Keżâlike ve zevvecnâhum bihûrin ‘în(in)
İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
Duhân Suresi 54. ayet, cennet ehlinin mükafatlarından bahsederken, onlara verilecek eşleri ve bu eşlerin niteliklerini dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir. Ayet, 'eşleştirme' ve 'iri siyah gözlü huriler' kavramları üzerinden cennetin maddi ve manevi güzelliklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zevc' kelimesinin aslen bir şeyin benzeri veya karşıtı olan diğerini ifade ettiğini belirtir. 'Zevvecnâhum' ifadesi, cennet ehlini, kendilerine uygun ve eş olacak hurilerle bir araya getirme, onları birbirine eş kılma anlamını taşır. Bu, sadece evlilik akdi değil, aynı zamanda uyum ve birliktelik anlamını da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zevc' kelimesinin Kur'an'da 'tür, sınıf' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu bağlamda 'zevvecnâhum', cennet ehlini belirli bir türden, yani hurilerden eşlerle bir araya getirme, onlara uygun eşler tahsis etme manasına gelir. Ayetteki kullanım, cennet ehlinin mükafatının bir parçası olarak onlara özel eşlerin verildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zevc' kavramının Kur'an'da sadece 'eş' değil, aynı zamanda 'çift' ve 'tür' anlamlarını da içerdiğini belirtir. 'Zevvecnâhum' ifadesi, cennet ehlinin dünyadaki yalnızlıklarının aksine, cennette kendilerine uygun, tamamlayıcı bir 'çift' ile bir araya getirileceğini, bu durumun cennetin mükemmelliğinin bir göstergesi olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hûr' kelimesinin 'havar' kökünden geldiğini ve gözlerinin beyazının çok beyaz, siyahının çok siyah olmasından dolayı bu ismin verildiğini belirtir. Ayetteki 'bihûr' ifadesi, cennet ehlinin eşlerinin gözlerinin güzelliği ve parlaklığı ile nitelendirildiğini, bu özelliğin onların çekiciliğini ve güzelliğini vurguladığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hûr' kelimesinin 'havar'dan türediğini ve gözlerinin beyazının saf beyaz, siyahının ise saf siyah olmasıyla karakterize edilen kadınlar için kullanıldığını açıklar. Bu, cennet eşlerinin fiziksel güzelliğinin, özellikle de gözlerinin dikkat çekici ve kusursuz olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hûr' kelimesinin gözlerinin beyazının çok beyaz, siyahının ise çok siyah olması nedeniyle bu adı aldığını ve bu özelliğin Arap dilinde güzelliğin bir nişanesi olduğunu belirtir. Ayetteki 'bihûr' ifadesi, cennet ehlinin eşlerinin sadece güzel değil, aynı zamanda bu özel göz niteliğiyle de mümtaz kılındığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'ayn' kelimesinin çoğulu olan 'uyûn' veya 'în'in, iri ve geniş gözlü kadınlar için kullanıldığını belirtir. Bu, 'hûr' kelimesinin göz rengiyle ilgili özelliğini tamamlayarak, cennet eşlerinin gözlerinin sadece renk olarak değil, aynı zamanda büyüklük ve şekil olarak da güzel olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ayn' kelimesinin 'göz' anlamının yanı sıra, 'iri ve güzel gözlü' anlamında da kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'în' kelimesi, 'hûr' kelimesiyle birlikte kullanılarak, cennet eşlerinin gözlerinin hem renginin hem de büyüklüğünün mükemmel olduğunu, bu durumun onların genel güzelliğine katkıda bulunduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'ayn' kelimesinin 'göz' anlamının ötesinde, özellikle kadınlar için kullanıldığında 'iri ve güzel gözlü' anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda 'hûrîn înin' ifadesi, cennet eşlerinin gözlerinin hem parlak beyaz ve siyah renkli hem de iri ve çekici olduğunu, bu iki özelliğin birleşimiyle eşsiz bir güzellik sergilendiğini ifade eder.
Duhân Sûresi
Cennet-i kazanmış olan rical-erkeklerin Kendileri akl-ı küll’ü temsil ettiklerinden, kendilerinde bulunan ilâh-i rahmani hakikatlerin karşılığı nefsi küll tarafından kendilerine amelleri karşılığında çok lâtif varlıklar olarak takdim edileceklerdir, bu haller ise kendilerinden kendilerine olacaktır yani içlerindeki lâtif kimlikleri Âdem Babamızdan Havva validemizin çıkıp kendisine eş olduğu gibi cennet ehlinde de bu haller zuhur edecektir. Bunların ismine genel ma’nâ da “hûrin în.” Denmektedir.[51] “ İz- -T-B- ” Bunlar dünyadan cennete gidenler değil, cennette meydana gelen “huriler” suretinde tecelli-i “sıfat” ve “zatın” “nefs-i kül” yönlü görüntüleridir.
En büyük nimet ve ünsiyet eşlerin birbirleriyle muhabbet halinde buluşmaları, oluşmalarıdır.
İnsan her şeyden zevk ve muhabbet alabilir. Fakat kendi cinsiyle olan münasebetleri hiçbir şeyle kıyas edilemez. En üst birliktelik budur.
İşte bu sebeple, insanın amel-i saliha, muhabbet ve irfaniyeti ile meydana getirdiği silüetlerin en üstün olanı kemallisi kendisi ile ünsiyet edebilecek şekil ve surette olmasıdır.
Bunlara da cennette ( حُورِى) “huri” ismi verilmektedir. Meyvelerden, gölgelerden, kebaplardan çok daha değerlidirler.
“Hu”; bilindiği gibi, (hüviyet) “O “ demektir.
“R”; Rahmaniyet, “İ” ; insan demektir.
Hal böyle olunca, “Huri”; kendisinin meydana gelmesine sebep olanın hüviyetine “Hu”ya (O)na bağlı olarak, Rahmaniyet mertebesi itibariyle insan suretinde oluşan (hanım benzeri) “tecelli-i nefs-i kül”ün kemali demek olur ki cennetin lezzetleri bakımından çok üstün olanları bunlardır.[52] “ İz- -T-B- ”
"Mümin, cennette hûr-i ıyn ile evlenir. Bunun hakikati şudur: Ârif, nefsini tezkiye edip kalbini saf kılınca, onun basireti açılır. O artık her şeyde Hakk'ın cemâl ve kemâlini görür. İşte bu müşahede, onun için 'hûr-i ıyn' ile evlenmektir. O huriler, 'Lâ mevcûde illâ Hû' (O'ndan başka varlık yoktur) hakikatini gören basiret gözleridir."[53]
"Hûr-i ıyn" → "Kemâl Mertebesindeki Nefsin Saf Latifeleri"
"Hûr" (hûriyet), "hürriyet/hür olma" kökünden gelir; bu, nefsin mâsivâ (Allah'tan gayrı) esaretinden kurtulmuş halini sembolize eder. "În" (göz), "ayna/basiret" anlamındadır.
Muhyiddin İbn-i Arabî hazretleri, hûr-i ıyn’i, ârifin nefsinin tezkiye edilmiş, Hak'tan başkasını görmeyen latifeleri olarak yorumlar.