Ve nâdâ fir'avnu fî kavmihi kâle yâ kavmi eleyse lî mulku misra ve hâżihi-l-enhâru tecrî min tahtî(s) efelâ tubsirûn(e)
Firavun, kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hala görmüyor musunuz?"
Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?
Bu ayet, Firavun'un kendi gücünü ve otoritesini halkına göstermek amacıyla yaptığı bir konuşmayı aktarmaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, Firavun'un iddia ettiği mülkiyeti, halkına olan hitabını ve onların idrak yeteneğini sorgulamasını dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Firavun kelimesi, Mısır krallarına verilen özel bir isimdir ve Kur'an'da genellikle kibir, zulüm ve ilahlık iddiasıyla anılan hükümdarı temsil eder. Ayetteki kullanımı, onun bu özelliklerini ve halkına karşı üstünlük taslamasını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Firavun figürünün Kur'an'da 'karşıt güç' veya 'ilahi iradeye direnen' arketipini temsil ettiğini belirtir. Bu ayette Firavun, kendi gücünü ilahi bir yetki gibi sunarak halkını etkilemeye çalışır, bu da onun kibir ve otorite arayışını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kavm kelimesi, bir araya gelmiş, aynı soydan gelen veya aynı amaç etrafında toplanmış insan topluluğunu ifade eder. Ayette Firavun'un 'kavmine' seslenmesi, onun kendi tebaası üzerindeki otoritesini ve onlara hitap etme hakkını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, kavm kelimesinin genellikle erkekler topluluğu için kullanıldığını, ancak burada Firavun'un hükmettiği tüm halkı kapsadığını belirtir. Firavun'un bu hitabı, kendi gücünü ve mülkiyetini halkına ilan etme amacını taşır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, kavm kelimesinin Kur'an'da genellikle peygamberlerin muhatap olduğu toplulukları ifade ettiğini, ancak burada Firavun'un kendi otoritesi altındaki insanları kastettiğini belirtir. Bu, Firavun'un kendi 'kavmi' üzerindeki mutlak egemenlik iddiasını pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mülk, bir şeye sahip olma ve üzerinde tasarruf etme yetkisini ifade eder. Firavun'un 'Mısır mülkü benim değil mi?' demesi, onun Mısır üzerindeki mutlak egemenliğini ve bu egemenliğin sorgulanamaz olduğunu iddia etmesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mülk, bir şeyi idare etme, yönetme ve üzerinde tam yetkiye sahip olma anlamlarını taşır. Ayette Firavun, Mısır'ın tüm kaynakları ve yönetimi üzerindeki kendi hakkını ve gücünü vurgulayarak, ilahi bir otoriteye sahip olduğunu ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, mülk kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a ait olduğunu, ancak Firavun gibi figürlerin bu mülkü kendilerine atfetmesinin ilahi düzene karşı bir isyan olduğunu belirtir. Firavun'un bu iddiası, onun ilahlık taslamasının bir parçasıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cery, suyun akışı gibi sürekli ve kesintisiz hareketi ifade eder. Firavun'un 'ırmaklar benim altımdan akıyor' demesi, bu ırmakların onun kontrolünde olduğunu ve onun emriyle aktığını ima ederek, kendi gücünü ve bereket üzerindeki hakimiyetini gösterme çabasıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, cery fiilinin genellikle suyun akışı için kullanıldığını ve bu bağlamda Firavun'un, Mısır'ın hayat kaynağı olan Nil nehrinin ve kanallarının kendi kontrolünde olduğunu iddia ettiğini belirtir. Bu, onun halkı üzerindeki ekonomik ve siyasi gücünü pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Basar, sadece gözle görmek değil, aynı zamanda akıl ve idrak ile anlamak anlamına da gelir. Firavun'un 'Görmüyor musunuz?' sorusu, halkının onun gücünü ve otoritesini açıkça görmelerini ve kabul etmelerini beklediğini, aksi takdirde idrak yoksunu olduklarını ima ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, basar kelimesinin hem fiziksel görmeyi hem de kalbi idraki kapsadığını belirtir. Firavun'un bu sorusu, halkının hem gözleriyle gördükleri zenginliği hem de bu zenginliğin arkasındaki kendi gücünü idrak etmelerini talep ettiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, basar fiilinin Kur'an'da genellikle hakikati görme ve anlama bağlamında kullanıldığını belirtir. Firavun'un bu ayetteki kullanımı, kendi 'hakikatini' (yani gücünü ve mülkiyetini) halkına dayatma ve onların bunu sorgulamadan kabul etmelerini bekleme çabasını yansıtır.
Zuhruf Sûresi
Nefsi emmmare Fir’avunu yardımcıları ve tabileri olan hayal, vehim ve kuvvetlerine seslendi.
“mulku misra” (مِصْرَ) Mısır’ın mülkü benim değil mi? “Mısır” “Mim: 40” “Sad: 90” ” “Rı: 200” harflerinden ve sayı değerlerinde oluşur. 40+90+200= 330 dur.
(33) Mescid-i Nebevinin ilk direk sayısı ve İsâ (a.s.) ın miraca çıktığı yaştır.
Mim: Hakikat-ı Muhammediyenin Musesiyet mertebesinden görünmesi…
Sad: Sıfât mertebesi…
Rı: Rububiyet mertebesidir…
Hakikat-ı Muhammediyenin Museviyet-rububiyet ve daha sonrada sıfât mertebesinden görülmesindeki “Sır” dır.
