İçeriğe atla
Şûrâ 2Cüz 25 · Sayfa 483

Şûrâ Sûresi 2. Âyet

الشورى

Sohbete sor

‘Ayn-Sîn-Kâf

Ayn Sin Kaf

Şûrâ Sûresi

Eş şûra sûresi 42/2 bulunan “ayn” “sin” “kaf” harflerinin özelliği itibariyle ayrıca ele almak gereğini hissettim. Diğer bütün huruf-u mukattaa’lar bulundukları yerde 1.inci yerde âyet ve âyetlerde iken burada ha – mim’den sonra gelen ikinci ayettir.

1. ayet → “ha” “mim”

2. ayet → “ayn” “sin” “kaf” Burada ifade edilen ha – mim diğerlerinde olduğu gibi hakikati Muhammed-i “ayn” → gören göz “sin” → insan “kaf” → kudret “kaf”ıdır.

Böylece ifadesi, “ey hakikat-I muhammed-I gözünden ilâhi kudretle gören insan” demek olmaktadır.

Daha sonraki sayfalarda gelecek olan aşk, “ayn” () “şın” “kaf” hükmüne “sin” üstüne konacak 3 nokta ile dönüşecektir. Hakikat-ı Muhammed-i’nin genel ve bireysel mana’daki şiddetli zuhurları olacaktır.[5] “ İz- -T-B- ”


“Sin” ve “Şın” bir birine ne kadar yakın, üç nokta geldiğinde “Şın” şiddetleniyor, geleceğiz inşeallah huruf’u mukattalarda “ayn”, “Sin”, “Kaf”, “Ha Mim” in Hakikat-ı Muhammediye sıralamasının üçüncüsünde Şura Suresinde, ikinci ayet olarak gözüküyor. عۤسۤقۤ 42/2 işte “Sin” yazıldığı zaman “Ayn” göz manasınadır, “Sin” de insan manasınadır, “Kaf” da kudret Kaf’ıdır. O zaman Hakk’ın kudreti ile gören göz ma’nâsına dönüşüyor. Ama “Sin” üzerine üç nokta koyarak “Şın” a dönüyor, “Aşk” yani Cenab-ı Hakk’ın şiddetli zuhurudur. Hakikat-ı Muhammedi’nin şiddetle zuhuru demektir, ﴿١﴾ حَمۤ ﴿٢﴾ عۤسۤقۤ 42/1-2 ve şehadete dönüşüyor, oradaki müşahadeye dönüşüyor.[6] “ İz- -T-B- ”


Yedi tane “Ha Mim” ile başlayan sure var, bunun üçüncüsünün başında حَمۤ ﴿٢﴾ عۤسۤقۤ 42/1-2 “Ha Mim Ayn Sin Kaf” ikinci ayeti de huruf-u Mukatta bu “Ha Mim” ler huruf-u Mukatta 29 tane Surenin başında huruf-u Mukatta var, hepsi birinci ayetin içinde veya birinci ayet kendileri ama bu “Ha Mim”’in üçüncü “Ha mim geldiği surede ( Şûrâ Suresi) ikinci ayet de Huruf-u Mukatta diğer Surelerin hepsinde bir ayet yani birinci ayet Huruf-u Mukattadır Şûrâ suresinde 1. Ve 2. Ayetler Huruf-ı Mukattadır. Bu 3. Ha Mim suresinde (Şûrâ) Suresinde 2. Ayette de Huruf-u Mukatta vardır. Yani Şûrâ Suresinde bir özellik var, işte o da عۤسۤقۤ demek “Ayn” gören göz Hakikat-ı İlahiye, “Sin” İnsan, demek yani insan-ı Kamil demek, “Kaf” da O’nun kudreti yani Kudretullah demektir. İşte Allah’ın Kudreti ile gören insan ey sana hitap ediyorum demektir. Ama bu “Sin” in altına bir nokta koyduğumuz zaman o zaman “Şın” olmakta o zaman mana “Ayn Şın Kaf” olmaktadır. Veya üstüne üç nokta koyduğunda onu müşahede ehli ettiğinde üç noktayı koyduğunda ilmel, aynel, Hakkal yakıyn mertebelerine yükselttiğinde “Şın” olmaktadır. Yani müşahede ehli olmaktadır. Yani “Aşk” ehli olmaktadır. İşte o da Kur’an-ı Kerim’de “Hub” diye belirtilen قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ 3/31 Onlar Allah’ı sever Allah da onları sever dediği işte aşk-ı ilahiyi burada belirtiyor. İşte Hakikat-ı Muhammediye üçüncüsünde aşk-ı İlahiye ortaya çıkmış oluyor. Hakikat-ı Muhammediye havi olan habibim, yani baştaki “Ha Mim” ne demek “Ha” Hakikat mertebesi “Mim” Muhammed mertebesi “Ha Mim” Hakikat-ı Muhammedi demektir, yedi tane olması ( 40-46 surelerinde) her nefs mertebesinin birini izah etmesidir.

