Men ‘amile sâlihan felinefsih(i)(s) vemen esâe fe'aleyhâ(k) vemâ rabbuke bizallâmin lil'abîd(i)
Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara (zerre kadar) zulmedici değildir.
Her kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Rabbin kullara zulmedecek değildir.
Bu ayet, insanın amellerinin sonuçlarının kendisine döneceğini ve Allah'ın kullarına asla zulmetmeyeceğini vurgular. Anahtar kavramlar, salih amel, kötülük ve zulüm üzerinden ilahi adaleti ve bireysel sorumluluğu ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'amel' kelimesini, insanın iradesiyle gerçekleştirdiği her türlü fiil olarak tanımlar. Ayetteki 'men amile salihan' ifadesiyle, kişinin bilinçli olarak yaptığı faydalı işlere işaret edilir, bu da amelin kasıtlı ve iradi yönünü vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'amel' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir karşılık veya sonuç doğuran eylemler için kullanıldığını belirtir. Bu ayette de 'amel'in kişinin lehine veya aleyhine bir sonuç doğuracağı açıkça ifade edilerek, fiilin mükafat veya ceza ile ilişkisi kurulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'salih' kelimesini 'faydalı ve düzgün olan' şeklinde açıklar. Ayetteki 'salihan' ifadesi, sadece iyi niyetli olmakla kalmayıp, aynı zamanda topluma ve bireye fayda sağlayan, doğru ve meşru eylemleri kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salih' kelimesinin zıddının 'fesad' olduğunu belirtir ve 'salih'in her türlü bozukluktan arınmış, doğru ve faydalı olanı ifade ettiğini söyler. Ayetteki 'salihan' kelimesi, kişinin yaptığı işin hem ahlaki hem de pratik açıdan doğru ve yararlı olmasını gerektirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih amel' kavramının Kur'an'da sadece bireysel dindarlığı değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluğu ve adaleti de içeren geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu vurgular. Ayetteki 'salihan' ifadesi, bu geniş kapsamlı iyilik ve doğruluk anlayışını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sû'' kelimesinin 'şer' ve 'fesad' anlamlarına geldiğini ve 'isâe'nin ise kötü bir fiil işlemek olduğunu belirtir. Ayetteki 'men esâe' ifadesi, kişinin bilinçli olarak başkasına veya kendine zarar veren, kötü ve yanlış eylemlerde bulunmasını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sû'' kökünün genel olarak hoş olmayan, zararlı ve çirkin olan her şeyi kapsadığını açıklar. Ayetteki 'esâe' kelimesi, kişinin yaptığı fiilin olumsuz sonuçlar doğuracağını ve bu sonuçların kendisine döneceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' kelimesini 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' veya 'hakkı sahibine vermemek' olarak tanımlar. Ayetteki 'bi-zallâmin' ifadesi, Allah'ın kullarına karşı en ufak bir haksızlık yapmayacağını, herkesin amelinin karşılığını eksiksiz alacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zallâm' kelimesinin mübalağa sigası olduğunu ve 'çok zulmeden' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette Allah için kullanılması, O'nun asla ve hiçbir şekilde zulmetmeyeceğinin kesin bir ifadesidir, yani O, zulümden tamamen münezzehtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulüm' kavramının Kur'an'da sadece haksızlık yapmak değil, aynı zamanda ilahi düzene karşı gelmek ve haddi aşmak anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'Rabbin zalim değildir' ifadesi, Allah'ın mutlak adaletini ve her şeyin O'nun koyduğu düzene uygun işlediğini teyit eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' kelimesini 'itaat eden, boyun eğen' olarak açıklar ve Allah'a nispet edildiğinde 'kul' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'li'l-abîd' ifadesi, Allah'ın tüm kullarına karşı adil olduğunu ve kimseye haksızlık etmediğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'abd' kelimesinin hem kölelik hem de kulluk anlamlarını taşıdığını, ancak Kur'an'da genellikle Allah'a karşı olan kulluk ve itaat anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'li'l-abîd' ifadesi, Allah'ın tüm insanlara karşı olan mutlak adaletini ve merhametini kapsar.
Fussilet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Men amile sâlihan, kim ki ameli sâlih işledi ise, bilindiği gibi ameli sâlih, “kurgusu Hakk’tan tatbiki kul dan” olan sâlih/güzel işlerdir, felinefsihî, kendi nefsi içindir. Burada kastedilen nefs, “nefsi sâfiye”dir, çünkü nefsi sâfiye ye gelmeden hakikat-i Mûseviyye ye geline-mez. ve men esâe fealeyhâ, kim ki, nefsi emmâresine
uyarak menedilmiş kötü işler yaptı kendi aleyhine olmuştur, hesabını verecektir. Ve mâ rabbuke bizallâ-min lil abîd. Rabb’ın kullarına azab edici değildir. (16/33) Allah onlara zulmetmemişti ancak onlar nefisle-rine zulmediyorlardı. Âyet-i kerîmesinde de bu husus açıkça görülmektedir.
Allah (c.c.) lühu kimseye zulmetmez çünkü onların hepsinde kendinin zuhur ve tecellileri vardır, ancak kim onun zuhur tecelli ve isimlerini kendine, nefsine mal ederse, o zaman Hakk onların bâtınlarında kalır, zahirde görünen onların kendilerinde, kendi varlıklarını var zannederek hayali bir kimlik kabullenmelerinden dolayı, kendileri bu hayali kimlikleri ile de, hakk’ı gizleyerek kendileri ile, kendilerine zulm etmiş olurlar/oldular.
41.47*************اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِهٖ وَيَوْمَ يُنَادٖيهِمْ اَيْنَ شُرَكَائٖى قَالُوا اٰذَنَّاكَ مَا مِنَّا مِنْ شَهٖيدٍ
(41/47) – (İleyhi yuraddu ılmus sâah, ve mâ tahrucu min semerâtin min ekmâmihâ ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ biılmihi, ve yevme yunâdîhim eyne şurakâî kâlû âzennâke mâ minnâ min şehîdin.)
(41/47) – Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O'na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O'nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O'nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, "Nerede bana ortak koştuklarınız?" diye seslendiği gün şöyle derler: "Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok."
-------------------