İçeriğe atla
Zuhruf 82Cüz 25 · Sayfa 495

Zuhruf Sûresi 82. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Subhâne rabbi-ssemâvâti vel-ardi rabbi-l'arşi ‘ammâ yasifûn(e)

Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.

Zuhruf Sûresi

Âyet-i Kerime Rububiyet mertebesi mutlak tenzih âyetlerindendir.


Tesbîh: Sübhânellah: Demek, Cenâb-ı Hakk’ı (c.c.) şanına lâyık ifadelerle yâdetmek. Yâni: Allah’ın zâtında, sıfâtında, ef’âlinde cem’i noksanlıktan münezzeh olduğunu ifade etmektir. (Bak: Sübhan) Sübhan: (Allah c.c.)

(Tesbîh) “Sübha” çekilen tesbîh, tesbîh tanesi.

(Sübha-î) Zâkir, zikredenin tesbîh-i.

(Sübha-keş) Tesbîh çeken.

Osmanlıca Türkçe sözlük:

Sübhânellah: Cenâb-ı Hakk’ın mahlûkatı ve eserleri karşısında duyulan hayret ve teaccübü ifade etmek için söylenir. Cenâb-ı Hakk’ın zâtında, sıfâtında ve ef’âlinde bütün kusurlardan münezzehiyetini ifade eder. (Sübhanallah ve Elhamdülillâh) cümleleri Cenâb-ı Hakk’ı (Celâl ve Cemâl) sıfatları ile imâ yoluyla içinde olarak, vasıflandırılıyor. Celâl sıfatını içine alan Sübhanallah, abdin ve mahlûkun Allah’dan uzak oldukları, bakışına göredir.

Biz ondan uzak olduğumuz cihetle Onu (Tesbîh) ediyoruz, binâenaleyh, rahmetiyle yakınlığına bakarken hamdet. Ondan uzak olduğuna bakarken (Tesbîh) et ve her iki makâmı karıştırma. Ve her iki görüşü birleştirme ki, Hakk ve istikamet “mültebis-karışmış olmasın.” Lâkin karışma ve birbirinin içine girme olmadığı takdirde her iki mâkâmı ve her iki görüşü hem değiştirip hem de cem edebilirsin. Evet “Sübhanallâhi ve bihamdihi” her iki mâkâmı cem eden bir cümledir. M.N.

Cenâb-ı Hakk’ı şerikten, kusurdan, noksaniyet’ten, zulümden, acizden, merhametsizlikten, ihtiyaçtan ve aldatmaktan ve Kemâl ve Cemâl ve Celâline muhalif olan bütün kusurlardan takdis ve tenzîh etmek mânâsı ile saadet-i ebediyyeyi ve Celâl ve Cemâl ve Kemâl ve saltanatının haşmetine “medar-sebeb” olan dar-ı âhireti ve ondaki Cenneti haber verip buna delâlet ve işaret eder. (Ş) (Bak: Bakıyat-ı sâlihat)


Yukarıda belirtilen hususlar, genelde, zâhirî olarak kullanılan (tenzîh) anlayışına göre belirtilmiştir. Bütün mânâlarını ifade etmemektedirler. Bulundukları ve düşünüldükleri yerde “şeriat ve tarikat” mertebeleri itibarı ile geçerlidir, “hakikat ve marifet” mertebelerinde ki anlayışları ise daha başkadır. Yukarıda ifade edilen, “her noksanlık,” kendi mertebesi itibarı ile, “kendinin kemâlidir.” Evvelâ bu hakikatin anlaşılması lâzımdır.

“Tesbîh” in, (teşbîh) ve (tevhîd) mertebeleri itibarı ile de anlayışları vardır.

Sübhânellah: “Cenâb-ı Hakk’ın mahlûkatı ve eserleri karşısında duyulan hayret ve teaccübü ifade etmek için söylenir.”


Bu ifade “ef’âl” mertebesi itibariyledir, yerli yerincedir, görülen her hangi bir şeyin inceliklerine nüfûz etmeye çalışarak meydana gelen beşeriyyet yönünden tabii bir hayrettir.

Ancak gerçek mânâ da olan hayret ise, hakikati yönünden olan hayrettir. Bunu da bize Efendimiz, (Ya Rabb’î, zatındaki hayretimi arttır) hükmüyle bizlere zât-î hayretin varlığını ve Sübhânellah: kelimesinin hangi mânâda söylenmesi lâzım geldiğini açık olarak bildirmiştir.

