İçeriğe atla
Câsiye 29Cüz 25 · Sayfa 501

Câsiye Sûresi 29. Âyet

الجاثية

Sohbete sor

Hâżâ kitâbunâ yentiku ‘aleykum bilhakk(i)(c) innâ kunnâ nestensiḣu mâ kuntum ta'melûn(e)

İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.

Duhân Sûresi

Gök gönül göğü ve yer ise beden arzıdır. Zahir ve batın olarak abdiyet ve rububiyet hakikatlerini kendilerine verilen sürede nefsi emmarenin hayal ve vehimi yaşantısı içinde irdak edemediklerinden kendilerine başka mühlet veilmedi.

Bu âyete gelip üzerinde tefekkür etmeye çalışırken gece saat 4’te uyandım. Ve su içmek için mutfağa gittiğinde dışarıda fırtına, kıyamet bir halde yağmur yağıyor. Selamsız yokuşundan aşağıya yağan yağmur yolu doldurmuş ve Üsküdar’a doğru nehir şeklinde akıyordu.

Gündüz olunca da yağmur durmuştu. İz Efendi Babamın daveti üzerine Tercüman sitesine doğru yola çıktım. Ve saat 14 civarında dairesinin bulunduğu blok önüne geldiğimde nakliye kamyonuyla eşya taşınıyor. Ve çalışanlar mola vermiş ve 3 kişinin ellerindeki sigaralar bina girişini duman altı bırakmıştı. Ve bu duman altı maruz kalınan hal ile üzerinde çalıştığım “Duhân” (Duman) sûresini hatırıma getirdi.

Daire kapısı “Haza min fadlı rabbihi”[23] ile açıldı. Selâmlaştıktan sonra sohbetin olduğu solana geçip Efendi Babam ve Nüket Annemin elini öpüp, E.T. kardeşin yanına oturdum. Ve bir müddet sonra Gökyüzü insanları araştırması sohbeti başladı. Bir müddet sonra “Kevser” konusu açılınca bu âyet ile ilgili bağlantısı olduğunu anladım. Ve yazıya döküp faydalı olur düşüncesi ile buraya alıyoruz. (M.D.) Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

Bugün 07/12/2025 pazar günü, sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim.

Bilindiği gibi sohbet mevzuu gökyüzü insanları araştırması ikinci cilt 311 sayfada ve sohbet sırası bugün sağ olursak 49 olacak. İnşallah…

Cenabı Hak her birerlerimize bu hakikatleri, kendi hakikatlerimizi Rabbimiz ilahi, esma ilahi hakikatlerini bizlere dünyadayken idrak ettirsin inşallah.

Bu âlemden sermayemizi yüklenmiş olarak gidelim. Heva heves yükünü yüklenmeden onları burada bırakıp, onlar buraya aittir. Çünkü onlar kendi gerçek halimizle yolumuza devam edelim.

Bismillahirrahmanirrahim.

Ramazan bayramının üç gün olması.

Bu mübarek geceler ve bayramlar kitabından bir bölüm almıştık. Sonrası o devam ediyor. Birinci gün ilm’el yakîn, ikinci gün ayn’el yakîn, üçüncü gün ise hakk’el yakîn olarak müşahede edilmesinin ifadesidir. Ramazan bayramı neden 3 gündür? Kurban bayramı neden 4 gün? Neden ikisi de 4 gün veya ikisi de 3 gündür? Olmamış bir özelliği var. Demek ki her ikisinin de öyle düzenlenmiştir. Kurban bayramının dört gün olması şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerinin gerçek yönleriyle müşahede edilmesinin ifadesidir.

Regaib gecesi ifadesiyle seyrine başlayan derviş yani manevi rağbet oldu. Mevlut gecesi ifadesiyle gönül evladını faaliyete geçirir. Daha sonra beratını alır. Daha sonra miracını yapar. Daha sonra kadrini yaşar. Daha sonra da şükür, Ramazan bayramını yapar. Bu haller cemal tecellisidir.

Cemal-i ilahi tecellisi içerisinde gark olmuş, kemale ermiş kişinin yavaş yavaş öğrenip yaşadıklarını başka gönüllere de aktarması gerekecektir. Çünkü bu bir manevi görev, devir teslimidir. Bu devri yapabilmesi için kendisinin celal tecellisine ihtiyacı vardır. Karşı birime fayda sağlamak için irade gerekmektedir. Derviş ilk başlarda yalnız başına nefs emmaresini yenemez. İşte daha evvelce bu sistem içinde eğitimini tamamlamış olan bir ehli kemale ihtiyaç vardır. Ve bu eğitim karşı tarafa bir irade ile aktarılır. Bu da celal tecellisidir. Ancak bu yolda o kişi kendindeki nefsi kese kese, kurban ede ede kurbiyete yani hakka yaklaşmaya başlar. Kurban Bayramı batıni olarak bizlere bunları anlatır. Zahiri olarak ise fakir kimselerin et yemesine sebep olur.

