Fa'lem ennehu lâ ilâhe illa(A)llâhu vestaġfir liżenbike velilmu/minîne velmu/minât(i)(k) va(A)llâhu ya'lemu mutekallebekum ve meśvâkum
Bil ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.
Ey Muhammed! Bil ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendi günahın için, hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah, sizin gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
Muhammed Suresi 19. ayet, tevhid inancının temelini vurgularken, peygamberin ve müminlerin günahları için istiğfar etmesini emreder. Ayet, Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini, özellikle de insanların hareketlerini ve nihai duraklarını bildiğini ifade ederek, tevhid ve istiğfarın önemini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Bu ayetteki 'fa'lem' emri, sadece bilmek değil, aynı zamanda bu bilginin gerektirdiği inancı ve ameli de kapsayan kesin ve şüphesiz bir idraki ifade eder. Allah'ın birliğini bilmek, bu bilginin kalbe yerleşmesi ve ona göre hareket edilmesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin olduğu gibi idrak edilmesidir. Bu ayetteki 'fa'lem' emri, Allah'ın birliği hakikatini delilleriyle birlikte bilmeyi ve bu bilginin gerektirdiği tevhid inancını benimsemeyi ifade eder. Bu, sadece zihinsel bir bilgi değil, aynı zamanda kalbi bir tasdiktir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, genellikle 'cehl'in (cahillik) zıttı olarak kullanılır ve sadece bilgi edinmeyi değil, aynı zamanda bu bilginin getirdiği kesinliği ve inancı da içerir. Ayetteki 'fa'lem', Allah'ın birliği konusunda şüpheye yer bırakmayan bir kesinliğe ulaşmayı ve bu kesinliğin bir yaşam biçimi olarak benimsenmesini emreder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İlah, kendisine ibadet edilen ve kulların yöneldiği varlıktır. Bu ayette 'lâ ilâhe illallah' ifadesi, Allah'tan başka ibadete layık hiçbir varlığın olmadığını kesin bir dille ortaya koyar ve tevhidin özünü teşkil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlah, kendisine ibadet edilen, hayranlık duyulan ve sığınılan varlıktır. Ayetteki 'lâ ilâhe illallah' ifadesi, tüm varlıkların üzerinde tek bir yaratıcı ve ibadet edilecek merci olarak Allah'ın mutlak birliğini ve eşsizliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilah' kavramı, 'rab' kavramıyla birlikte ele alındığında, hem yaratıcı hem de kendisine ibadet edilen, mutlak otorite sahibi varlığı ifade eder. 'Lâ ilâhe illallah' formülü, tüm sahte tanrıları reddederek, yalnızca Allah'ın gerçek ve tek ilah olduğunu ilan eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İstiğfar, günahın örtülmesini ve affedilmesini talep etmektir. Bu ayette peygambere ve müminlere yönelik istiğfar emri, Allah'ın rahmetine sığınmayı ve günahların affı için dua etmeyi ifade eder. Peygamberin istiğfarı, ümmetine örnek teşkil etmesi ve makamının yüceliğine rağmen tevazu göstermesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğufrân (istiğfar), günahın örtülmesi ve azaptan korunmaktır. Ayetteki 'istiğfir' emri, Allah'tan günahların affını ve bağışlanmasını talep etmeyi ifade eder. Bu, sadece sözlü bir talep değil, aynı zamanda pişmanlık ve bir daha yapmama azmini de içerir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İstiğfar, Allah'tan günahların affını dilemek ve O'nun mağfiretine sığınmaktır. Bu ayetteki istiğfar emri, tevhid