İçeriğe atla
Duhân 53Cüz 25 · Sayfa 498

Duhân Sûresi 53. Âyet

الدخان

Sohbete sor

Yelbesûne min sundusin ve-istebrakin mutekâbilîn(e)

İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.

Duhân Sûresi

İnternetten alınan ipek ve atlas hakkında kısaca bilgi;

İpek, İpekböceğinin ürettiği yumuşak, parlak bir liftir. İpekböceği bir tırtıldır ve bu lifi kendine koza örmek için üretir. İnsanlar bu liften iplik yapar ve kumaş dokurlar.

Atlas, ince ipekten sık dokunmuş düz renkli, sert ve parlak, altın ve gümüş tellerle işlenmiş kumaş cinsidir. Atlas dokunuşuna göre kıymetlendirilen bir kumaştır.

51 ve 52. Âyetleri ilave ettiğimiz zaman meal şöyle olmaktadır…

“İttika edenler emin bir makamda bahçe ve pınar başlarında ince ipekten ve parlak atlastan giyinmiş bir şekilde otururlar.” İpek kıymetli bir kumaştır. Bu kumaşı ittika eden şeriat, tarîkât, hakîkat ve marifet mertebelerinin sakınması farklıdır.

Şeriatte, Şüphelilerden kaçınanlar hayal cennetinde yani nefis cennetlerindedirler.

Tarîkâtte, Beşeriyettelerinden kurtulmaya çalışanlar yine hayâl ve nefis cennetlerindedirler.

Hakîkatte, Beşeriyetin Hakk’a ait olduğunu bilip sakınanlar 8. cennetaynidediler.(2 Cennet) Maifette, Bütün bu âlemin Hakk’ın varlığını bilip sakınanlar da 8. cennetaynidediler. (Üstte bulunan iki cennetin ilerisinde olan iki cennet) Bahçe yani cennettir… Zikir meclisleride cennetten bir bahçedir. Pınar başları ilim’in alındığı kaynak hayattır. Kim hangi derste ise o dersin kaynağı olan Esmâ’dan suyunu-ilmini-hayatını alır.

Parlak Atlas kumaş; Altın ve gümüş işlemeli olması, bu kumaşı mürşidin giymesidir. Parlak olması ilminin nûrudur. Gümüş işleme velayet yolunu, altın işlemeler ise risalet yolunu belli eder. İşte Efendi Babamız ve dervişleri sohbetlerde ipek ve parlak atlas kumaştan elbiseleri ile karşılıklı oturur. Bu cennet bahçesinden herkes dersinin kaynağı olan Esmâ-i İlâhiyyeden ilmini alır. Bu elbiselerde dersin rengine göre karşılıklı el tutuşma töreni ile O Esmâ giyilir veya hangi mertebeden biat yapılıyorsa Esmâ-i İlâhiyye elbisesi giydirilir. Günümüzde vakit olmadığı için her ders geçmişte yapılması gereken bu tören dervişlere ders bitirmelerinde Efendi Babamız tarafından topluca yapılmaktadır.

Ailece senede birkaç sefer yaptığımız Bursa gezilerinden uğradığımız yerlerden biriside İpek ürünlerinin topluca satıldığı Koza Han olmaktadır. Onlar alışveriş yapaken fakirde meydan şeklindeki bahçesinde bulunan çay bahçesinde oturup istirahat etmektedir. Koza bilindiği gibi İpek böceğinin ördüğü bir tür ipliktir. İpek yapanlarda bunları alıp kaynak suya atmakta ve İpek böceği, Kelebek olamadan ölmektedir. Yolda bulunan salik, hayâl, vehim ve nefis ipliği ile örülmüş kozayı delip, Kelebek olarak özgürlüğüne kavuşması gerekir. Efendi Baba yazmış olduğum bir mail-de daha ne kadar bu Koza’ya gelip gideceğiz bakalım dediğimde, karşılık olarak; “Nefsi emmare kozunu bu hayal sahasında oynasın, biz kendi irfâniyet işimize bakalım” demişti.