Kurban Bayramı, her günü bu oluşumları dört mertebede kemal üzere yaşanması için dört gündür. Yani şeriatın hakikatini, tarikatın hakikatini, hakikatin hakikatini ve marifetin hakikatini gerçek anlamda yaşamak içindir.

Hacı namzedi olan kişi ihramda olduğu zaman süresi içerisinde avlanamayacağı daha evvelce ayet-i kerime ile belirtilmiştir. Bunun sebebi ihramı, ihrama girme, hakikatte beşeriyetinden de soyunmadır. Ve ilahi varlığına bürünmedir. İhram iki parçadır ve üzerinde dikiş yoktur. Dikiş demek bir şeylerin birbirleriyle irtibatlandırılmasıdır. Eğer beşeriyet ve nefsaniyet irtibatı bir ömür boyu devam ederse o kimse ne yazık ki gerçek kimliğini bulamaz. İhram giymek için elbiselerinden soyunmak, kişinin beşeriyetinden soyunması, hakkani varlığı ile kalmasıdır. Dolayısıyla her şeye Rahman ismiyle rahmet etmiş olması gerekmektedir. Bu sebepten herhangi bir şeyi öldürmesi de mümkün değildir. İhramdan çıkma zamanı geldiğinde bu yasaklar kalkıyor. Çünkü tekrar beşeriyetine dönmüş. Hem beşeri hem de ilahi kimliğiyle yaşamını sürdürmeye, devam ettirmeye başlamış olmaktadır.

Böylece irfaniyet yollarından geçerek Kurban bayramına ulaşan kimse Baka Billah Allah'ta baki olma yaşamını sürdürmeye devam edecektir.

Kurban Bayramının birinci, ikinci, üçüncü gününde kurban kesilebiliyor. Fakat dördüncü günü kesilemiyor. Neden acaba? Çünkü daha evvelce de belirtildiği gibi birinci gün şeriat, ikinci gün tarikat, üçüncü gün hakikat, dördüncü gün de marifet mertebesinin ifadeleridir. Mertebelerinin ifadeleridir. Ayrı bir yönden bakıldığında birinci gün efal mertebesi, ikinci gün esma mertebesi, üçüncü gün sıfat mertebesi, dördüncü gün ise zat mertebesi iradesindedir. Zat-ı mutlak mertebesinde her şey tam bir bütünlük içinde olup farklılık ve zuhur olmadığından fiilde yoktur. Bu sebepten dördüncü gün kurban kesilemez.

Kesilmez değil kesilemez. Bakabillah Allah'ta baki olma, Seyri fillah Allah'ta seyir, Meallah Allah'la birlikte seyir, işte bu seyirin sonu yoktur. Bundan sonra da bayram yoktur. Yani Kurban bayramından başka bayram yoktur. Ondan evvel Ramazan vardı. İşte bu seyrin sonu yoktur. Bundan sonra da bayram yoktur. Kurban Bayramı insan yaşamının ulaştığı en üst düzey irfan mertebesidir. Bu olgu her sene tekrarlanma tekrarlanmaktadır. O sene içerisinde kaç kişi bu irfan ve idrake ulaşmışsa gerçek bayramları ancak o kimseler kutlamaktadırlar. Diğer insanların fizik olarak onlara benzemeleri benzer bayram yapmalarına vesile olmaktadır. Ve bu yaşam ömürler boyu sürüp gitmektedir. Böylece mühim olan kişinin bu seyri idrak edip yaşantısını bu seyir üzere sürdürmesidir.

Kevser suresinin zahir ve batın manasını idrak eden kimseler bu hakikate ulaşmış kimselerdir. Bilindiği gibi Hazreti Resulullah'ın mübarek evlatları küçük yaşlarda vefat etmişlerdi. Bunun üzerine bazı kimseler Muhammed Aleyhisselam sallallahu aleyhi ve sellem hakkında ebter oldu. Haşa soyu tükendi demişlerdi. Bu hadise üzerine Kevser suresinin indirildiği tefsir kitaplarında açık olarak bildirilmiştir. Daha çok malumat isteyenler ilgili bölümleri incelleyebilirler.

İbrahim Aleyhisselam'ın oğlunun kurban edilmemesi, peygamberlik süresinin sona ermemiş olmasından bu seyrin zahir ve batın devam etmesi lazım geldiğindendir. Peygamberimizin evlatlarının küçük yaşta ve ahirete intikal ettirilmesi kendisinden sonra peygamberin gelmeyeceği içindir. Bir bakıma eğer peygamberimizin erkek evlatları olmasaydı bu sefer ona aklı kül yönünden eksiklik nefsi kül ağırlıklı bir yaşamı olmuş olacaktı.

