İçeriğe atla
Fussilet 20Cüz 24 · Sayfa 478

Fussilet Sûresi 20. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Hattâ iżâ mâ câûhâ şehide ‘aleyhim sem'uhum ve ebsâruhum ve culûduhum bimâ kânû ya'melûn(e)

Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Hattâ izâ, hattâ şu zaman ki, mâ câûhâ, ona geldiklerinde. Tefsirlerde ona’ dan murat cehennem ile ifade edilmektedir. Ancak şunu da düşünebiliriz. Burada هَا/ he’nin. He’si, hüvviyyet-i mutlaka, elifi ise Ulûhiyettir ki dönüşü zâten ona dır. İrfan ehlinin bu mertebe hakkında dediği, “bir şeyde evvelâ Hakk’ı görür sonra halkı görürüm” hükmü ile bâtınlarında Hakk’a, zâhirlerinde halk olan cehenneme gelmişlerdir ki, her şeyin bâtınını bilenin katında zâten hiçbir şey gizli değildir.

şehide aleyhim. Ayrıca beşeriyetlerinde bulunan korku fiili, daha belirgin hale geldiğinden, ve kişinin azalarının, yaptıkları bu işlerin kendilerine ait olmadığını, kontrol noktası olan zatlarına ait olduğunu bildirmek için, kendi kendilerinin doğruluğunu ve suçsuzluğunu kanıtla-

mak için, üzerlerinde dünya da iken hâkim olan nefsâni akıllarına karşılık, bunları kendi istekleri ile yapmadıklarına şâhitlik ederler.

Böylece azalar, mazeret bildirdiklerinden yanmazlar, yanan o kişinin kendi içinde bulunan zannı ve hayalidir. Kendine göre bu zan ve hayal, gerçek olduğundan bir sûret kazanmıştır, işte cehennemde yanan bu zanni sûrettir, ancak sûreti hayalen halk eden birey kendine ait olan bu sûretle azap görür.

sem'uhum, Onların kulağı der ki, benimle Hakk sözünü duymak için çaba sarfetmedi, Nuh kavminin yaptığı gibi, Hakk sözünü bize duyurmamak için örttüler/kapattılar, ama kötü sözleri duymak için bizi açtılar, biz sadece dışarıdan gelen sesleri içeriye aktarmak için birer âletiz, ve bizi kötülüğe âlet ettilr.

ve ebsâruhum, onların gözleri diyecekler ki, Yarab, sen onlara bizi, seni görmeleri için verdin, bizim asli görevimiz bu idi, ancak bana hükmeden men/kim’lik, beni kendi hayalinde var ettiği şekildeki nefsi dünya yı görmek istedi, ve bizi, iki gözü öyle kullandı. Biz onun memuru o bizim âmirimiz idi, başka yapabilecek bir şeyimiz yok idi, diye şahitlik yaparlar ve af dilerler.

ve culûduhum, onların ciltleride aynı şekilde mazeret beyan ederek, bana halkedilişimin dışında işler yaptırdı, nefsinin istikametinde kullandı, halbuki ben onu Hakkani olarak sarmış/ihata etmiştim, o ise kendini benimle, nefsani bir şekilde ihata ederek sardırdı, ve o şekilde kullandı, bu yüzden ben senin huzurunda, kıyamda rükûda ve yüzümü huzurunda arzına sürüp secde edemedim, tahiyyatta oturup önünde huzurunda boyun bükemedim. O günden bende bu akıldan şikâyetçiyim diye, şâhitlik eder.

bimâ kânû yağmelûn, bir ömür boyu istemeyerek yapmış oldukları amellerinden özür dileyerek, hallerini

arz ederek kendilerini kullanan men/kim’lik hakkında aleyhine şâhidlik ederler. Bunun üzerine, o kimlik’ler.


41.21*************وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَا قَالُوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّذٖى اَنْطَقَ كُلَّ شَیْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(41/21) – (Ve kâlû liculûdihim lime şehidtum aleynâ, kâlû entakanallâhullezî entaka kulle şey'in ve huve halekakum evvele merratin ve ileyhi turceûn.)

(41/21) – Onlar derilerine, "Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?" derler. Derileri de der ki; "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O'na döndürülüyorsunuz."


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)