Lâ yeżûkûne fîhâ-lmevte illâ-lmevtete-l-ûlâ(s) ve vekâhum ‘ażâbe-lcahîm(i)
Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.
Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Duhân Suresi'nin 56. ayeti, cennet ehlinin ebedi yaşamını ve cehennem azabından korunmuşluğunu vurgulamaktadır. Ayet, ölüm ve azap kavramları üzerinden ahiret hayatının niteliğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zevk' (ذوق) kelimesinin aslen bir şeyi dil ile hissetmek olduğunu belirtir. Ancak mecazi olarak bir şeyin sonucunu, etkisini tecrübe etmek anlamında da kullanılır. Ayetteki 'yazûkûne' ifadesi, cennet ehlinin ölümün acısını ve dehşetini bir daha tecrübe etmeyeceklerini, yani ebedi bir hayat süreceklerini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zevk' kelimesinin hem maddi hem de manevi tatma ve tecrübe etme anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin ilk ölüm tecrübesinden sonra bir daha ölümün acısını ve dehşetini yaşamayacaklarını, bu durumun onlar için bir lütuf olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mevt' (موت) kelimesinin canlılığın zıttı olduğunu ve Kur'an'da hem gerçek ölüm hem de mecazi olarak cansızlık veya hareketsizlik anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-mevt' kelimesi, cennet ehlinin dünyadaki ilk ölüm tecrübesinden sonra bir daha ölümle karşılaşmayacaklarını, yani ebedi bir yaşama kavuştuklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'mevt' kavramının sadece biyolojik bir son olmaktan öte, aynı zamanda bir halden başka bir hale geçişi ve ahiret hayatının başlangıcını işaret ettiğini vurgular. Ayetteki 'ilk ölüm' ifadesi, dünya hayatının sonu ve ahiret hayatının başlangıcı arasındaki geçişi belirtirken, cennette bir daha ölümün olmayacağı, ebedi bir varoluşun müjdesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mevte' (موتة) kelimesinin 'mevt' (موت) kelimesinden türeyen bir isim-i merre (bir defalık oluşu bildiren isim) olduğunu belirtir. Bu, ölüm olayının bir kez gerçekleştiğini ve bir daha tekrarlanmayacağını vurgular. Ayetteki 'el-mevtetü'l-ûlâ' (ilk ölüm) ifadesi, dünya hayatındaki ölümün tek ve son ölüm olduğunu, cennette ise ölümün bir daha tecrübe edilmeyeceğini pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mevte' kelimesinin 'bir defalık ölüm' anlamına geldiğini ve 'mevt' kelimesinden daha spesifik bir kullanım olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-mevtetü'l-ûlâ' ifadesi, cennet ehlinin sadece dünyada bir kez öleceğini ve ahirette ebediyen yaşayacağını, ölümün bir daha onlara dokunmayacağını net bir şekilde ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azâb' (عذاب) kelimesinin kökeninin 'azb' (عذب) kelimesinden geldiğini ve 'tatlı su' anlamına geldiğini, ancak 'azâb'ın 'tatlılıktan uzaklaştırma, acı verme' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'azâbe' kelimesi, cennet ehlinin cehennemin acı veren, eziyetli cezasından tamamen korunmuş olduğunu, bu durumun Allah'ın bir lütfu olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azâb' kelimesinin 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' anlamından türediğini ve 'acı veren ceza' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'azâbe' kelimesi, Allah'ın cennet ehlini cehennemin yakıcı ve acı veren azabından uzak tuttuğunu, onları bu felaketten koruduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cahîm' (جحيم) kelimesinin, şiddetli bir şekilde yanan ateş ve derin çukur anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da cehennemin isimlerinden biri olarak kullanılır ve onun yakıcılığını, derinliğini ve dehşetini ifade eder. Ayetteki 'el-cahîm' kelimesi, cennet ehlinin bu şiddetli ve yakıcı azaptan tamamen korunmuş olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cahîm' kelimesinin Kur'an'da cehennemin en şiddetli ve derin katmanlarından birini ifade ettiğini, aynı zamanda 'gözlerin dikildiği, bakışların takılı kaldığı yer' anlamını da taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin bu dehşet verici ve yakıcı yerden uzak tutulduğunu, Allah'ın lütfuyla onlara bu azabın dokunmayacağını gösterir.
