Żâlike-lleżî yubeşşiru(A)llâhu ‘ibâdehu-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihât(i)(k) kul lâ es-elukum ‘aleyhi ecran illâ-lmeveddete fî-lkurbâ(k) vemen yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ(en)(c) inna(A)llâhe ġafûrun şekûr(un)
İşte bu, Allah'ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: "Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum." Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
Şûrâ Sûresi
Bu salih amel işleyenlerin Rabb’ul erbab olan Allah c.c. müjdelediği şeydir.
Burada ifade edilen tebliğ karşılığı bir ecir-ücret istenmemesi ilmi, tasavvufi-irfani eğitimde önemli durumdur. Efendimizin ahlakı ile ahlanmak ve onu önder olarak görülmenin şiarı da budur. İslami ilim insanları olsun tasavvuf erbabına bakıldığı zaman onların zahiri maişetlerini kazandıkları bir meslekleri vardır. Efendi Babam uzun yıllar Terzilik yapmıştır. Nusret Babam r.a gemicilik mesleğidir. Hazmi Babamız r.a. kütüpane müdürlüğü yapmıştır. Mustafa Safi babamız r.a. zahiri öğretmenlik mesleğini icra etmiştir. Fakir ise bitirdiği teknik lise neticesinde uzun yıllar elektirik mesleğini icra etmiştir. Ama maalesef kendisine tarikat ismini veren kurumlarda müntesiplerinden kazanç, elde eden ve hayatlarını bu kazanç ile idare eden kişiler bu âyeti düşünmeleri lazım geldiği anlaşılmaktadır. Ecir-Ücret talep etmiyorum. Allah c.c. sizlerin kurbiyet, yakınlığını talep ediyorum diye bizlere bu işin karşılığının “Kurbiyet” olduğu resüllullah s.a.v. efendimiz bildirmektedir. Bu kurbiyet, yakınlık olmadan yakîn halinin oluşmasıda mümkün değildir. (Murat Derûni)