İçeriğe atla
Fussilet 45Cüz 24 · Sayfa 481

Fussilet Sûresi 45. Âyet

فصلت

Sohbete sor

Ve lekad âteynâ mûsâ-lkitâbe faḣtulife fîh(i)(k) ve levlâ kelimetun sebekat min rabbike lekudiye beynehum(c) ve-innehum lefî şekkin minhu murîb(in)

Andolsun! Biz, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

Fussilet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe, Andolsun! Biz, Mûsâ'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) vermiştik. Görüldüğü gibi bu âyet-i kerîmenin de baş tarafı zât-î’dir. Cenâb-ı Hakk Mûsâ’ya kitabı biz verdik, demektedir. Hâl böyle olunca kişinin seyru sülûkunda, kontrollu çalışmalarından sonra hakikat-i mûseviyye yi ki, (Tenzih) üzerinedir, Rabb’ının gönlünden kendisinin vereceğidir, ancak eğitilen kişi bunu bağlı olduğu yerden zanneder. Bilindiği gibi haki-kat-i mûseviyye, Tevhîd-i esmâ’dır ve isimlerin tecellileri de muhteliftir.

Fahtulife fîhi, bütün bunlar Hakk’tanmı’dır yoksa kuldanmı’dır? diyerek, bu hususta ihtilâf ettiler, ve lev lâ kelimetun, eğer bu hakikat-i Mûseviyye, hikmet-i ulviy-ye, kelimesi olmasaydı, sebekat min rabbike, Rabbin den geçmiş olmasaydı! Mûsâ (a.s.) ulül azm peygamber-lerden olduğundan kendinden evvelki Peygamberlere göre birçok üstünlüğü vardır, bunlardan biride esmâül

hüsnanın onun üzerinde daha çok zuhura çıkmış olduğudur bu da bütün isimlerde mevcud yücelik olan “ma’nâ’yı ulviyye”dir.

İşte bu hakikat/kelime/kelimeler, Rabbından ona geçmiştir, ondan da kavmine, ancak kavmi bu ulviyyeti nefsi emmâreleri istikametinde, kullanmışlar ve halen de kullanmaktadırlar. İşte bir sâlik de, belirli bir yere geldi-ğinde, bu ulviyeti nefsine mal ederse, farkında olmadan oda nefsiyle, fir’âvn’laşmaya başlar.

Görüldüğü gibi bu bölüm yine tarif ve bilgilendir-medir. Lekudıye beynehum, işte aralarında bu isimle-rin ahkâmları ile hüküm olundular. Ve innehum lefî şekkin minhu murîb. Bu yüzden onlar önce tevrattan sonra Kur’ân’dan nefislerinin vesveseleri yüzünden kesin bir şüphe içindedirler.


41.46*************مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهٖ وَمَنْ اَسَاءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبٖيدِ
(41/46) – (Men amile sâlihan
felinefsihî ve men esâe fealeyhâ, ve mâ rabbuke bizallâmin lil abîd.)

(41/46) – “Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara (zerre kadar) zulmedici değildir.”