Sade kız çocukları olması dolayısıyla. Ancak peygamberi-mizden sonra kendi evlatlarından herhangi büyümüş olsaydı yani kemal yaşa insanlık mükellef buluğ çağa ermiş olsaydı en az kendisi değerinde veya kendisinden üstün olması lazım gelecekti ki şan-ı Resulullah'a yakışan bir evlat olsun. Anlaşılıyor mu?

Neden küçük yaşta rahmetlik oldukları? Cenab-ı Hakk'ın lütfu ilahiyesi kendi makamından ötede daha başka makam olmayacağından ama nesiller itibariyle her nesil biraz ileriye gitmesi lazım geldiğinden bizim meslekler içinde öyle derler. Ahi Evran-ı Veli, "Çıraklar ustaları geçmezse sanat ölür." Çok doğru tespit edilmiş. İşte ilim de böyle gelen nesiller babalarının, annelerinin ilminden daha ileriye gitmeleri lazım ki gelişme olsun. Nitekim hep öyle oluyor. Ancak ma’nâ ilimleri Peygamber Efendimizle miraç-i şerif ile birlikte sona erdiğinden daha başka bir ilim gelmeyeceğinden eğer çocuklar büyümüş olsaydı daha ileriye gitmesi lazım geleceğinden Cenab-ı Hak ona erkek evladı verdi ama daha fazla yaş yapmasını istemedi. Çünkü o duruma gelmesi mümkün değil. En az kendi değerinde, peygamberimizin değerinde veya biraz daha üstün olmaları lazım gelecekti. O makam kendisinde son bulduğu için çocukları da küçük yaşta ma’nâ âlemine alınmış oldu.

Resulullah'ın oğullarının küçük yaşlarında ukba âlemine alınması ise peygamberlik zincirinin sona ermiş fakat batıni velayetin Hazreti Peygamberin manevi gönül evlatları tarafından kıyamete kadar devam ettirilmesi lazım geldiğindendir. Bu sırrı anlayacak durumda olmayan bazı kimseler Hazreti Resulullah'a ebter yani çok beter oldu. Nesli tükendi, getirdiği din de sona erer dediler. Kendisinin de rahmetlik olmasıyla dini zaten kendiliğinden bitecektir. Telaş etmeyin. Birbirlerini avundurdular bu şekildedir.

İşte bu hadise üzerine nazil olmuş olan Kevser suresi bizlere çok şeyler anlatmaktadır. İlk bakışta nüzül sebebinin nesil ile ilgili olduğu halde acaba neden inna atayna kelkevser sana kevseri verdik diyor. Yani bu sûrenin gelmesi, Peygamberimizin neslinin kesilmesi, haşa zahiren çocuklarının küçük yaşta alınması ile ehli zahire göre neslinin kesilmesi zannedildi. Nesil ile kevserin ne ilgisi var diye ilk bakışta zahiren düşünülebilir. İşte kevseri verdik demek, Kevser bir nehir olarak bir de havuz olarak belirtilmektedir. Havuz da olsa, nehir de olsa bir değer ve su hayat vermekte zaten hayat ve ilim ma’nâsındadır.

Kevser nehir olarak baktığımızda gönüllerden gönüllere akan yani peygamberimizin kıyamete kadar devam edecek olan manevi evlatlarının bir sistem içerisinde seyrini belirtmektedir. Ve bu ayet-i kerime zati bir âyet olduğundan Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde âyetleri, tarif âyetleri olarak belirtilmektedir. Burada ise bizatihi kendisi inna muhakkak ki biz “na” biz ita ettik. Neyi? El Kevser. Kevseri sana ita ettik. Kevser sûresinde bunların izahları vardır. Bakanlar oraya göreceklerdir. Biz sana kevseri verdik diye başlıyor olmasını ve devamını çok iyi araştırma yaparak idrak edip yaşamımızı intikal ettirmemiz gerekmektedir.