Bu âyet ile ilgili son paragraftaki yazılanlardan bir gün önce ma’nâda gördüğüm zuhuratta;

Dergâh gibi bir mekânda cam bir vitrin içine konmuş yeşil 3 adet “Tarîkâtı Uşakiye” ait nefti yeşil atlas ipekten kiyafetleri görüyorum. Daha sonra içeride Efendi Babam ve Fakîr dururken karşılıklı dışarıdan hiçbir dâhil olmadan kıyafetler ve tac-ı şerifler üzerlerinde giyinilmiş bir şekilde beliriyorlar.  Ben yine bu sahneyi kapı dışından izliyorum. Üçüncü kıyafeti ve tacı gençten bir erkek giyinmiş şaşkın (heyeman) bir hâlde, ahşap helezonik merdivenlerden trabzanları tutarak yukarı doğru çıkıyor. Aslında bu zuhuratta birçok açık ma’nâlar vardır. İncelediğimiz (44/53) âyeti ile de bağlantılıdır.

Bunun bir yönü ile âlakalı durumu zuhuratı gördüğüm akşam işten dönerken, Efendi Babamın eski sohbet kayıtlarından Fusûs’ül Hikem Halid Fassı’nı dinliyordum. Efendi Babam size Nusret Babam ile alakalı bir hatıramı anlatayım dedi. Bir Kandil’de işlerimizden dolayı Nusret Babamı ziyarete gidememiştik. İşimiz müsait olunca birkaç gün sonra Kandil münasebetiyle ziyaretine gittik. Nusret Babam size bir zuhuratımı anlatayım dedi. Tac-ı şerif gördüm ve bu Tac-ı Şerifi kendi kendime giyindim dedi. Efendi Babam daha sonra sohbet kayıtlarında bu “Allahussamed” gani yani kimseye ihiyacı olmamak “Samediyet” hükmüdür dedi. Bu anlatılanlardan “Efendi Babam ve Fakir” zuhuratta bu hâl ile ma’nâlanmıştı. Burada dikkat çeken diğer bir husus 3 kiyafettir. Bu “Ferdi Selase” üçlü ferdiyet ve aslı Ferdiyet’e işarettir. (Görülen 3. kişinin ismi ile yolumuzu ileriye taşıyacak olan erlerdir.) Bundan yaklaşık 8-9 sene önce fakire “Senin kimseye ihtiyacın olmaz, Sana ihtiyacı olanlar” olur hâli ma’nâlanmış olarak düşünülebilir. Bu konu hakkında yazılmış bir yazıyı faydalı olur düşüncesiyle buraya alıyorum.

Sizden Sonra Kiminle Devâm Edeyim[47]“İz- -T-B-” Efendi Babamın bürosuna ikinci ziyârette gittiğimde, yekten biraz da edepsizce, belki yaşından ötürü, Efendim sizden sonra kiminle devâm edeyim diye sormuştum.

Efendi Babam bu deli gene ne diyor der gibi, biraz durduktan sonra, biz öldük mü? Senin kimseye ihtiyâcın olmaz sana ihtiyâcı olanlar olur demişti.

Açıkçası bu soruları niye böyle bir insâna sordum, densizlik ettim diye epey üzüldüm. Hakîkatte bu iş, Efendi Babam-ın hakîkatinden geliyor. Ama benim nefsimden çıktığı için suç, onun da kaynağı Hakîkat-i Muhammedi kaynaklı olduğu için herhangi bir sorumluluğu yok. Zaten benim de hayâl ve vehim yönüm o zamanlar üzerimde fazla olduğu için gelen hakîkatleri değiştirerek dalgalı yansıtıyorlardı. “Anladıysan ebsem ol” diye Nusret Babam rahmetullâhi aleyh boşuna söylememiş.