İşte bu yüzden (sübhanallah) ef’âl ve esmâ âlemleri bakımından tenzîh-î bir tesbîhtir. Ef’âl âleminde kesif, esmâ âleminde ise lâtif’tir. İşte bu ifade yukarıda belirtilen bu Hadîs-i Şerîf ile de açıktır, (Sübbûhun kûddüsun Rabbül melâiketü verrûh) sübbuhiyyet Malâikeye, kûddüsiyyet ise rûhaniyyet’e verilmiştir.


Cenâb-ı Hakk’ın zâtında, sıfâtında, esmâsında ve ef’âlinde bütün kusurlardan münezzehiyetini ifade eder.


Bu ifadeler de ef’âl mertebesi itibariyle yerli yerincedir. Ancak hakikat mertebesi itibariyle çok daha başkadır. Çünkü bu ifadeler ile Cenâb-ı Hakk sınırlandırılmış olunmaktadır, bu ise gerçek bir haksızlıktır. Bu anlayış aslında bizim hayalimizde beşer tenzîh-i üzere kurguladığımız Rabb-ı Has’ımızdır. Ve biz farkında olmadan o nu tenzîh etmekteyiz, zira gerçek olan Rabb’ül erbabın ne tenzîh’e ne teşbîh’e ve ne de tevhid’e ihtiyacı yoktur. Bunlara hakikatlerini anlamak şartıyle gerçek rabb’ımızı tanımak yolunda bizim çok ihtiyacımız vardır ve gerçek rabb’ımız ise (Hay ve zâhir) isimleri, başta olmak üzere bütün isimleri ve sıfatları ile hayatın tam içindedir. Hâttâ! Hayat’ın da kendisidir.


(Sühanallah ve Elhamdülillâh) cümleleri Cenâb-ı Hakk’ı (Celâl ve Cemâl) sıfatları ile, imâ yoluyla içinde olarak, vasıflandırılıyor. Celâl sıfatını içine alan “Sübhanâllah, abdin ve mahlûkun Allah’dan uzak oldukları, bakışına göredir.”


“Sübhanâllah, abdin ve mahlûkun Allah’dan uzak oldukları, bakışına göredir.”


Bu ifade de ef’âl mertebesi itibariyle doğrudur, ancak esmâ ve sıfat mertebeleri itibarı ile daha başkadır. Allah (c.c.) abdinden ve mahlûkundan ayrı değildir, eğer ayrı olduğu gerçek mânâ da kabul edilmiş olsa o zaman ortada ne abd ne mahlûk kalır, çünkü yaşayan her varlık Hakk’ın Hay ismi ile vardır ve hayatları onunla var olmaktadır.

(sübhanellah) ef’âl ve esmâ âlemleri bakımından tenzîh-î bir tesbîh’tir. Ef’âl âleminde kesif, esmâ âleminde ise lâtif’tir.

(Elhamdülillâh) sıfat mertebesi itibariyle ef’âl ve esmâ’dan Zât-ı mukayyet yönüyle, tenzîh-tesbîh’tir.

(Allahu ekber) ise zat mertebesi itibariyle büyük demektir. Bütün âlemlerin ve varlıkların ana kaynağı burası’dır, tenzîh itibariyle “tesbîh” teşbîh itibariyle “zikir” dir. Aslında bütün tenzîhler teşbîhe göre tenzîh tir, Gerçek tenzîh ise (tenzîh-i asli-tenzîh-i kadîm) olan tenzihtir. Âlemlerde hiçbir tenezzül ve zuhuru olmayan Ahadiyyet ve a’maiyyet mertebeleri itibari ile zât-ı mutlak’ın tenzîhi’dir.

(sübhanellah-Elhamdülillâh) tenzîh-î yönden “tesbîh,” (Allahu ekber) ise Zât-ı mutlak yönünden “tenzîh-tesbîh” zât-ı mukayyed yönünden “teşbîh-zikir” dir. Ve bütün âlemler de geçerlidir. Toparlarsak, Ef’âl âlemi, ve Zât-ı mukayyet, itibarı ile yapılanlar zikr, esmâ ve sıfat âlemi ayrıca, Zât-ı mutlak itibarı ile yapılanlar ise “tesbîh”tir. Diyebiliriz.[97]

“ İz- -T-B- ” Yukarıda sübhan ve sübhanallah hakkında verilen bilgiden sonra yolumuza devam edelim…

“Gök” gönül göüğüdür. Yer ise beden arzıdır. Arş ise kişinin başı aklıdır. Gönüle zâti bilgiler, beden arzına efâl ve esmâ mertebesi bilgileri, arşa-başa ise rahmani akli küll bilgileri gelir. Bunların rabbi olan uluhiyet mertebesi hayal ve vehimleri ile nefsi emmare fikirleri yakıştırmaların mutlak tenzihinde ve yücedir. (Murat Derûni)


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)