Śumme ce'alnâke ‘alâ şerî'atin mine-l-emri fettebi'hâ velâ tettebi' ehvâe-lleżîne lâ ya'lemûn(e)
Sonra da seni din işi konusunda açık bir yola koyduk. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.
Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.
Bu ayet, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) verilen şeriatın ilahi kökenini vurgulamakta ve ona uymanın gerekliliğini, bilmeyenlerin heveslerinden uzak durmanın önemini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'şeriat' kavramının etimolojik kökeninden hareketle, dinin temel prensiplerini ve takip edilmesi gereken yolu işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جعل' kelimesinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi yaratmak veya bir şeyi bir konumda tayin etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'جَعَلْنَاكَ' ifadesi, Allah'ın Hz. Muhammed'i şeriatın taşıyıcısı ve uygulayıcısı olarak tayin etmesini ifade eder, yani ona bu görevi vermiştir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'جعل' fiilinin bazen 'halk' (yaratma) anlamında, bazen de 'sayrûret' (bir şeyi bir şeye dönüştürme) anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Hz. Muhammed'i şeriatın sahibi ve tebliğcisi konumuna getirmesi, yani ona bu vasfı vermesi anlamındadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şeriat' kelimesinin kökeninin, su içmek için gidilen açık ve belirgin yola (şir'a) dayandığını belirtir. Ayetteki 'شَرِيعَةٍ' ifadesi, Allah'ın kulları için belirlediği, açık ve net olan, kendisiyle doğruya ulaşılan dinî yolu ve hükümleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şeriat' kelimesinin, insanların su içmek için gittikleri açık ve geniş yola benzetildiğini, çünkü dinî hükümlerin de insanları doğruya ve kurtuluşa ulaştıran açık yollar olduğunu ifade eder. Ayetteki 'شَرِيعَةٍ' kelimesi, Hz. Muhammed'e vahyedilen ve insanlığa rehberlik eden ilahi kanunlar ve prensipler bütünüdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şeriat' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın belirlediği yol, kanun' anlamında kullanıldığını ve bu yolun, insan hayatının tüm yönlerini kapsayan ilahi bir düzen olduğunu belirtir. Ayetteki 'şeriat', Hz. Muhammed'e indirilen ve takip edilmesi gereken ilahi yasalar sistemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'تبع' fiilinin bir şeyin peşinden gitmek, onu izlemek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'فَاتَّبِعْهَا' emri, Hz. Muhammed'e (ve dolayısıyla ümmetine) Allah tarafından belirlenen şeriata tam olarak uyması, onun hükümlerini uygulaması gerektiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'اتباع' kelimesinin bir şeyi örnek alarak onun yolundan gitmek, ona tabi olmak anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, 'فَاتَّبِعْهَا' ifadesi, şeriatın prensiplerini benimseyip hayatın her alanında uygulamayı emreder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'هوى' kelimesinin kökeninin, bir şeyin aşağı doğru düşmesi veya bir şeye karşı duyulan güçlü arzu anlamına geldiğini belirtir. 'أهواء' ise çoğulu olup, genellikle kötü ve sapkın arzuları, kişisel hevesleri ifade eder. Ayetteki kullanımı, bilmeyenlerin ilahi rehberlikten uzak, kişisel ve yanlış eğilimlerine uymaktan sakınmayı emreder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'هوى' kelimesinin hem iyi hem de kötü anlamda arzu ve eğilim için kullanılabileceğini, ancak Kur'an'da genellikle olumsuz anlamda, yani nefsin kötü istekleri ve sapkın düşünceler için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'أَهْوَآءَ' kelimesi, ilahi vahye dayanmayan, kişisel ve yanlış düşünceleri temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'علم' kelimesinin bir şeyin hakikatini idrak etmek, onu bilmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لَا يَعْلَمُونَ' ifadesi, ilahi vahiyden ve şeriattan habersiz olan, dolayısıyla doğruyu ve yanlışı ayırt edemeyen, heveslerine göre hareket eden kişileri tanımlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilim' kavramının Kur'an'da sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda bu bilginin doğru ve faydalı olması anlamında kullanıldığını vurgular. Ayetteki 'لَا يَعْلَمُونَ' ifadesi, sadece bilgi eksikliğini değil, aynı zamanda doğru bilgiye sahip olmamaktan kaynaklanan yanlış yönelişleri ve hevesleri de kapsar.
Câsiye Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
150) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (18)