Emran min ‘indinâ(c) innâ kunnâ mursilîn(e)
(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
Duhân Suresi'nin 5. ayeti, ilahi buyruğun ve peygamberlik müessesesinin önemini vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın katından gelen emirlerin hikmetini ve O'nun elçiler gönderme geleneğini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesini hem sözlü buyruk hem de fiili iş olarak açıklar. Bu ayetteki 'emr', Allah'ın takdir ettiği, hükmettiği ve gerçekleştirdiği bir işi, bir buyruğu ifade eder. O gecede takdir edilen her hikmetli iş, Allah'ın emriyle vuku bulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'emr' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Burada 'emr', Allah'ın takdiri ve hükmü anlamındadır. Ayetteki 'emrâ' ifadesi, Allah'ın katından gelen kesin ve bağlayıcı bir hükmü, bir takdiri işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'emr' kavramının Kur'an'da ilahi irade ve yaratıcı güçle yakından ilişkili olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'emr', Allah'ın evreni ve olayları yöneten, takdir eden mutlak iradesini ve kudretini yansıtır. O'nun emriyle her şey gerçekleşir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ind' kelimesinin bir şeyin yakınlığını ve birinin nezdinde bulunmasını ifade ettiğini belirtir. 'İndenâ' ifadesi, Allah'ın ilim, kudret ve iradesinin doğrudan kaynağı olduğunu, buyruğun O'nun zatından geldiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ind' kelimesinin mekansal yakınlığın yanı sıra manevi ve ilahi bir yakınlığı da ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'indinâ', Allah'ın mutlak otoritesini ve buyruğun O'nun yüce katından, O'nun bilgisi ve takdiriyle geldiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kâne' fiilinin Kur'an'da sadece geçmiş zamanı değil, aynı zamanda sürekliliği ve ezeliliği de ifade edebileceğini belirtir. Buradaki 'künnâ', Allah'ın peygamberler gönderme fiilinin geçmişten beri süregelen, ezelî bir adeti olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâne' fiilinin bazen 'mâ zâle' (hala, devamlı) anlamında kullanıldığını ifade eder. 'İnnâ künnâ mursilîn' ifadesi, Allah'ın peygamberler gönderme fiilinin kesintisiz bir şekilde devam ettiğini, bunun O'nun değişmez bir sünneti olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' kelimesinin bir şeyi göndermek, salıvermek anlamına geldiğini belirtir. 'Mursilîn' ise gönderenler, yani Allah'ın insanlara doğru yolu göstermek için elçiler gönderdiğini ifade eder. Bu, Allah'ın rahmetinin bir tecellisidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'resûl' kelimesinin Allah ile kulları arasında elçilik yapan kişi olduğunu açıklar. 'Mursilîn' ise Allah'ın bu elçileri gönderen sıfatını ifade eder. Ayette, Allah'ın insanlığa rehberlik etmek üzere sürekli olarak peygamberler gönderdiğine vurgu yapılır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'irsâl' fiilinin Kur'an'da genellikle ilahi bir görevlendirme ve mesaj iletme bağlamında kullanıldığını belirtir. 'Mursilîn' kelimesi, Allah'ın insanlara doğru yolu göstermek, onları uyarmak ve müjdelemek için elçiler gönderme eyleminin sürekliliğini ve önemini vurgular.
Duhân Sûresi
رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ {الدخان/6}