Fe/tû bi-âbâ-inâ in kuntum sâdikîn(e)
"Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin."
Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."
Duhân Suresi'nin 36. ayeti, inkarcıların ahiret inancını reddedişini ve alaycı bir üslupla geçmiş nesillerin geri getirilmesini talep etmelerini konu edinir. Ayet, 'getirmek', 'babalar' ve 'doğru sözlü olmak' gibi temel kavramlar üzerinden diriliş inancına karşı çıkanların mantıksızlığını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'etâ' fiilinin bir yere ulaşmak, bir şeyi getirmek veya bir işi yapmak anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'fe'tû' ifadesi, inkarcıların alaycı bir meydan okuma ile ölmüş babalarını geri getirme talebini ifade eder, bu da dirilişin imkansızlığına dair kendi zanlarını pekiştirmek içindir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'etâ' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve burada 'getirmek' manasına geldiğini vurgular. Ayetteki 'fe'tû bi-âbâinâ' ifadesi, inkarcıların, eğer peygamber doğru söylüyorsa, ölmüş atalarını diriltip getirmesini talep etmeleri şeklinde mecazi bir meydan okumadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'etâ' fiilinin Kur'an'daki kullanımının genellikle bir şeyin vuku bulması veya bir emrin yerine getirilmesiyle ilgili olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanım, inkarcıların ahiret inancına karşı duydukları şüpheyi ve alaycı bir şekilde 'kanıt' talep etme biçimlerini yansıtır; bu, onların diriliş kavramını reddetmelerinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'eb' kelimesinin hem gerçek babayı hem de ataları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'âbâinâ' ifadesi, inkarcıların geçmiş nesillerini, yani ölmüş atalarını kastettiğini ve onların diriltilmesinin imkansızlığını iddia ederek ahiret inancını reddettiklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âbâ' kelimesinin 'eb'in çoğulu olduğunu ve burada 'atalar' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, inkarcılar, eğer diriliş doğruysa, ölmüş atalarının geri getirilmesini talep ederek, bu inancın gerçek dışı olduğunu ima etmektedirler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'eb' kelimesinin Kur'an'da sadece biyolojik baba değil, aynı zamanda atalar ve öncüler için de kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'âbâinâ' ifadesi, inkarcıların geçmiş nesillerini, yani ölmüş atalarını kastederek, dirilişin imkansızlığına dair kendi zanlarını pekiştirmek amacıyla bir meydan okuma olarak kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sıdk' kelimesinin sözün veya eylemin gerçeğe uygun olması anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'sâdikîn' ifadesi, inkarcıların, peygamberin diriliş hakkındaki sözlerinin doğruluğunu sorguladıklarını ve eğer doğru söylüyorsa, ölmüş atalarını geri getirmesini talep ederek onu sınadıklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sıdk'ın hakikate uygunluk olduğunu ve 'sâdık'ın da bu hakikati söyleyen kişi olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'sâdikîn' kelimesi, inkarcıların, peygamberin ahiret ve dirilişle ilgili iddialarının doğruluğuna inanmadıklarını ve bu iddiaların gerçekliğini ispatlamasını talep ettiklerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sıdk' kavramının Kur'an'da sadece sözün doğruluğunu değil, aynı zamanda niyetin ve eylemin samimiyetini de içerdiğini belirtir. Bu ayetteki 'sâdikîn' ifadesi, inkarcıların, peygamberin dirilişle ilgili mesajının 'doğruluğunu' sorguladıklarını ve bu mesajın gerçekliğini kanıtlaması için meydan okuduklarını gösterir.
Duhân Sûresi
“sâdikîn” tasdik ediciler… Eğer hakkı ve gönderdiği Kur’ân-ı tasdik ediyorsanız. “bi-âbâ-inâ” bizim babalarımız aynı zamanda aklı küllümüzü bize getirdir. Kişinin akl-ı küllüne ulaşması yine kendinden ve “ulu’l elbab” kamil akıl sahibi olmasında geçer. Hakkı tasdik edenler onlara bunu getiremez. Bu bir manevi irfani eğitim işidir. (M.D.)