Duhân Sûresi
(Men mate, fekad kamed kıyametühü) “H. Ş.”
(Kim öldü ise kıyameti kopmuştur.)
(Men kâne el ilmü hayyen lem yemüd ebeden.) “H. K.)
(Kim ki, ilim “ilmi ilâh-î” ile diridir ebeden ölmez.)
Rasûlullâh salla’lâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
Ebû Saîd-i Hudrî radiya’llâhu anh’den rivâyete göre.
Kıyâmet günü (ehli Cennet, Cennet’e, Cehennemlikler de Cehennem’e ayrıldıktan sonra) “ölüm” aklı karalı alaca bir “koyun” sûretinde getirilecek. Bir dellâl: Ey Cennet halkı, diye bağıracak! Cennet’tekiler hemen boyunlarını uzatıp başlarını kaldıracaklar ve (bulundukları yerden çıkarak) bakacaklar. Şimdi dellâl: Bunu bilirmisiniz? Diye sorar. Ehl-i Cennet’in hepsi onu görerek: Evet biliriz, bu ölümdür, derler. Sonra dellâl: Ey Cehennem halkı, diye yüksek sesle seslenir! Onlar da boyunlarını uzatıp başlarını kaldırırlar. Ve (bulundukları berzahtan çıkıp korku içinde) bakarlar. Dellâl: Bunu biliyormusunuz, diye sorar. Onlarda hepsi, onu görerek: Evet biliriz bu ölümdür derler. Bundan sonra koyun sûretindeki ölüm (Cennet’le Cehennem arasında) boğazlanır. Bundan sonra dellâl: “Ey Cennet halkı! Cennet’te ebedî yaşayacaksınız, artık ölüm, yoktur. (Cehennem halkına da) Ey cehennem’likler sizde karargâhınızda ebedîsiniz, size de ölüm yoktur!” diyecek. Bundan sonra münâdî (Bu gaflettekiler ehl-i dünyadır.) Âyetini okur. (19/39)[55]
Görüldüğü gibi Hadîs-i şerif bu hususa çok büyük bir açıklık getirmekte’dir. Yukarıda bahsedilen hallerin hakikatini bizlere bildirmektedir. Peygamberimiz (ölüm aklı karalı alaca bir “koyun” sûretinde) getirilecek. Diye buyuyarak, ölümü hayvânlık mertebesinden “nefs-i levvâme” sûretinde tasvir etmiştir. O halde ölüm denen mahlûk “nefs-i emmâre ve levvâme” üzerinde geçerlidir. Gerçek insân üzerinde geçerli değildir. Fiziki olan ölüm bir yok oluş değil bir (zâika-tadıştır,) tadış, ise aynı hayattır. “Ölen (hayvân) imiş âşıklar ölmez” diyen Yunus emre ne kadar güzel söylemiş. O halde kişi daha şimdiden kendinde bulunan ölümlü hâl ve taraflarının farkına varıp daha bu dünyada iken onları eğiterek yavaş yavaş yok eder, öldürürse daha sonra kendisinde ölüm diye bir tereddüt ve korku kalmaz. Bu ihtiyari ölümle öldükten sonra kişinin yeni bir yapı ile ve gerçek varlığı ile ikinci doğuşunu gerçekleştirmesini ve yeni oluşan bu “veled-i kâlb-gönül evlâdını” bir İnsân-ı Kâmilin nezaretinde en iyi şekilde yetiştirmesi gerekecektir. İşte böylece ikinci sefer olan “uruc” aslına yükselme başlamış, daha bu günden ebedi hayat namzeti olmuş olacaktır.[56]
“ İz- -T-B- ”