Nefsi emmare vehimi ile bu sırra sahip çıkıyor. Aynı zamanda nil nehrinin verdiği su yani hayatın- hayat sıfatına da sahip çıkarak. Bu bedenin yaşam ve hayat kaynağı benim görmüyor musunuz? Diyor.
Museviyet mertebesinin peygamberi H.z. Mûsâ dahi “len terani” sen beni göremezsin hitabı ile karşılaşmışken, Hayal ve vehim kuvvetlerinin gördüğü aslında göremediği hakikat değil nefsi emmarenin hayali ilahlığı ve “Sır” ve Hakk’ın hâyat sıfatının hayaline sahip çıkmasıdır. (Murat Derûni) Faydalı olur düşüncesi ile Mesnevi-i beyitleri ve şerhi ile yolumuza devam edelim.
"Nefis ejdarhadır, o ne vakit ölmüştür; âletsizlik gamından donmuştur.
Nefs-i beşer, hadd-i zâtında ejderhâ tab’ında ve meşrebindedir; o aslâ ölmez; eğer halim ve selîm görünürse âletsizlik ve firsatsızlık gamından dolayı donmuş ve mecâlsiz kalmıştır.
Eğer o Fir'avnın âletini bulursa ki, nehrin suyu onun emri ile giderdi.
‘‘Fir’avn’’ın âletinden murâd, saltanat ve kudret-i hükûmetdir. “Nehir”den murâd, Nil nehridir ki, Fir’avn’ın dâire-i saltanatında cereyân ederdi. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Fir’avn’ın tefâhüründen ihbâren beyân buyrulur. (Zuhruf, 43/51) Ya’nî “Fir’âvn kavmine nidâ edip dedi ki: Ey kavmim, mülk-i Mısır bana mahsûs değil mi? Ve bu nehirler benim hükmüm altında cereyân ediyor, görmüyor musunuz?” Ondan sonra o Fir'avnlık bünyâdını eder; yüz Mûsâ'nın ve yüz Hârûnun yolunu vurur.
Nefis, Fir’avn’ın kudret ve saltanatını elde ettikten sonra, artık Fir’avnlık temelini kurar ve kendisine nasîhat eden Mûsâ ve Hârun (aleyhime’s-selâm) meşreblerinde olan ulemâ-i billâhı muhâlif ve düşman addedip, onlara karşı sû-i kasda kıyâm eder.[61]
"Hakk’ın fazlı bize bir Fir'avnluk verdi. Senin Fir'avnlıuğun ve senin fânî olan mülkün gibi değil!"
“Fir’avn”, Mısır hükümdarlarına ve şâhlarına verilen unvandır; ve her fir’avnun kendilerine mahsûs ayrıca birer isimleri de vardır ki, hiyeroglif yazıları okunarak bunlardan ba’zılarının isimleri keşfedilmiştir. Bu beyitte “Fir’avnî”den murâd, şâhlıktır. Ya’ni sâhirler dediler ki: “Ey Fir’avn, Hakk’ın fazlı bize âlem-i rûhâniyyette bir şâhlık verdi ki, bu şâhlık senin şâhlığın ve fânî olan mülkün gibi değildir, ebedîdir!” İkinci mısrâ’ Hind nüshalannda sûretinde vâki' olup “Böyle bir avnsiz fir’avnluk değildir” demek olur.
"Haşini kaldır, diri ve celîl olan mülkü gör! Ey Mısır'a ve Nil nehrine mağrur olmuş!
Bu beyt-i şerîfde sûre-i Zuhruf da vâki’ (Zuhruf, 43/51) “Fir’avn dedi: Ey kavmim, Mısır mülkü ve sarayımın altından akan bu nehirler benim değil mi? Görmüyor musunuz?" âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Ya’ni sihirbazlar dediler: “Ey Fir’avn, başım cismâniyet âleminden kaldır da rûhâniyet âlemine bak ve Hak Teâlâ hazretlerinin âlem-i rûhâniyyette canlı olup bizimle muhâtaba eden ve azîm olan bir mülkü bize verdiğini gör! Ey câmid Mısır’ın mâliki ve Nil nehriyle iftihâr eden mağrûr!"
"Eğer sen bu pis hırkayı terk edersen, Nîl'i can Nil'inde gark edersin!''
“Ey Fir’avn, eğer sen bu pis ve necis hırka mesâbesinde olan cismi terk edersen, o Mısır’ın câmid olan sûrî Nîl’ini, rûh Nîl’inde gark edersin! Ve nazarında o sûrî Nîl nehrinin hiçbir kıymeti kalmaz!”
"Agâh ol, ey Fir'avn Mısır'dan el kaldır! Can Mısır'ı ortasında yüz Mısır vardır!"
“Ey Fir’avn, gaflet uykusundan uyan! Mısır’dan ve sûrî mülk ile iftihâr etmekten vazgeç, rûhâniyet âlemine yüz çevir! Zîrâ can Mısır’ı ve mülkü içinde şâyân-ı iftihâr birçok Mısır’lar ve mülkler vardır!” Nitekim I. cildin 2065 numaralı beytinin ibtidâsındaki sürhda Hakîm Senâî hazretlerinin şu beyitleri mezkûr idi:
“Can vilâyetinde gökler vardır ki, cihanın göğüne iş buyurucudur. Rûh yolunda aşağılar ve yukarılar ve inişler ve yokuşlar vardır. Yüksek dağlar ve denizler vardır”.[62]