İşte burada eksik kimlik sorusu gelmiş… Bu da 5. Hazret mertebesi ve (ا) Elif’in bâtın noktası ile oluşan kimlik…

İşte efendi Babam bu Tevhid-i Zât hakîkati olan Marifet/bekābillâh hakikatin’in sûresi olan (الإخلاص) “El-İhlâs” hakîkatini çalışır ve benim gibi ma’nâsal (أَحَد) “Tek”liği bünyende bulup Vitr’iyyeti idrâk ettikten sonra, âlemde bulunan Hakikat-i Muhammediyi de fikren ve zevken bünyende idrâk edersen,[48] “Ferd’iyyet” denilen 28. merte-be yi idrâken ve fikren anlamış olursun.

Yatsı namazı vakti; Efendimiz “Rabb-inin adıyla oku” hakîkatini Yatsı namazı ile Elif 12 bâtini, 1 zâhiri noktadan oluşur…

(27+12)= (39) Bu Esmâ tecellisidir. (97) Kadir gecesi denilen (96) (سورة العلق) “Alak Sûresi”nin ilk 5 âyetinin inmesi ile ilk bölümünü yaşamıştır. (ا) Elif 12 zâhiri, bir bâtini noktadan oluşur…

Gece kılınan (وتر) “Vitr” Teklik namazı ile (39+1)= 40 bakın bu ifâde edilebilmek için bu eşitlik verilmektedir… Aslında oluşan “39-1” dir. Buda 13 tür… 1 kaynak sayıdır. 1 başa alındındın mı? (مِراج) Mirâc ile oluşan (أَحمَد) Ahmed (53) oluşumu, 139 yani Muhammed olur… Muhammed isminin ikinci (م) Mimi olan Hazreti Muhammed mertebesi oluşur. Tek sayılar üç ile başlar… Bu oluşum ile Âlem bazında Ef’âl tecellisi oluşmuş. 40 rek’at namaz tamam olmuş… Ve (97) Kadir gecesi ve (سَلَم) “Selâm” ve (وتر) “Vitr” de ki (أَحَد) Tek” Allahu Ekber, (اللهُ أَحَد) “Allahu Ahad” ile karşılığı olmayan Tekbir ifâde edilmiş olur.

Bunun sabahı Kâdir devamı arefe ve bayram yani Ramazan bayramıdır. Efendi Babam Biz öldük mü? Derken biz öldük, Hakk ile Bâki olduk, hakîkatini ifâde etmiştir. Sen de ölürsen, Fenâfillâh ve Bekâbillâh hakîkatlerine ulaşırsın. Fâtiha hakîkati ve Rabb-i Hass hakîkati sende açılır demek istemiş. Burada ehline mâlûm olan başka hakîkatler vardır.

5. Kimlik; Sizden sonra “Kim”lik sizin sonranız yani 5. Hazret mertebesi ile bünyenizde bulunan (هُ) “Hu” dur. Ve bunun Vahidiyyete - Ulûhiyyete dönük olan yönü Hüve’dir.

6. Kimlik; Biz öldük mü? Benden sonra kimseye ihtiyacın olmaz… 3. Mertebe olan, Nefsi Benlik, İzâfi Benlik ve İlâhi Benlik seyirleri olan Mi’râc’ın uruc bölümünü tamamlayıp, bu üç seyir ile “Nefsini bilen rabb-ini bilir”, Mûcidine karşı tam bir fakr ve ihtiyâç içinde olursan, ölmeden önce ölürsen. Bundan sonra oluşacak tecelli ile Rabb-i Hass’ın Cenâb-ı Hakk tarafından verilir. Gerçek kimliğin olan Özel esmân sana verilir.

Ve bâtının da bulunan kimlikler senden yardım almaya gelirler, diye Efendi Babam tarafından anlatılmak istenmiştir.

Şimdi yeri gelmişken daha önceden yazmış olduğum, Hâlit dede yazısı[49], bu hakîkatler ile son günlerde mail ile oluşan karşılıklı bir yazışmayı buraya almam okuyanlar için faydalı olur düşüncesindeyim.[50]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)