İçeriğe atla
Duhân 54Cüz 25 · Sayfa 498

Duhân Sûresi 54. Âyet

الدخان

Sohbete sor

Keżâlike ve zevvecnâhum bihûrin ‘în(in)

İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

Duhân Sûresi

Cennet-i kazanmış olan rical-erkeklerin Kendileri akl-ı küll’ü temsil ettiklerinden, kendilerinde bulunan ilâh-i rahmani hakikatlerin karşılığı nefsi küll tarafından kendilerine amelleri karşılığında çok lâtif varlıklar olarak takdim edileceklerdir, bu haller ise kendilerinden kendilerine olacaktır yani içlerindeki lâtif kimlikleri Âdem Babamızdan Havva validemizin çıkıp kendisine eş olduğu gibi cennet ehlinde de bu haller zuhur edecektir. Bunların ismine genel ma’nâ da “hûrin în.” Denmektedir.[51] “ İz- -T-B- ” Bunlar dünyadan cennete gidenler değil, cennette meydana gelen “huriler” suretinde tecelli-i “sıfat” ve “zatın” “nefs-i kül” yönlü görüntüleridir.

En büyük nimet ve ünsiyet eşlerin birbirleriyle muhabbet halinde buluşmaları, oluşmalarıdır.

İnsan her şeyden zevk ve muhabbet alabilir. Fakat kendi cinsiyle olan münasebetleri hiçbir şeyle kıyas edilemez. En üst birliktelik budur.

İşte bu sebeple, insanın amel-i saliha, muhabbet ve irfaniyeti ile meydana getirdiği silüetlerin en üstün olanı kemallisi kendisi ile ünsiyet edebilecek şekil ve surette olmasıdır.

Bunlara da cennette ( حُورِى) “huri” ismi verilmektedir. Meyvelerden, gölgelerden, kebaplardan çok daha değerlidirler.

“Hu”; bilindiği gibi, (hüviyet) “O “ demektir.

“R”; Rahmaniyet, “İ” ; insan demektir.

Hal böyle olunca, “Huri”; kendisinin meydana gelmesine sebep olanın hüviyetine “Hu”ya (O)na bağlı olarak, Rahmaniyet mertebesi itibariyle insan suretinde oluşan (hanım benzeri) “tecelli-i nefs-i kül”ün kemali demek olur ki cennetin lezzetleri bakımından çok üstün olanları bunlardır.[52] “ İz- -T-B- ”

"Mümin, cennette hûr-i ıyn ile evlenir. Bunun hakikati şudur: Ârif, nefsini tezkiye edip kalbini saf kılınca, onun basireti açılır. O artık her şeyde Hakk'ın cemâl ve kemâlini görür. İşte bu müşahede, onun için 'hûr-i ıyn' ile evlenmektir. O huriler, 'Lâ mevcûde illâ Hû' (O'ndan başka varlık yoktur) hakikatini gören basiret gözleridir."[53]

"Hûr-i ıyn" → "Kemâl Mertebesindeki Nefsin Saf Latifeleri"

"Hûr" (hûriyet), "hürriyet/hür olma" kökünden gelir; bu, nefsin mâsivâ (Allah'tan gayrı) esaretinden kurtulmuş halini sembolize eder. "În" (göz), "ayna/basiret" anlamındadır.

Muhyiddin İbn-i Arabî hazretleri, hûr-i ıyn’i, ârifin nefsinin tezkiye edilmiş, Hak'tan başkasını görmeyen latifeleri olarak yorumlar.