İçeriğe atla
Zuhruf 51Cüz 25 · Sayfa 493

Zuhruf Sûresi 51. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Ve nâdâ fir'avnu fî kavmihi kâle yâ kavmi eleyse lî mulku misra ve hâżihi-l-enhâru tecrî min tahtî(s) efelâ tubsirûn(e)

Firavun, kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hala görmüyor musunuz?"

Zuhruf Sûresi

Nefsi emmmare Fir’avunu yardımcıları ve tabileri olan hayal, vehim ve kuvvetlerine seslendi.

“mulku misra” (مِصْرَ) Mısır’ın mülkü benim değil mi? “Mısır” “Mim: 40” “Sad: 90” ” “Rı: 200” harflerinden ve sayı değerlerinde oluşur. 40+90+200= 330 dur.

(33) Mescid-i Nebevinin ilk direk sayısı ve İsâ (a.s.) ın miraca çıktığı yaştır.

Mim: Hakikat-ı Muhammediyenin Musesiyet mertebesinden görünmesi…

Sad: Sıfât mertebesi…

Rı: Rububiyet mertebesidir…

Hakikat-ı Muhammediyenin Museviyet-rububiyet ve daha sonrada sıfât mertebesinden görülmesindeki “Sır” dır.

Nefsi emmare vehimi ile bu sırra sahip çıkıyor. Aynı zamanda nil nehrinin verdiği su yani hayatın- hayat sıfatına da sahip çıkarak. Bu bedenin yaşam ve hayat kaynağı benim görmüyor musunuz? Diyor.

Museviyet mertebesinin peygamberi H.z. Mûsâ dahi “len terani” sen beni göremezsin hitabı ile karşılaşmışken, Hayal ve vehim kuvvetlerinin gördüğü aslında göremediği hakikat değil nefsi emmarenin hayali ilahlığı ve “Sır” ve Hakk’ın hâyat sıfatının hayaline sahip çıkmasıdır. (Murat Derûni) Faydalı olur düşüncesi ile Mesnevi-i beyitleri ve şerhi ile yolumuza devam edelim.

"Nefis ejdarhadır, o ne vakit ölmüştür; âletsizlik gamından donmuştur.

Nefs-i beşer, hadd-i zâtında ejderhâ tab’ında ve meşrebindedir; o aslâ öl­mez; eğer halim ve selîm görünürse âletsizlik ve firsatsızlık gamından dolayı donmuş ve mecâlsiz kalmıştır.

Eğer o Fir'avnın âletini bulursa ki, nehrin suyu onun emri ile giderdi.

‘‘Fir’avn’’ın âletinden murâd, saltanat ve kudret-i hükûmetdir. “Nehir”den murâd, Nil nehridir ki, Fir’avn’ın dâire-i saltanatında cereyân ederdi. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Fir’avn’ın tefâhüründen ihbâren beyân buyrulur. (Zuhruf, 43/51) Ya’nî “Fir’âvn kavmine nidâ edip dedi ki: Ey kavmim, mülk-i Mısır bana mahsûs değil mi? Ve bu nehirler benim hükmüm altında cereyân ediyor, gör­müyor musunuz?” Ondan sonra o Fir'avnlık bünyâdını eder; yüz Mûsâ'nın ve yüz Hârûnun yolunu vurur.

Nefis, Fir’avn’ın kudret ve saltanatını elde ettikten sonra, artık Fir’avnlık temelini kurar ve kendisine nasîhat eden Mûsâ ve Hârun (aleyhime’s-selâm) meşreblerinde olan ulemâ-i billâhı muhâlif ve düşman addedip, onlara karşı sû-i kasda kıyâm eder.[61]

"Hakk’ın fazlı bize bir Fir'avnluk verdi. Senin Fir'avnlıuğun ve senin fânî olan mülkün gibi değil!"

“Fir’avn”, Mısır hükümdarlarına ve şâhlarına verilen unvandır; ve her fir’avnun kendilerine mahsûs ayrıca birer isimleri de vardır ki, hiyeroglif yazıları okunarak bunlardan ba’zılarının isimleri keşfedilmiştir. Bu beyitte “Fir’avnî”den murâd, şâhlıktır. Ya’ni sâhirler dediler ki: “Ey Fir’avn, Hakk’ın fazlı bize âlem-i rûhâniyyette bir şâhlık verdi ki, bu şâhlık senin şâhlığın ve fânî olan mülkün gibi değildir, ebedîdir!” İkinci mısrâ’ Hind nüshalannda sûretinde vâki' olup “Böyle bir avnsiz fir’avnluk değildir” demek olur.

"Haşini kaldır, diri ve celîl olan mülkü gör! Ey Mısır'a ve Nil nehrine mağrur olmuş!

Bu beyt-i şerîfde sûre-i Zuhruf da vâki’ (Zuhruf, 43/51) “Fir’avn dedi: Ey kavmim, Mısır mülkü ve sarayımın altından akan bu nehirler benim değil mi? Görmüyor musunuz?" âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Ya’ni sihirbazlar dediler: “Ey Fir’avn, başım cismâniyet âleminden kaldır da rûhâniyet âlemine bak ve Hak Teâlâ hazretlerinin âlem-i rûhâniyyette canlı olup bizimle muhâtaba eden ve azîm olan bir mülkü bize verdiğini gör! Ey câmid Mısır’ın mâliki ve Nil nehriyle iftihâr eden mağrûr!"

"Eğer sen bu pis hırkayı terk edersen, Nîl'i can Nil'inde gark edersin!''

“Ey Fir’avn, eğer sen bu pis ve necis hırka mesâbesinde olan cismi terk edersen, o Mısır’ın câmid olan sûrî Nîl’ini, rûh Nîl’inde gark edersin! Ve nazarında o sûrî Nîl nehrinin hiçbir kıymeti kalmaz!”

"Agâh ol, ey Fir'avn Mısır'dan el kaldır! Can Mısır'ı ortasında yüz Mısır vardır!"

“Ey Fir’avn, gaflet uykusundan uyan! Mısır’dan ve sûrî mülk ile iftihâr etmekten vazgeç, rûhâniyet âlemine yüz çevir! Zîrâ can Mısır’ı ve mülkü içinde şâyân-ı iftihâr birçok Mısır’lar ve mülkler vardır!” Nitekim I. cildin 2065 numaralı beytinin ibtidâsındaki sürhda Hakîm Senâî hazretlerinin şu beyitleri mezkûr idi:

“Can vilâyetinde gökler vardır ki, cihanın göğüne iş buyurucudur. Rûh yolunda aşağılar ve yukarılar ve inişler ve yokuşlar vardır. Yüksek dağlar ve denizler vardır”.[62]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)