İnne fî-ssemâvâti vel-ardi leâyâtin lilmu/minîn(e)
Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için (Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren) nice deliller vardır.
Şüphesiz göklerde ve yerde müminler için birçok âyetler vardır.
Câsiye Suresi 3. ayet, göklerde ve yerde bulunan yaratılış harikalarının, müminler için Allah'ın varlığına ve kudretine işaret eden deliller olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, 'ayet' kavramının derinliğini ve 'mümin' olmanın bu delilleri idrak etmedeki önemini öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semâ' kelimesinin 'yükseklik' ve 'yücelik' anlamlarına geldiğini belirtir. Kur'an'da ise genellikle yedi kat gökler ve yeryüzünü kuşatan uzay anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'es-semâvât' ifadesi, Allah'ın azametini ve yaratılışındaki mükemmelliği gösteren geniş bir deliller bütününe işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'semâ' kelimesinin 'yüksek olan her şey' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle 'gökler' ve 'bulutlar' gibi farklı bağlamlarda kullanıldığını ifade eder. Buradaki çoğul kullanımı, Allah'ın yaratıcılığının ve kudretinin çok yönlülüğünü ve genişliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'arz' kelimesinin bilinen yeryüzü anlamında kullanıldığını ve Kur'an'da genellikle 'semâvât' ile birlikte zikredilerek Allah'ın yaratma kudretinin kapsamını gösterdiğini belirtir. Bu ayette de göklerle birlikte anılması, yaratılış delillerinin hem makro hem de mikro düzeyde bulunduğuna işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'arz' kelimesinin 'yeryüzü' ve 'alt kısım' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, göklerin yüceliğine karşılık yeryüzünün de kendi içinde barındırdığı düzen, çeşitlilik ve yaşam döngüsüyle Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren bir delil olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesinin 'açık alâmet', 'işaret' ve 'delil' anlamlarına geldiğini belirtir. Kur'an'da hem Allah'ın varlığına delalet eden kâinat olayları hem de peygamberlerin mucizeleri için kullanılır. Bu ayetteki 'âyât' ifadesi, göklerde ve yerde bulunan her şeyin, Allah'ın kudretini ve birliğini gösteren birer açık delil olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın varlığının ve kudretinin bir işareti' olarak merkezi bir rol oynadığını belirtir. Ona göre, 'ayet' sadece bir işaret değil, aynı zamanda insanı düşünmeye ve Allah'ın büyüklüğünü idrak etmeye sevk eden bir 'mucize' niteliğindedir. Bu ayetteki 'âyât', müminler için bu idrakin kapılarını açan evrensel delillerdir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ayet' kelimesinin 'alamet', 'nişane' ve 'ibret' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki çoğul kullanımı, göklerde ve yerde bulunan delillerin sayısının çokluğunu ve her birinin ayrı bir ibret taşıdığını gösterir. Bu deliller, müminler için Allah'ın yaratıcılığının ve hikmetinin somut göstergeleridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iman' kelimesinin 'tasdik etmek', 'güvenmek' ve 'emniyet vermek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Mümin', kalbiyle tasdik eden ve Allah'a güvenen kişidir. Bu ayetteki 'lil-mü'minîn' ifadesi, göklerde ve yerdeki delillerin ancak iman edenler tarafından gerçek anlamda anlaşılabileceğini ve onlara fayda sağlayacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir kabul değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven ilişkisi olduğunu belirtir. 'Müminler', bu teslimiyet ve güven sayesinde kâinattaki 'ayetleri' sadece görmekle kalmaz, aynı zamanda onların ardındaki ilahi kudreti ve hikmeti de idrak ederler. Bu ayet, imanın, evrensel delilleri anlama yeteneğini nasıl artırdığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'iman' kelimesinin 'tasdik' ve 'güven' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'lil-mü'minîn' ifadesi, bu delillerin ancak iman edenler için birer 'ayet' niteliği taşıdığını, diğerleri için ise sadece doğal olaylar olarak kalabileceğini mecazi bir dille anlatır. İman, bu delillerin anlamını açığa çıkaran bir anahtardır.
Duhân Sûresi
Âyet-i kerime zât mertebesi âyetlerindendir.
