Veḣaleka(A)llâhu-ssemâvâti vel-arda bilhakki velituczâ kullu nefsin bimâ kesebet vehum lâ yuzlemûn(e)
Allah, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak, herkese kazandığının karşılığı verilsin diye yaratmıştır. Onlara zulm edilmez.
Halbuki Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Hem de herkese yaptığının karşılığı verilmek üzere, onlara asla haksızlık edilmez.
Câsiye Suresi'nin 22. ayeti, Allah'ın evreni hak ve adalet üzere yarattığını vurgulamakta, bu yaratılışın temel amacının ise her nefsin kendi amellerinin karşılığını eksiksiz alması olduğunu bildirmektedir. Ayet, yaratılışın hikmetini ve ilahi adaletin tecellisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'takdir etmek, ölçmek' olduğunu belirtir. Daha sonra bu takdire uygun olarak bir şeyi icat etme, yoktan var etme anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'خَلَقَ ٱللَّهُ' ifadesi, Allah'ın gökleri ve yeri önceden takdir ettiği bir düzen ve ölçüye göre, eşsiz bir şekilde yarattığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'halk'ı 'bir şeyi örneği olmaksızın icat etmek' olarak tanımlar. Bu, Allah'ın yaratmasının benzersizliğini ve mutlak kudretini vurgular. Ayetteki kullanımı, göklerin ve yerin Allah tarafından, hiçbir örneğe bağlı kalmaksızın, tamamen özgün bir şekilde var edildiğini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hak' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'بِٱلْحَقِّ' ifadesi, Allah'ın gökleri ve yeri batıl ve anlamsız bir şekilde değil, belirli bir hikmet, adalet ve gerçeklik üzere yarattığını, yani yaratılışın bir amacı ve sağlam bir temeli olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hak' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve 'gerçeklik, doğruluk, adalet' gibi temel anlamlarını inceler. Ayetteki 'بِٱلْحَقِّ' ifadesi, evrenin varoluşunun rastgele olmadığını, aksine ilahi bir adalet ve gerçeklik ilkesine dayandığını, bu ilkenin de ahiretteki karşılık bulma (cezâ) ile bağlantılı olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hak' kelimesinin Kur'an'da 'gerçek, doğru, adalet, vacip olan' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda 'bil-hakk' ifadesi, yaratılışın boş ve anlamsız olmadığını, aksine adaletli bir düzen üzerine kurulduğunu ve bu düzenin bir sonucu olarak her nefsin yaptıklarının karşılığını göreceğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cezâ' kelimesinin hem iyilik hem de kötülük karşılığında kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'وَلِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ' ifadesi, Allah'ın gökleri ve yeri yaratmasının temel amaçlarından birinin, her canlının dünyada işlediği amellerin karşılığını eksiksiz bir şekilde alması olduğunu açıkça ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cezâ'nın 'bir fiilin karşılığını vermek' olduğunu ve bunun hem hayır hem de şer için geçerli olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, ilahi adaletin tecellisini, yani her bireyin kendi kazandığına göre muamele göreceğini, bu durumun yaratılışın hikmetlerinden biri olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kesb' kelimesinin 'bir şeyi elde etmek, kazanmak' anlamına geldiğini ve genellikle insanın kendi iradesiyle yaptığı fiiller için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'بِمَا كَسَبَتْ' ifadesi, her nefsin kendi iradesiyle, kendi çabasıyla işlediği amelleri, yani sorumluluğunu üstlendiği fiilleri kasteder. Bu, bireysel sorumluluğu ve irade özgürlüğünü vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kesb'in 'bir şeyi elde etme çabası' olduğunu ve genellikle insanın kendi isteğiyle yaptığı fiiller için kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, 'kazandığı' ifadesi, kişinin dünyadaki amellerini, iyi veya kötü olsun, kendi seçimi ve gayretiyle gerçekleştirdiğini ve bu amellerin karşılığını göreceğini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zulm' kelimesinin 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' veya 'hakkı eksiltmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ' ifadesi, Allah'ın adaletinin mutlak olduğunu, hiçbir nefsin hak ettiğinden azını almayacağını veya hak etmediği bir cezaya çarptırılmayacağını, yani ilahi adalette hiçbir haksızlığın söz konusu olmadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da 'haksızlık, adaletsizlik, haddi aşma' gibi temel anlamlarını ele alır. Ayetteki 'lâ yuzlemûn' ifadesi, Allah'ın adaletinin mükemmelliğini ve ahiretteki muhasebenin tam bir hakkaniyetle gerçekleşeceğini, kimseye zerre kadar haksızlık yapılmayacağını garanti eder.
Câsiye Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
154) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (22)