İşte bu hakikati idrak eden kimse ehl-i muhabbet olmakta o zaman üstüne üç nokta konarak desteklenmekte ilmel yakıyn, Aynel yakıyn, Hakkal yakıyn mertebelerinde bu işi idrak etmekte ve bunun şiddeti de kendisinde aşkı ortaya getirmekte ama bu beşer aşkı değil aşk-ı ilahi aşk-ı hakiki bu aşkta beşer aşkında olduğu gibi öyle fevaran etme yandım yakıldım gibi bunlar yok öyle bir aşk deryasında sonsuzluğunda yüzmek var ki artık onun sesi soluğu çıkmaz. Üç türlü aşk vardır birisi aşk-ı Hayavani demişler birisi aşk-ı mecazi demişler birine de aşk-ı ilahi demişlerdir. İşte oradaki ilahi aşktır.

Şimdi birisi denize düşmüş yüzme de bilmiyor, yetişin kurtarın boğuluyorum boğuldum yandım bittim deyince daha sesin çıkıyor nerede boğuldun sen demişler.

Hakikat-ı Muhammedi’ye havi olan habibim demek yani “Ha Mim” Ey Hakikat-ı Muhammediyeyi bünyesinde bulunduran habibim demektir, kimdir bunlar, kim ki kendini bu hale getirmişse hitap onlaradır. “Ha Mim” diyor ama o gün efendimize olan bu hitap sonra O’nun ümmetinedir, varislerinedir, ayrıca bırak İnsan-ı Kamil olmayı okuyan, kim okuyorsa ister cahil olsun ister alim olsun “Ha Mim” diye hitap ona geliyor. Neresinden geliyor, kendi mertebesinden geliyor. Cahilse mudil isminden sen benim habibimsin diyor ama Mudil olarak habibimsin diyor, burası da işin bir başka yönüdür.

Yani kim berat hakikatini idrak edip kendi nefsinden temizlenip ikiliği kaldırıyor, birlik oluşturuyorsa o zaman ey habibim yani Hakikat-ı Muhammedi’nin şuaları, nurları ışıkları, oluyor onlar. Hani “Ben Allah’tanım Allah’ın nurundanım mü’minler de benim nurumun nurundandır,” diyor ya işte O’nun ışıkları oluyor, zuhurları oluyor. Diyelim ki büyük bir ampul var, elektrik jeneretörden oraya geliyor ve daha küçük ampullere de geliyor işte onun nuru aynı nurdur.

Böyle olunca onun nurları bizde ışıldamaya parlamaya başlıyor. Biz ampulüz ama gelen nur O’nun nurudur. Ve o bizde gönül evladı Veled-i Kalb ile yaşamaya başlıyor, Regaib ile biz ona rağbet ediyoruz, Mevlut ile o bizde doğum haline geliyor, gönlümüzde o nur o muhabbet doğuyor böylece bizim benliğimiz nefsaniyetimiz bizden uzaklaşmaya başlıyor, o nur o muhabbet genişledikçe bizim varlığımızı tamamen istila ediyor. Yani lamba yandığı zaman karanlık kayıp oluyor neden aydınlık karanlığı istila ediyor. Bizim varlığımızı tamamen istila ediyor dolayısıyla “Çık aradan kalsın yaradan” hükmü ile kişi nefsaniyetinden beratını alıyor, kendisi Hakikat-ı Muhammedi nurundan başka bir şey artık olmamış oluyor.

