Mâ yukâlu leke illâ mâ kad kîle lirrusuli min kablik(e)(c) inne rabbeke leżû maġfiratin ve żû ‘ikâbin elîm(in)
Sana ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir.
Ey Muhammed! Sana senden önceki peygamberlere söylenenden başka bir şey söylenmiyor. Şüphesiz ki senin Rabbin hem mağfiret sahibidir hem de acı verecek bir azap sahibidir.
Bu ayet, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) yönelik eleştirilerin, önceki peygamberlere yapılanlarla benzer olduğunu vurgulayarak teselli sunar. Anahtar kavramlar, ilahi bağışlama ve azabın niteliğini, peygamberlik misyonunun sürekliliğini ve ilahi adaletin iki yönünü ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin dil ile ifade edilmesidir. Ayetteki 'yükâlü' (يُقَالُ) meçhul fiil formu, bu sözlerin kimler tarafından söylendiğinden ziyade, söylenenin niteliğine ve peygamberlere yöneltilen ortak tavra dikkat çeker. Burada kınama, yalanlama gibi olumsuz sözler kastedilmektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kavl (قول), genel olarak söz anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) karşı dile getirilen inkâr ve yalanlama gibi ithamların, önceki peygamberlere de yöneltilmiş benzer ithamlar olduğunu belirtir. Bu, peygamberlik misyonunun doğasında var olan bir durumdur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara ulaştırmak için gönderdiği kişidir. Ayetteki 'er-rusul' (الرُّسُلِ) kelimesi, Hz. Muhammed'den (s.a.v.) önceki tüm peygamberleri kapsar ve onların da benzer sıkıntılarla karşılaştığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Resul (رسول) kavramı, Kur'an'da Allah ile insanlar arasında bir aracı, bir elçi olarak merkezi bir role sahiptir. Ayette, peygamberlerin ortak kaderine vurgu yapılarak, onların tebliğ görevleri sırasında karşılaştıkları muhalefetin evrenselliği belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mağfiret (مغفرة), 'ğafara' (غفر) kökünden gelir ve bir şeyi örterek korumak anlamındadır. Allah'ın mağfireti, kulun günahlarını örtmesi, affetmesi ve azaptan korumasıdır. Ayette, Allah'ın kullarına karşı merhametinin ve bağışlayıcılığının bir yönü olarak zikredilmiştir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mağfiret (مغفرة), günahların affedilmesi ve bağışlanmasıdır. Bu ayette, Allah'ın hem bağışlayıcı hem de cezalandırıcı sıfatlarının bir arada anılması, O'nun adaletinin ve rahmetinin dengesini gösterir. Tövbe edenler için mağfiret kapısı açıktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İkâb (عقاب), bir şeyin ardından gelmesi, peşinden takip etmesi anlamındaki 'akabe' (عقب) kökünden türemiştir. Kur'an'da genellikle günahların veya isyanın ardından gelen ceza ve azap için kullanılır. Ayette, Allah'ın adaletinin bir tecellisi olarak, inkâr ve isyan edenlere verilecek karşılığı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İkâb (عقاب), bir fiilin sonucunda hak edilen cezadır. Bu ayette 'azabın' (عقاب) 'elim' (أليم) yani 'can yakıcı' olarak nitelendirilmesi, bu cezanın şiddetini ve caydırıcılığını vurgular. Allah'ın hem bağışlayıcı hem de cezalandırıcı olması, O'nun mutlak kudretini ve adaletini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Elîm (أليم), 'elem' (ألم) kökünden türemiş olup, şiddetli acı ve ızdırap veren demektir. Kur'an'da genellikle cehennem azabının veya dünyevi sıkıntıların niteliğini belirtmek için kullanılır. Ayette 'azabın' (عقاب) 'elim' (أليم) olarak vasıflandırılması, bu cezanın şiddetini ve ciddiyetini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Elîm (أليم) kelimesi, Kur'an'da genellikle 'azab' (عذاب) kelimesiyle birlikte kullanılarak, bu azabın sadece bir ceza değil, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal olarak derin acı veren bir niteliğe sahip olduğunu belirtir. Bu, inkârcılara yönelik ilahi uyarının ciddiyetini artırır.
Fussilet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Mâ yukâlu leke, sana bir şey söylenmiyor. Peygamber Efendimize bildirilen bu husus, aynı zamanda onun velilerine ve ümmetine de bildirilmektedir. Ayrıca nefsi emmâre de insana hep aynı şeyleri/inkârı, söyle-mektedir.
illâ mâ kad kîle, ancak şunlar söyleniyor. lirrusuli min kablik, senden önceki rasullere ne söylenmiş ise onlar söyleniyor.
İnne rabbeke, muhakkak ki rabb’in, lezû mağfira-tin, mağfiret sahibidir, Eğer kendilerini tevbe edip düzeltirlerse, ve zû ıkâbin elîm, elîm azabında sahibi-dir. Eğer kendilerini düzeltmezlerse elîm/can yakı- cı/içe işleyici, azabı da tadacaklardır. Bu azâba birde kendile-rinden vicdan ve pişmanlık azabı eklenecektir.
Görüldüğü gibi bu âyet-i kerîme de tarif ve izah âyeti’dir.
41.44*************وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰنًا اَعْجَمِیًّا لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ ءَاَعْجَمِیٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ وَالَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ فٖى اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى اُولٰئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَعٖيدٍ
(41/44) – (Ve lev cealnâhu Kur'ânen a’cemiyyen lekâlû levlâ fussılet âyâtuhu, ea’cemiyyun ve arabiyyun, kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yu'minûne fî âzânihim vakrun ve huve aleyhim a’men, ulâike yunâdevne min mekânin beîd.)
(41/44) – Eğer biz onu başka dilde bir Kur'an yapsaydık onlar mutlaka, "Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?" derlerdi. De ki: "O, inananlar için bir hidayet ve şifâdır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar)."
-------------------