Bakın buradaki hitabın zat ve sıfat mertebesinden olduğunu görmekteyiz. Zat-ı mutlak sıfatları itibariyle lütufta bulunmaktadır. Bu insanoğluna yapılan lütufların en üst mertebelerindendir. Zati tecellidir. Kûr'ân-ı Kerim'de ben yaptım, biz yaptık diye Cenabı Hak zatına ait olan âyetleri vardır. Diğer bazı âyetler tarif babındadır. İşte onlar cennete gireceklerdir. Onlar cehenneme gireceklerdir. Anlatım bir başka dilden dolaylı olarak tarif âyetleri vardı. Kıyas âyetleri vardı. Ama bazı âyetlerde var ki Cenabı Hak doğrudan doğruya ben yaptım ve fi ruhi ben üfledim. Ne müthiş bir hadisedir. Biz bunları ezbere okuyup geçiyoruz. Sanki bir rüzgar esiyor sokaktan esip gidiyor. O da işte biraz serinletti gibi, âyet okuduk gönlümüz rahatladı gibidir. Gönlümüz rahatlayacak ama aklımız da rahatlayacak. Sadece gönül rahatlığı yetmiyor. İdraksiz gönül duygular hanesi olmaktadır. Duygular da belirli bir süre insanı meşgul edebiliyor, huzur verebiliyor ama duygu ismin üstünde geçici oluyor. İşte bu duygular ilim ve irfaniyet ile sabitleştirildiğinde gerçek sahiplik o ilme ve irfaniyete o zaman belli oluyor. O zaman o duygular hayali ve nefsi duygular değil, ilahi duygular oluyor. İlahi duygular kardeşimin ismi duyguda için latife acaba gerçek anlamda nesil ifadesi ile ilgili olarak verilen kevser nedir?

Bunu daha iyi anlamamız için önce harfleri itibariyle incelememiz gerekmektedir. Yani kevser kelimesini evvela harfleri itibariyle anlamamız gerekmektedir ki oradan nüfus ederek derinliğine doğru Kevser hakikatinin ne olduğunu anlamaya çalışalım. Çünkü her bir kelime birer harflerden meydana geliyor. Her harf bir sembol, bir mana ifade ediyor ve bu ma’nâlar birleşerek bütünleşmiş bir manayı meydana getiriyorlar.

“Kef” harfi onun önünde Vav, “Se” peltekse ve “Rı” harflerinden meydana geliyor. Dört harf. Üçü ana harf, birisi yardımcı harftir.

Salat kelimesinde olduğu gibi salat kelimesinin içinde kendi hakikatleri var. Açık olarak ortaya getiriyor. Ama bunu namazla değiştirdiğimiz zaman sıfıra düşüyor mana. %10'a düşüyor. Hadi 10 puan verelim. %10'a düşüyor. Yani salat kelimesi %100'ü ifade ediyor. O %100'ü ifade edilen eden edilen ma’nâ kelime değiştiği zaman namaza dönüştüğü zaman verimliliği %10'a düşüyor.

Türkçe de değil onun farisi niye namaz işte onun için onu diyorum. Türkçede de değil işte onu diyorum. Nasıl girmiş içimize bu salat? Bir işte diğer taraftan yaratma kelimesi, diğer taraftan felsefe kelimesi girmiş içimize kesmiş budamış neyimiz varsa bizim ma’nâ olarak hepsini bir basitleştirmiş, dünyevileştirmiş o canım güzel fiillerimizi, hareketlerimizi çok satıha indirmiş, basite indirmiş. Müslüman niyet ederken de salat salat salat salat, namaz diye Kur'an-ı Kerim'de bir şey geçmiyor ki yok ki Kûr'ân-ı Kerim'de hadislerde var mı?

Mirac gecesi, mirac gecesi salat edildi. Orada mirac namazı deniyor. Namaz dur Rabb namazda diye çeviriyorlar. O zaman ne Osmanlı vardı ne o farisiler vardı. Namaz kelimesi Farisiden'den geliyor. Kardeşimizin dediği gibi farisiden oda Hintçe'den geliyor. Sankritçe mi ne diyorlar? Hindara diye bir ibadetleri var. O namaz dedikleri o işte kendilerinin anlayışına göre dua karşılığı bize karşılığı tabii ki dua edeceğiz ama salat bu ma’nâ da bu yani genel ma’nâsını namaz hiç karşılamıyor ilgisi de yok hiç ilgisi yok nasıl girmişse içimize işte böyle kevseri düz olarak okuduğumuzda tabii içimize bir hoşluk geliyor. Bir duygusal hal geliyor. Ama kevser nedir? Sadece işte bir nehirdir. Genel olarak bir şeydir. Havuzdur gibi. Mahşer günü o havuzdan güya Hazreti Ali efendimiz onun başında olacak müminlere birer kepçe, birer bardak ne varsa o gün ve susuzlukları giderilmiş olacak bir bardak içmeyle O sıkıntılı günde hiç su sıkıntısı çekmeyecek müminler. Oradan bir bardak içtiğinde bereketliymiş.

“Kef” kelam-i ilahi veya kün ol hükmündedir. Kevserin başındaki kef, onun ilavesi vav, varidat-ı ilahi, ilahi lütuf ve ihsan. Ayrıca velayeti temsil etmektedir.

“Se” oradaki peltek se bilindiği gibi sena övgü veya sev sev elbise giyilecek şey örtü var aslında. “Se”nin üç noktası ilm’el yakîn, ayn’el yakin, hakk’el yakîn mertebelerini ifade etmekte ve “Se” bir gemi gibi, kayık gibi değil mi?

Câsiye Sûresi

161) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29)