İn hiye illâ mevtetunâ-l-ûlâ vemâ nahnu bimunşerîn(e)
(34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
"Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
Duhân Suresi'nin 35. ayeti, inkarcıların ahiret inancını reddedişlerini ve ölümün tek seferlik bir olay olduğunu iddia etmelerini dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, 'ölüm' ve 'dirilme' kavramları üzerinden inkarcıların temel argümanını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt' (موت) kelimesini ruhun bedenden ayrılması ve hayatın zıddı olarak tanımlar. Ayetteki 'mevtetünâ' (موتتنا) ifadesi, inkarcıların 'biricik ölümümüz' şeklindeki iddialarını vurgular, yani bu ölümden sonra başka bir hayatın olmadığını kastederler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mevt' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'mevtetünâ' ise, dirilişi inkar edenlerin, ölümün geri dönüşü olmayan bir son olduğu yönündeki düşüncelerini mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mevt' kavramının Kur'an'da sadece biyolojik bir son olmaktan öte, manevi bir durum ve ahiret inancının karşıtı olarak da kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki 'mevtetünâ', inkarcıların ahiret inancına karşı duruşlarını ve ölümün tek bir olay olduğu yönündeki felsefelerini yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'evvel' (أول) kelimesini bir şeyin başlangıcı ve önceliği olarak açıklar. Ayetteki 'el-ûlâ' (الأولى) ifadesi, inkarcıların 'ilk ve tek ölüm' anlayışlarını vurgulayarak, ikinci bir ölüm veya dirilişin mümkün olmadığını ima eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'el-ûlâ' kelimesinin sıfat olarak kullanıldığında, nitelendirdiği şeyin tekliğini ve önceliğini belirttiğini ifade eder. Bu ayette 'mevtetünâ' kelimesini niteleyerek, inkarcıların ölümün tek seferlik bir olay olduğu yönündeki inançlarını pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'nahnu' (نحن) zamirinin çoğul birinci şahıs zamiri olduğunu ve konuşan grubun kendisini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların ortak bir görüşü ve kesin bir reddi dile getirdiklerini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, zamirlerin Kur'an'daki kullanımının, cümlenin anlamını ve vurgusunu güçlendirdiğini ifade eder. 'Nahnu' zamiri, inkarcıların diriliş konusundaki kesin ve kolektif inkarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'neşr' (نشر) kelimesinin yaymak, dağıtmak ve özellikle ölüleri diriltmek anlamlarına geldiğini belirtir. 'Münşerîn' (منشرين) ise, diriltilecek olanlar anlamına gelir. Ayetteki olumsuzluk edatı ile birlikte, inkarcıların dirilişi kesinlikle reddettiklerini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'neşr' kelimesinin Kur'an'da 'ihyâ' (canlandırma) anlamında kullanıldığını açıklar. 'Bimünşerîn' ifadesi, inkarcıların 'biz diriltilecek değiliz' şeklindeki inkarını net bir şekilde ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'neşr' kavramının Kur'an'da 'ba's' (yeniden diriliş) ile eş anlamlı olarak kullanıldığını ve ahiret inancının temelini oluşturduğunu belirtir. Bu ayetteki 'bimünşerîn' ifadesi, inkarcıların ahiret inancına karşı duruşlarını ve dirilişi reddetmelerini vurgular.
Duhân Sûresi
Kim ki böyle diyorsa ister 1400 sene önce yaşasın, ister bugün yaşasın bunca âyet-i ve Kûr’ânı kerimi inkar etmektedirler.
Ölüm ile kişi iniktayı nefse uğrar ve nefsin faaliyet aleti olan beden bineğin ise vazifesi bitmiş olur aslı olan toprak, ateş, hava, su unsurlarına döner. Ölüm denilen hadisenin iki şekli vardır. Birincisi bir irfan ehlinin eğitiminden ve venefahtüsünün gönlüne seyran etmesi ile ölmeden önce ölmesidir.
Ve hakikatte nefsi varlığından ölüp Hakk ile dirilende ebedi hayy ve diridir. Hakk’ın sıfâtı ile dirilene de bir daha ölüm ve dirim yoktur. Şems hazretleri bu hakikati “ben ruhumu çoktan Hakk’a uçurdum üstümde bu gömlekten (beden gömleği) başka bir şey kalmadı” diyerek dile getirmektedir.
Diğeri ise zaruri olan bedeni yaşantının vakit ve saatinin dolması ile oluşan ölümdür.
İlkinde kişi nefsinden ölmüş ve Hakk o mahalde faaliyetini sürdürmeye başladıüı için hakikatte kendi yoktur. Ve nefsi ölü hükmündedir. Ve hakikati ile hay ve diridir.
İkincisi ise zaten hakikate ölü idi. Ve hayalde yaşıyodu. Hayalen ölmüş oldu. Hayalen ölü olanında da zaten dirilmesinin imkanı yoktur. Kendisini diri ve varlık sahibi zan ediyordu. Böylelikle kendinin-kendilerinin ölü ve hakikatte ölü olduklarını ikrar etmektedirler.
Ölüm yok oluş değil “zâik[26] tadıştır. (M.D.) Akıl bilici nefs tadıcıdır. Bu yüzden “ölümü nefs tadacaktır” “Küllü nefsin zaikat’ül mevt” (29/57) denmiştir. “ İz- -T-B- ”