Ve-en lâ ta'lû ‘ala(A)llâh(i)(s) innî âtîkum bisultânin mubîn(in)
"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."
Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Duhân Suresi 19. ayet, Allah'a karşı kibirlenme ve üstünlük taslama yasağını, peygamberin getirdiği apaçık delille ilişkilendirir. Ayet, ilahi otoriteye karşı gelmenin ve peygamberlik müessesesinin meşruiyetinin temelini oluşturan 'apaçık delil' kavramlarının dilbilimsel derinliğini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'uluvv' (علو) kelimesinin asıl anlamının 'yükseklik' olduğunu belirtir. Ancak Allah'a nispet edildiğinde, O'nun kudretine ve hükmüne karşı gelmek, kibirlenmek ve haddi aşmak manasına gelir. Ayetteki 'Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın' ifadesi, bu kibir ve haddi aşma durumunu yasaklar. (el-Müfredât, s. 581)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'te'lû' (تعلو) fiilinin burada 'tu'azzimû' (تعظموا - büyüklük taslamak) ve 'tetekebberû' (تتكبروا - kibirlenmek) anlamında kullanıldığını ifade eder. Yani, Allah'ın emirlerine karşı gelerek kendinizi O'ndan üstün görme çabasıdır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 219)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kibir' ve 'üstünlük taslama' kavramlarının Kur'an'da Allah'ın mutlak egemenliğine karşı gelme olarak ele alındığını vurgular. 'Uluv' (علو) kökünden türeyen bu fiil, insanın kendi nefsini ilahi otoritenin üzerine çıkarma arzusunu ifade eder ve bu, Kur'an'da şiddetle reddedilen bir tutumdur. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 210)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'etâ' (أتى) fiilinin 'gelmek' ve 'getirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eâtîkum' (ءَاتِيكُم) ifadesi, peygamberin Allah'tan aldığı bir mesajı veya delili insanlara ulaştırması, sunması manasındadır. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 405)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ityân' (إتيان) masdarının hem 'gelmek' hem de 'getirmek' anlamlarını içerdiğini ve burada peygamberin Allah'ın izniyle bir 'burhan' (delil) getirmesi bağlamında kullanıldığını açıklar. Bu, peygamberin risaletinin bir gereğidir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 1, s. 102)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sultân' (سلطان) kelimesinin aslen 'güç, otorite' anlamına geldiğini ve 'hüccet' (delil) için kullanıldığını belirtir. Çünkü delil, karşı tarafı susturacak ve ona üstün gelecek bir güce sahiptir. Ayetteki 'apaçık bir delil' ifadesi, peygamberin getirdiği mucizelerin ve Kur'an'ın ikna edici gücünü vurgular. (el-Müfredât, s. 415)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sultân'ın 'Allah'ın hücceti' ve 'delil' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, peygamberin doğruluğunu kanıtlayan, şüpheye yer bırakmayan ve karşı çıkılması mümkün olmayan bir kanıttır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 280)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sultân' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'delil, hüccet, kanıt' anlamında kullanıldığını ve bu delilin, muhatabı ikna etme ve ona karşı üstün gelme gücüne sahip olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, peygamberin risaletini tasdik eden mucizevi bir kanıttır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 312)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'beyân' (بيان) kökünden gelen 'mübîn' (مبين) kelimesinin 'açıklayan, açıklığa kavuşturan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sultânin mübînin' (apaçık bir delil) ifadesi, getirilen delilin hiçbir kapalılık taşımadığını, herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek kadar net olduğunu vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 105)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mübîn'in hem 'açık olan' hem de 'açıklayan' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Buradaki 'sultân-ı mübîn', kendisi açık olduğu gibi, hakikati de açıklayan, ortaya koyan bir delildir. (el-Külliyyât, s. 235)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'beyân' kavramının Kur'an'da hakikatin net bir şekilde ortaya konulmasıyla ilişkili olduğunu belirtir. 'Mübîn' sıfatı, getirilen delilin sadece var olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendi doğruluğunu ve ilahi kaynağını apaçık bir şekilde gösterdiğini ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 180)
Duhân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Nefsi emmare ilahlık tasladığı zaman kendi varlığında bulunan “güneş” in vehimi yönünden ışığını alır ve şartlanması ile mudilliğinin mütekebbir esmâsını nefsi emmare yönünde kullanıp ile Allah (c.c.) yani uluhiyet mertebesine karşı yücelik taslamaya kalkar.
“bisultânin mubîn” Açık bir şekilde ilahi bir yardım ile geliyorum. İlahi bir yardım ile bunları getiriyorum. (M.D.)