İçeriğe atla
Mü'min 8Cüz 24 · Sayfa 468

Mü'min Sûresi 8. Âyet

غافر

Sohbete sor

Rabbenâ ve edḣilhum cennâti ‘adnin(i)lletî ve'adtehum vemen saleha min âbâ-ihim ve ezvâcihim ve żurriyyâtihim(c) inneke ente-l'azîzu-lhakîm(u)

"Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."

Mü'min (Ğâfir) Sûresi

Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.


“Rabbenâ” bizim rabbimiz ifadesi ile rabbi hass olan hususi rablere yönenildiği anlaşılmaktadır. Meleklerin bağlı olduğu esmâlar “subbuh ve kuddüs” esmâlarırır.[13] (Murat Derûni) Adn cennetlerinden altından nehirler akan diye başka âyetlerde hasedilmektedir.

جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينِ

فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاءً مَنْ تَزَكَّى

(Cennâtu adnin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâu men tezekkâ.)

(Tâ-Hâ, 20/76) “İçinde ebedî kalacakları, altından nehirler akan adn cennetleri vardır. Ve işte bu, tezkiye olanların mükâfatıdır.”


altından nehirler akan” Bu Âyet-i Kerîme’de bahsedilen ifade cennet ehlinin hâl ve irfaniyyetine göre değişen bir ifade tarzıdır. Yani cennet ehlinin ilim ve amellerinin sûretlerine göredir. Eğer kişi nimet cennetle-rinde ise bu nehirler nimetler ve hayat suyu olarak hiç kesilmeden akışlarına devam eder.

Eğer o kişi irfan ehli isealtından nehirler akan” bu akış, zâhiren su gibi gözükse de aslında irfaniyyetlerinin daha dünya da iken feyzi akdes’ten gelen, “feyzi mukaddes” bilgi ve tecellileridir. Ve her tecelli yeni bir hayat ve her hayatta yeni bir doğuş olduğundan onlar ölümsüz hep yeni, yeni doğuş içindedirler ki, buda o günün hayat nehrinin devamlı akışı ve yeni mertebelere bakışıdır.

“işte bu, tezkiye olanların mükâfatıdır.” Nefsi tezkiye-temizleme’nin değişik mertebelerde değişik idrak ve tatbikatleri vardır. Genelde şeriat, mertebesinde günahlar dan ve mâsivadan çekinip onlardan uzak kalarak yaşamak zâhiren-sûreta “nefis teskiyesi”dir.

Tarikat, mertebesinde olan “nefis tezkiyesi” ise farzlara ilâveten nafilelerle ve zikirle de meşgul olarak günahlardan sakınma şekliyledir.

Hakikat, mertebesinde ise kişinin gerçekten kendine dönerek kimlik tespitinde bulunması ve kendisinin hakk’ın isimlerinden başka bir şey olmadığını anlaması ile bu yoldan hareketle varlığını hakk’a vermesi ve kendinde, kendine ait bir şeyin olmadığını anlaması onun nefsiyle aslının değişmesi o mertebenin “nefis teskiyesi” dir.

Ma’rifet, mertebesinde ise kişinin izâfi beden varlığının da aslında tamamen Hakk’a ait olduğu ve kendinde bulunan “nefs-i benlik, izâfi benlik, ve İlâh-î benlik” lerin aslında hepsinin kendi mertebelerinde geçerli olduğu ancak bunların tamamı ile Hakk-el yakîn olarak gerçek, ilâh-î kimliği-benliği ile yaşamaya başladığında işte o zaman hakikati üzere nefsine ârif olduğundan orada ise Hakk’tan başka bir şey bulunmadığından gerçek ma’nâ da “nefis teskiyesi” ni bu makamda yapmış olmaktadır.[14] “ İz- -T-B- ”