Gece ve gündüz sadece dünyâdaki oluşuma göredir, rahmâniyet ve rubûbiyyette gece yoktur. Burada bahsedilen geceden maksat gerçek mânâsı ile kişinin kendi arzındaki gecesidir yani şuurlanma gecesidir. Bunun sonucu kişide nefsâniyetine ait hiçbir varlık kalmaz. Orası kararır ve bu karanlığa gelen Allah’ın nûru orasını aydınlatır. Kişinin varsandığı kişiliğine ait bütün ışıklar sönecek ve onların sadece hevâ olduğu anlaşılacak ki kişi aydınlanma ihtiyacı hissetsin. Heva yıldızı kişilerde olduğu sürece bir âyetin, bir ilhamın gelmesi mümkün değildir.[4] “ İz- -T-B- ”
“inna enzelnahü” “muhakkakki biz onu indirdik,” “fi leyletin mubareketin” “mübarek bir gece içersinde indirdik,” “inna künna münzirin” “muhakkak’ki biz korkutuyoruz”, Buradaki gecenin bazı alimler tarafıdan “inna enzeinahü fiy leyletin mubareketin” ile belirtilen gecenin, Berat gecesini belirttiği söyleniyor, aynı ayeti Kadir gecesi olarakda söyleyenler var ise de, Berat gecesi olması daha mümkündür, Çünkü Kadir gecesi hakkında belirtilen “Kadir gecesinde inmiştir” lafzı vardır.
Burası Berat gecesiyle ilgili olmalıdır.
Çünkü Cenab-i Hak Kur’an-ı Keriym-i “levhi mahfuz”dan ikinci kat gökteki “Beyt’ül Ma’mur”a indirdi.
“Beyt’ül Ma’mur”dan da Kadir gecesi “Beytül Haram”a indirdi ve bu Beyt’ül Harama inmeyi 23 senelik bir süre içerisinde oldu.
“Beytül Ma’mur”a bir defada geldi oradan “Beytül Haram”a yani “insana”, “peygambere” görevli melek tarafından 23 senede indirildi.
Kadir gecesinde Hira dağında gelen ayet “İkra” “oku” idi.[5] “ İz- -T-B- ” Keşşaf'ın Kur'ân'ın inişi hakkındaki bu son beyanı, bu gecenin Berat gecesi olduğunu söyleyenlerin görüşüne uygun düşmüş oluyor. Çünkü Kadir gecesinde ilk kez Peygamber'e indirilmeye başlanmıştır. Onun için Kâdî ve Ebu's-Suud şöyle demişlerdir: "İlk defa o gece indirilmeye başlandı. Veya o gece cümleten (toptan) Levh'ten dünya semasına indirildi ve Cebrail (a.s.) sefereye (yazıcı meleklere) imlâ etti, sonra da Peygamber'e yirmi üç senede kısım kısım indiriyordu." Fahruddin Razî de şöyle kaydetmiştir: Rivayet olunur ki: Atıyye-i Harûrî, İbnü Abbas hazretlerinden "Gerçekten biz onu kadir gecesinde indirdik." (Kadr, 97/1) ifadesi ile "Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik." (Duhan, 44/3) ifadesini şöyle sordu: Yüce Allah Kur'ân'ı ayların hepsinde indirmiş iken bu nasıl sahih olur? İbnü Abbas (r.a.) hazretleri de dedi ki: Ey İbnü Esved! Ben helak olsam da bu nefsinde kalsa cevabını da bulamazsan helak olacaktın. Kur'ân cümleten (toptan) Levh-i mahfuzdan Beyti Ma'mura indi ki o dünya semasıdır. Sonra onun arkasından olayların çeşitlerine göre, durumdan duruma nazil oldu.
Demek ki, Kur'ân'ın bir toptan inişi, bir de kısım kısım inişi vardır. Toptan inmesi bir defada olmuştur. Buna daha çok "İnzal" deyimi uygundur. Kısım kısım inmesi de Peygamber'e azar azar yirmi üç senede omuştur. Buna da "Tenzil" deyimi uygundur. Bunların aynı mânâda kullanıldıkları yadırganmadığı gibi, "tenzil"in her necmi (kısım kısım inmesi) ayrıca düşünüldüğü zaman yine "inzal" denilmek uygun olacağından birinin bir gecede birinin de diğer gecede olması iki rivayetin uzlaştırılmasına daha uygun gelecektir. Şu halde "mübarek gece"nin "berat gecesi" olması, "Gerçekten biz onu kadir gecesi indirdik." (Kadr 97/1) buyurulmasına aykırı olmayacaktır.[6]
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ {الدخان/4}
(44/4) “Fîhâ yufraku kullu emrin hakîm(in)”
(44/4) O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır.
Câsiye Sûresi
16) Divan (3)
19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkatleri