Ve-innî ‘użtu birabbî ve rabbikum en tercumûn(i)
"Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
Duhân Suresi'nin 20. ayeti, Hz. Musa'nın Firavun ve kavmine karşı Allah'a sığınmasını ifade eder. Ayet, 'sığınma' ve 'taşlama' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi himaye ve tehdit unsurlarını dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'avz' (عوذ) kelimesinin, bir şeyden korkarak veya bir tehlikeden korunmak amacıyla başka bir şeye iltica etmek, ona tutunmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'uẕtü' (عُذْتُ) ifadesi, Hz. Musa'nın Firavun'un tehditlerinden Allah'ın korumasına sığınmasını, O'na iltica etmesini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'avz' kelimesinin mecazi olarak bir şeye dayanmak, ona güvenmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Hz. Musa'nın Allah'a olan tam güvenini ve O'nun himayesine sığınarak düşmanlarına karşı güç bulmasını mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'avz' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle Allah'a sığınma, O'nun korumasını talep etme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'uẕtü' fiili, Hz. Musa'nın ilahi himayeye olan mutlak ihtiyacını ve bu ihtiyacın dinî bir kavram olarak önemini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rabb' kelimesinin aslen terbiye etmek, bir şeyi aşama aşama kemale erdirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi-Rabbî' (بِرَبِّى) ifadesi, Hz. Musa'nın kendisini terbiye eden, koruyan ve işlerini idare eden Allah'a sığınmasını, O'nun mutlak otoritesine teslimiyetini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Rabb' kelimesinin sahip, efendi, malik ve terbiye edici anlamlarını taşıdığını vurgular. Bu ayette 'bi-Rabbî' ifadesi, Hz. Musa'nın kendi Rabbi olan Allah'ın mutlak gücüne ve himayesine olan inancını, O'nun her şeye kadir olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rabb' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratıcı, besleyici, koruyucu ve hükmedici sıfatlarını kapsayan merkezi bir kavram olduğunu açıklar. Ayetteki 'bi-Rabbî' ifadesi, Hz. Musa'nın Allah'ı bu tüm sıfatlarıyla tanıyarak O'na sığınmasını, O'nun mutlak egemenliğini kabul etmesini yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'racm' (رجم) kelimesinin hem taşlamak suretiyle öldürmek hem de kötü sözlerle itham etmek, lanetlemek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tercumûnî' (تَرْجُمُونِ) ifadesi, Firavun'un kavminin Hz. Musa'ya karşı hem fiziksel bir tehdit (taşlayarak öldürme) hem de sözlü bir saldırı (iftira, kötüleme) niyetini kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'racm' kelimesinin 'taşlamak' anlamının yanı sıra 'zanda bulunmak, tahmin yürütmek' anlamında da kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'tercumûnî' ifadesi, Firavun'un kavminin Hz. Musa hakkında asılsız iddialarda bulunarak onu kötülemesini ve bu yolla ona zarar vermeye çalışmasını da içerebilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'racm' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve bu ayetteki kullanımının, Hz. Musa'ya yönelik hem fiili bir tehdit (taşlama) hem de manevi bir tehdit (iftira, kötüleme) olduğunu açıklar. Bu, tehdidin çok yönlü olduğunu gösterir.
Duhân Sûresi
Âyet-i kerime rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
Taşlamak, hem taş atmak anlamında maddi hem de mecazi olarak laf atma anlamındadır.
Kûr’ân-ı kerimde [11/91; 19/46; 26/116; 36/18] taşlamının geçtiği âyetlerdendir. Ve sırası ile Şuayb (a.s.), İbrâhîm (a.s.) Nûh (a.s.) ve İsâ (a.s.) ın resülü olan iki kişi hakkındadır.
Mûsâ (a.s.) akıl ve yardımcısı olan fikir ile nefsi emmare ve müntesibi olan yardımcıları olan hayal ve vehim kuvvetlerine gidince onlara ilahi vahiy ile yaptığı Hakk’a, batıldan furkana çağırması neticesinde onların onu sözle eleştimesin karşılık hadi olan rabbimin cemal esmâlarına ve sizlerinde mudill olan rabbiniz olan cellal esmâlarına sığınır ve esmâ-i ilahiyyeyi birlerim diyerek Tehid-i esmâyı birlediğini ifade etmektedir. Her ne kadar siz beni bundan dolayı hayal ve vehim kaynaklı sözleriniz ile taşlamaktasınız. (M.D.)
(Kâle e ci’tenâ li tuhricenâ min ardınâ bi sihrike yâ mûsâ.)
(Tâ-Hâ-20/57) “Sen bizi, sihrin ile yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin ya Mûsâ?” dedi.” Zâhiren Mısır arzına-yurduna yuva kurmuş olan Fir’âvn ve âvanesi, bâtınen ise, beden Mısrına yuva kurmuş olan nefs Fir’âvn’u kendisine gönderilen akıl Mûsâsı’na ki, aslı hakikat-i Muhammediyyenin Mûseviyyet mertebesi İnsân-ı Kâmilidir. Onlara geldiği zaman, kendisinde bulunan ulûmu diniyye yi ve zâhiri ahkâm-ı İlâhiyyeyi ve kendisinde bulu-nan bu hakikatlerin tezahürünü gösterince, onlar bunların kendilerinde bulunan hayal ve vehim kıyasları ile değerlendirmeye çalıştıklarından kendi nefislerinde bulunan vehmi kurgular ile bunları kendi yaptıkları gibi sihir zannettiler. Ve bu sihirler ile kendilerini Mısır yurdundan ve Mısır beden arzından çıkarmak istediklerini zannettiler. Ve bunun içinmi geldin? Ya Mûsâ. Dediler.[20]
Âyet-i kerimede görüldüğü gibi Mûsâ (a.s.) söz ile tenkid edilip kınanıp, taşlanmaktadır. (M.D.)