Ve kâlû liculûdihim lime şehidtum ‘aleynâ(s) kâlû entakana(A)llâhu-lleżî entaka kulle şey-in ve huve ḣalekakum evvele merratin ve-ileyhi turce'ûn(e)
Onlar derilerine, "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Derileri de der ki; "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O'na döndürülüyorsunuz."
Onlar derilerine: "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Derileri de: "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, sizi ilk defa yaratan O'dur ve siz yine O'na döndürülüyorsunuz" derler.
Bu ayet, kıyamet gününde derilerin dile gelerek şahitlik etmesini ve bu durumun Allah'ın her şeyi konuşturma kudretiyle ilişkilendirilmesini ele almaktadır. Anahtar kavramlar, şahitlik, konuşturma ve yaratma fiilleri üzerinden Allah'ın mutlak kudretini ve dönüşü vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehâdet, bir şeyi hazır bulunarak bilmek ve onu açıklamak demektir. Ayetteki kullanımı, derilerin, işlenen günahlara bizzat şahit olmaları ve bu şahitliği Allah'ın emriyle dile getirmeleri anlamındadır. Bu, sadece bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda bir tasdik ve ispat eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şehâdet, burada 'aleyhine tanıklık etmek' manasındadır. Derilerin şahitliği, mecazi bir anlatım olmaktan ziyade, Allah'ın kudretiyle gerçekleşen hakiki bir konuşma ve tanıklık olarak anlaşılmalıdır. Bu, insanların kendi uzuvlarının bile kendilerine karşı delil olacağı ahiret gününün dehşetini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şehâdet kavramı, Kur'an'da genellikle 'hakikati tasdik etmek' ve 'bir şeye tanık olmak' anlamlarında kullanılır. Bu ayette ise, insanın kendi uzuvlarının, sahibinin amellerine karşı şahitlik etmesi, ilahi adaletin tecellisinin ve hiçbir şeyin gizli kalmayacağının bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İntâk, 'konuşturmak' demektir. Ayetteki 'أَنطَقَنَا ٱللَّهُ' ifadesi, derilerin kendi iradeleriyle değil, Allah'ın onlara verdiği bir kudretle konuşabildiğini açıkça belirtir. Bu, Allah'ın cansız varlıklara bile konuşma yeteneği bahşedebileceğinin bir delilidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nutk, sesli harflerle anlamlı söz söylemektir. Ayetteki intâk, Allah'ın, normalde konuşma yeteneği olmayan derilere, kıyamet gününde konuşma yeteneği vermesi ve onları konuşturmasıdır. Bu, Allah'ın 'kün' (ol) emriyle her şeyi gerçekleştirebileceğinin bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nutk kökünden türeyen 'entaka' fiili, 'konuşturmak' anlamına gelir ve Kur'an'da Allah'ın kudretini vurgulamak için kullanılır. Bu ayette, derilerin konuşturulması, Allah'ın her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen bir varlık olduğunu, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmayacağını ve O'nun dilediği zaman dilediği varlığı konuşturabileceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Halk, bir şeyi takdir etmek ve onu yoktan var etmektir. Ayetteki 'خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ' ifadesi, Allah'ın insanları ilk defa yaratan olduğunu vurgular. Bu, O'nun aynı zamanda onları tekrar diriltmeye de kadir olduğunun bir delilidir ve derilerin konuşturulması gibi olağanüstü olayların O'nun kudreti dahilinde olduğunu pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Halk, bir şeyi örneksiz ve benzersiz bir şekilde meydana getirmektir. Allah'ın insanları 'ilk defa' yaratması, O'nun yaratma kudretinin başlangıcı ve kaynağı olduğunu gösterir. Bu, aynı zamanda ahiretteki yeniden yaratılışın da O'nun için zor olmadığını ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Halk kavramı, Kur'an'da Allah'ın mutlak yaratıcılığını ve evren üzerindeki egemenliğini ifade eder. İnsanların ilk yaratılışına yapılan atıf, Allah'ın kudretinin sınırsızlığını ve ahiret inancının temelini oluşturur. Derilerin konuşturulması gibi mucizevi olaylar, bu yaratıcı kudretin bir tezahürüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rücû', bir yere veya bir duruma geri dönmektir. Ayetteki 'وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ' ifadesi, insanların ölümden sonra Allah'ın huzuruna geri döndürüleceğini, yani diriltilip hesaba çekileceğini belirtir. Bu, derilerin şahitliği ve Allah'ın konuşturma kudretiyle birlikte, ahiret inancının ve ilahi adaletin kaçınılmazlığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rücû', dönüş demektir. Bu ayetteki dönüş, sadece bedensel bir diriliş değil, aynı zamanda amellerin karşılığını görmek üzere Allah'ın huzuruna çıkış anlamındadır. Derilerin şahitliği, bu dönüşün ve hesap gününün ciddiyetini artırır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Reca' kökünden türeyen 'türcaûn' fiili, 'geri döndürülmek' anlamına gelir ve Kur'an'da genellikle ahiretteki diriliş ve hesap verme bağlamında kullanılır. Bu ayette, insanların Allah tarafından ilk yaratılışlarına atıfla birlikte, O'na geri döndürülecekleri vurgulanarak, Allah'ın hem yaratma hem de diriltme kudretinin mutlak olduğu ve bu dönüşün kaçınılmaz olduğu mesajı verilir.
Fussilet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve kâlû, dediler, liculûdihim, ciltlerine, onları saran muhafaza eden cilt/elbiselerine, lime şehidtum aleynâ, biz bu kadar senedir beraber idik, beraber yaşadık dostluk ettik, niye aleyhimize tanıklık yaptınız? Bunun üzerine ciltler gene dile gelip, kâlû, dediler, entakanallâhu, siz bizi susturmuş idiniz ama Allah bizi konuşturdu, çünkü bu gün sizin elinizden bizim tutsaklığımız sona erdi ve de hür olduk, bu Cenâb-ı Hakk’tan bize tanınan bir hak’tı. ellezî, o öyle kudret sahibidir ki, entaka, konuşturdu, kulle şey'in, her şeyi, biz size bunları yapmayın diye hal dili ile hep söyledik/konuştuk ama siz duymadınız. ve huve, O, halekakum, sizi halketti, size men/kim diye kimlik verdi evvele merratin, ilk sefer verdiği gibi, ve ileyhi turceûn, Ona döndürüleceksiniz. Bunda hiç şüphe yoktur.
Ancak döndürülüş, kişinin zannı ve men/kimliğini
hangi esmâ-i ilâhiye üzere sabitlemişse, o ismin tasarrufu altında Hakk’a döndürülecektir. Yani bir insanın ağırlıklı yaşam hali mudil ismi istikametinde ise, mudil ismi yönünden mudil sahasına döndürülecektir.
Eğer hâdi ismi cihetinden ağırlıklı bir yaşam, men/kimlik oluşturmuş ise, o ismin hazreti sahasına dön-dürülüp ahreti, hidayet isminin sahasında hangi mertebe de ise oraya döndürülecektir.
41.22*************وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَثٖيرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ
(41/22) – (Ve mâ kuntum testetirûne en yeşhede aleykum sem'ukum ve lâ ebsârukum ve lâ culûdukum ve lâkin zanentum ennallâhe lâ yağlemu kesîran mimmâ tağmelûn.)
(41/22) - "Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz."