Bel hum fî şekkin yel'abûn(e)
Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
Duhân Suresi'nin 9. ayeti, inkarcıların ahiret inancına karşı takındıkları şüpheci ve alaycı tavrı dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Ayet, 'şek' (şüphe) ve 'la'b' (eğlence) kavramları üzerinden bu zihniyetin derinliğini ve sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şekk' kelimesini iki şey arasında tereddüt etmek, bir konuda kesin bilgiye ulaşamamak olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda ise, inkarcıların ahiret ve diriliş konusunda kesin bir inanca sahip olmamaları, aksine bu konuda bir belirsizlik içinde bulunmaları durumunu vurgular. Bu, onların hakikati reddetmelerinin temel nedenlerinden biridir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şekk'i, iki zıt şeyden birini diğerine tercih etmeyi gerektiren bir delil bulunmadığında ortaya çıkan ruh hali olarak açıklar. Duhân 9'daki kullanımı, inkarcıların dirilişin gerçekliği konusunda herhangi bir kesin delile dayanmadan, sadece bir tereddüt ve kararsızlık içinde olmalarını ifade eder ki bu da onların iman etmelerine engel teşkil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şekk' kavramının Kur'an'da genellikle 'yakîn' (kesin bilgi) kavramının zıddı olarak kullanıldığını belirtir. Duhân 9'da inkarcıların 'şekk' içinde olmaları, onların dirilişin kesinliğini ve kaçınılmazlığını idrak edememeleri, bu konuda bir belirsizlik ve şüphe içinde kalmaları anlamına gelir. Bu durum, onların hakikate karşı kapalı olmalarının bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'la'b' kelimesini genellikle faydasız ve boş işlerle meşgul olmak olarak açıklar. Ayetteki 'yel'abûn' ifadesi, inkarcıların ahiret ve diriliş gibi son derece ciddi ve kader belirleyici konuları, sanki bir oyun veya eğlenceymiş gibi ciddiyetsiz bir şekilde ele aldıklarını, bu konular üzerinde derinlemesine düşünmediklerini ve alaycı bir tavır sergilediklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'la'b' kelimesinin mecazi anlamda, bir şeyi ciddiye almamak, onunla alay etmek veya onu hafife almak anlamında kullanılabileceğini belirtir. Duhân 9'da 'yel'abûn' ifadesi, inkarcıların diriliş gerçeğini bir oyun gibi görüp, onunla dalga geçtiklerini, bu konuya karşı sorumsuz ve umursamaz bir tutum sergilediklerini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'la'b'ı, faydası olmayan, boş ve eğlence amaçlı yapılan eylemler olarak tanımlar. Ayetteki 'yel'abûn' kelimesi, inkarcıların diriliş gibi hayati bir meseleyi, sanki önemsiz bir eğlenceymiş gibi ele alarak, onunla alay ettiklerini ve bu konudaki ciddiyeti göz ardı ettiklerini ifade eder. Bu durum, onların hakikate karşı olan körlüklerini ve gafletlerini ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'la'b'ın Kur'an'da genellikle dünya hayatının geçiciliğini ve boşluğunu vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Duhân 9'daki 'yel'abûn' ifadesi, inkarcıların diriliş gibi ebedi bir gerçeği, tıpkı dünya hayatının geçici eğlenceleri gibi gördüklerini, bu konuya karşı sorumsuz ve ciddiyetsiz bir tavır sergilediklerini, dolayısıyla ahiret bilincinden yoksun olduklarını gösterir.
Duhân Sûresi
Nefsi emmare yaşantısı içinde olanların mevlüt (doğum), regaib (rağbet edilme) ve berat (nefsi emmare, nefsi levvame ve nefsi mülhime’nin yükümlülüklerinden kurtulmak) ile işleri yoktur. Vehim ve evham ile şartlanmış yaşamları içinde kendilerine verilen süre içinde eğlenip dururlar. (M.D.)