O'nun varlığının başlangıcı ve sonu olmadığını, ilim ve kudret sahibi olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-Hayy' ifadesi, Allah'ın mutlak ve ebedi diriliğini, varlığının kemalini ve diğer tüm varlıkların hayat kaynağı olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hayy' kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde, O'nun zatıyla kaim, ölümsüz ve tüm canlılığın kaynağı olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın diğer tüm varlıklardan farklı olarak, kendi zatıyla diri ve varlığının devamlı olduğunu, dolayısıyla ibadete layık tek varlık olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ilah' kelimesinin 'elehe' fiilinden geldiğini ve 'hayran kalmak, tapınmak, sığınmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ ilâhe illâ hû' ifadesi, Allah'tan başka hiçbir varlığın ibadete layık olmadığını, O'nun tek ve mutlak mabud olduğunu kesin bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilah' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini inceler ve bu kelimenin 'tapınılan, yüceltilen, kendisine boyun eğilen' varlık anlamında kullanıldığını vurgular. Ayetteki 'lâ ilâhe illâ hû' ifadesi, Kur'an'ın tevhid mesajının özünü oluşturur ve Allah'ın eşsiz ve benzersiz ilahlığını ilan eder, O'ndan başka hiçbir varlığın bu sıfatı taşıyamayacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilah' kelimesinin etimolojik kökenlerini ve Kur'an'daki kullanım bağlamlarını detaylandırır. Ayetteki 'lâ ilâhe illâ hû' ifadesi, Allah'ın mutlak birliğini ve ibadetin yalnızca O'na tahsis edilmesi gerektiğini vurgulayan temel bir ilkedir. Bu ifade, şirkin her türlüsünü reddeder ve tevhidin en saf halini ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'da'â' fiilinin 'çağırmak, istemek, dua etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fed'ûhu' emri, müminlere Allah'a yönelerek O'ndan yardım dilemelerini, O'na ibadet etmelerini ve O'na yalvarmalarını emreder. Bu, Allah'ın tek ilah olmasının doğal bir sonucudur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'da'â' fiilinin geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, hem 'çağırmak' hem de 'dua etmek, ibadet etmek' anlamlarını içerdiğini açıklar. Ayetteki 'fed'ûhu' ifadesi, Allah'a karşı samimi bir yönelişi, O'na olan ihtiyacı ve O'ndan yardım dilemeyi kapsar. Bu, tevhidin pratik bir tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihlâs' kelimesinin 'bir şeyi saf ve katıksız kılmak, arındırmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'muhlisîne lehu'd-dîn' ifadesi, ibadetin ve dinin yalnızca Allah için, hiçbir ortak koşulmaksızın, samimi bir niyetle yapılması gerektiğini vurgular. Bu, tevhidin özüdür ve şirkin zıddıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ihlâs'ın kalbi şirkten ve riyadan arındırmak olduğunu ifade eder. Ayetteki 'muhlisîne lehu'd-dîn' ifadesi, müminlerin Allah'a olan ibadetlerinde ve dinî yaşantılarında sadece O'nun rızasını gözetmelerini, başka hiçbir amaç veya beklenti taşımamalarını emreder. Bu, ibadetin kabul şartıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'dîn' kelimesinin 'itaat, ibadet, şeriat' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'muhlisîne lehu'd-dîn' ifadesi, Allah'a olan ibadetin ve O'nun koyduğu yaşam biçiminin (dinin) tamamen O'na has kılınması gerektiğini, başka hiçbir şeye ortak koşulmaması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dîn' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, 'itaat, ibadet, hesap, yaşam biçimi, din' gibi anlamları içerdiğini açıklar. Ayetteki bağlamda 'dîn', Allah'a karşı gösterilen mutlak itaati, O'nun emirlerine uymayı ve tüm yaşamı O'nun rızasına göre düzenlemeyi ifade eder. 'İhlâs' ile birlikte kullanılması, bu itaatin samimi ve katıksız olması gerektiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'dîn' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı, bir itaat ve hesaplaşma günü anlamlarını da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'muhlisîne lehu'd-dîn' ifadesi, müminlerin tüm dinî pratiklerini ve hayatlarını sadece Allah'a tahsis etmeleri gerektiğini, bu tahsisin samimiyet ve içtenlikle olması gerektiğini vurgular.
Mü'min (Ğâfir) Sûresi
“Huve-lhayyu lâ ilâhe illâ huve” O, diridir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur.
Görüldüğü gibi âyetin bu bölümü “Huve” ile başlayıp “Huve” ile bitmektedir.
Camilerde ve hatlarda resimde görüldüğü gibi “O” iki “Huve” “Vav” harflerinden birbirine bağlanmıştır. Sağdaki mutlak kayda girmeyen zati hüviyeti ve soldaki ise sıfat mertebesinde kayda giren mukayyed hüviyeti bildirir. Mukayyed, kayda giren hüviyet-i ilâhiyye hay dır. “Hayat” sıfât-ı subutiyyenin ilkidir. Kayda girmeyen mümiti ifade “O”ndan başka yoktur.
Bunu idrak eden irfan ehli hüvesi hüvesin O olur. Ve tekliğı ve samadiyeti ile ibadetini halis kılarak, ubudiyet mertebesinden olur.
Hamd Allah içindir yani O’na mahsustur, başkası yapamaz, genelde Allah’a mahsus derken zâhiren biz sağa sola yani başka şeylere değilde Allah’a hamdedeceğiz gibi bir anlam verilir. Hamd’ın hakikatine erişinceye kadar sekiz mertebesi vardır;
(1) Şeriat mertebesinde verilenlere teşekkür olarak (2) Tarikat mertebesinde, muhabbet ile karşılıksız övgüde bulunmak, (3) “Ben seni övmekten acizim” diyerek, Cenâb-ı Hakkk’ı övmekteki acziyeti idrak ediyor, ve “Sen kendini nasıl övüyorsan seni öyle överim” diyor, (4) Cenâb-ı Hakk, sen bu hakikati anladın, ve şimdi artık “ancak Ben överim” diyerek kulunu övüyor, (5) “Ve minelleyli fetehecced Bihi nafileten leke, asâ en yeb'aseke Rabbüke Mekâmen Mahmuda;” diyerek Cenâb-ı Hakk, sen bu yolda devam et, Makamı Mahmuda ulaşıp Allah tarafından birey olarak övülürsün diyor, (6) “Semavat ve arzda ne varsa hepsi O’nu tespih eder” O’nu hamdetmektedir, O’nu övmektedir, (7) “Ekmelüt zikir lâ İlâhe illâllah, ekmelüt dua elhamdülillâh”
(8) Bütün bunların hepsinin toplandığı yer olan “liva-ül Hamd sancağıdır.” Özetle hamdın bu mertebelirini gördük. Bunların daha genişi muhtelif Terzi Baba sohbetlerinde bidirilmiştir.[83]
“ İz- -T-B- ” (Murat Derûni)