O zaman işte bu ayet-i Kerimeyi sen dinle ki bu ayet-i kerime özel olarak sana gelmiş olmaktadır “Ha Mim” Bizatihi muhabbetullah olarak sen onu hissedip yaşamış oluyorsun ki Rabbın sana “Ey Habibim, Ey Kulum” dedi “Ha Mim” ey hakikat-ı Muhammedi’ye havi olan kulum, “Vel kitabül Mübin” Apaçık kitaba and olsun ki “ o akşam gelen ayettir, yani kitabın geldiğini belirten ayetler, içerisinde ne büyük müjdeler vardır, ama biz hep geçmişe atıyoruz ya işte o efendimize ait O’na geldi, tabi ki O’na ait ilk merhalesi O’na ait, ama “Ben sizin numunenizim ben ne yapıyorsam benim gibi yapın sünnetime tabi olun” dediği aslında budur, biz sakal saç sünneti ile ilgileniyoruz, sünnetim dediği budur, bendeki hakikati size sünnet olarak bırakıyorum bunun arkasından gelin, Hz Rasulullah’ın zahirini inceleyip tatbik etmek sünnet, batınını inceleyip tatbik etmek ise farzdır ama biz farzı terk edip suri sünnetleri ele alıyoruz. Yani suretteki sünnetleri ele alıyoruz. Din de budur diye ve de başkalarına da hava atıyoruz, senin sakalın, sarığın, poturun yok diye tabi bu eleştiri değil, laf olsun diye söylüyorum. Kim ne isterse yapsın kime ne.[7] “ İz- -T-B- ”

“Ayın” “Sin” “Kaf” taki “Sin” harfi üç nokta ile Şın harfine dönüşmekte ve buda şiddetli zuhurdu. Ve bu üç harf “Ayın” “Şın” “Kaf” ile Aşk olmaktadır.

Bilindiği gibi sûre numarası 42 idi. Ve 42 şifre numaralı ilimiz olan “Konya” da bulunan Hz. Mevlânâ hazretlerinde “Ha” “Mim” Hakikati Muhammediyenin, nokta zuhuru olan Efendimiz (s.a.v.) in “Aşk” yönü kemal bulmuştur.

Hac dönüşü Konya’da vefat eden Hasan Hüsamettin Uşşaki hazretleri Kasımpaşa da defnedildiği Asitanedeki 13 nolu Türbe kapısında;

Bu makam aşıkların kabesidir, Noksan gelen tamam olur.

Kitabe taşı bulunmaktadır.

Bu satırları not alırken kulaklıktan dinlediğim Ekonomi profösörü ismi efendimiz (s.a.v.) in mirac’a çıkarken bindiği söylenen binek ile eş anlamlıdır. Söylediği sözü ilginç bulduğum için buraya alıyorum. “Mezar taşındaki uzun vadeli yatırım aracı” diyordu.

Mevlânâ hazretleri aşık ile maşukun buluştuğu ölüm gecesine “şebi arus” olarak değerlendirmektedir.

Bu âyet hakkında çalışırken İz-Efendi Babama attığım maile bir müddettir cevap gelmediği ve bir sağlık sorunu olduğundan merak edip telefon ile aramıştım. Telefonu “Nüket Annem” açtı. Baban şu an müsait değil, o seni arar diye söyledi. Bunun üzerine kendisinin Terzi Baba ile bu âyet hakkında bağlantısı olduğundan telefonun onun açması ile bunun alınması gerektiğini düşündüm. (Murat Derûni) Terzi Babamız Nüket Hanım Validemiz ile mürşidlerinin işaretleriyle evlenmişlerdir.

(Nüket) ise, (nun) 50

(kef) 20

(te) 400

470 dir.

O da tıpkı (Necdet) gibi, (nun) harfiyle başlar → (te) harfiyle biter.

“Nüket” 470 ile “Necdet” 457 arasında 13 vardır.

Zaten Nüket Anne’nin vechine doğru baktığınızda “ilâhi nûr”un esintilerinin ve yansımalarını görmeniz mümkündür.

“Nüket” ismi “ışk - muhabbet” kelimesiyle aynı değerdedir.

“Işk - muhabbet, aşk)”

(ayn) 70

(şın) 300

(kaf) 100

470 eder ki “Işk” ve “Nüket”

“Necdet”ten, “Işk”a giden yol 13 tür.

Sarmaşık sarıldığı yeri nasıl istila ederse, “Terzi Baba” da girdiği insân gönlünü ve vücûdunu öylece kuşatıp istila etmektedir.

Aşk lâfzı, sarmaşık demek olan “ışk” kelimesinden alınmıştır. Allah’tan başka herşeyden geçmektir.

“Işk – Muhabbet” ile Necdet arasında 13 şifresi vardır. O hâlde “İsm-i Necdet” aşkında kemâli’dir.[8] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)