inancının bir gereği olarak, kulun acizliğini ve Allah'ın affediciliğini kabul etmesini, hem kendi günahları hem de mümin kardeşlerinin günahları için dua etmesini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Takallub, bir yerden bir yere intikal etmek, hareket etmektir. Ayetteki 'müteqallebeküm', insanların dünyadaki hareketlerini, işlerini, yolculuklarını ve çeşitli hallerini ifade eder. Allah, kullarının tüm bu hareketlerini ve değişimlerini bilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalp, bir şeyin bir halden başka bir hale dönmesidir. 'Müteqalleb', kişinin hareket ettiği, döndüğü, değiştiği yer veya durumu ifade eder. Bu ayette Allah'ın, kullarının dünyadaki tüm hareketlerini, faaliyetlerini ve hallerini bildiği vurgulanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Müteqalleb, kişinin dünyadaki hareketleri, işleri, yolculukları ve çeşitli halleridir. Allah'ın 'müteqallebeküm'ü bilmesi, O'nun her şeyi kuşatan ilminin bir göstergesidir; hiçbir hareket ve durum O'ndan gizli kalmaz.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mesvâ, kişinin ikamet ettiği, yerleştiği yerdir. Bu ayette 'mesvâküm', hem dünyadaki kalıcı ikamet yerlerini hem de ahiretteki nihai durakları, yani cennet veya cehennemi ifade eder. Allah, kullarının hem dünyadaki hem de ahiretteki son duraklarını bilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sevâ, bir yerde ikamet etmek, kalmaktır. 'Mesvâ', kişinin ikamet ettiği, yerleştiği mekandır. Ayetteki 'mesvâküm', insanların dünyadaki yerleşim yerlerini ve ahiretteki ebedi ikametgahlarını (cennet veya cehennem) kapsar. Allah'ın bu yerleri bilmesi, O'nun mutlak ilmini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mesvâ, kişinin yerleştiği, ikamet ettiği yerdir. Bu ayette 'mesvâküm', insanların dünyadaki geçici ikametgahlarını ve ahiretteki kalıcı duraklarını ifade eder. Allah'ın bu yerleri bilmesi, O'nun her şeyi kuşatan ve hiçbir şeyin gizli kalmadığı ilmini vurgular.
Muhammed Sûresi
Âyet Tevhid-i sıfât mertebesi âyetlerindendir.
Kur’anı Keriym Muhammed suresi 47/19 ayetindeki,
هَاَللّٰهأهُ لا اله الاأ١٩ فاعلم أن
“fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü” mealen, “Bil ki; muhakkak o lâ ilâhe illâ allah’tır”
“Muhammed” elbisesiyle zuhur eden ( ع َلَا إِلَهَ إِلَّا)
“lâ ilâhe illâ allah muhammedin resul allahü”
“Zat-i haberini” risaletini, kendi hakikatini “Muhammed” ismiyle açığa çıkarmıştır.
Bu hisler ve yaşam ile az ileriye gittiğinde işte orası “Makamı Mahmud” yani “Makamı Muhammed”dir.
fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü vestagfir lizenbike ve limü’miniyne vel müminati” mealen, “Ey muhammed bilki Allahtan başka ilah yoktur. Kendinin, inanmış erkek ve kadınların bağışlanmasını dile” (Hz. Rasulüllah’a özel hitap) [64] “ İz- -T-B- ” Bu ayet-i kerimede “Fa’lem ennehu lâ ilâhe illa(A)llâhu” 12 mertebe (Hakikat-i Muhammediye) üzere olan ders ve zikir sistemize giriş anahtarıdır. Sûre sayısı 47 ve âyet sayısı 19 toplarsak 47+19= 66 dır. 6+6= 12 dir (12) Hakikat-i Muhammediye dir.
Günlük beş vakit namaz kılındıktan sonra ayrıca.
Nafile hükmü ile, iki rek’ât Mi’râc namazı niyyetiyle kılınır.
Tebâreke; Mülk, Sûresi; (67) tamamı okunur.
Haşr Sûresi nin (59) (22 ve 23) üncü Âyetleri, “hüvalla hüllezi” den okunur.
Sonra devamla:
(101) adet “istiğfar” (estağfirullah) çekilip, 3 İhlâs 1 Fâtiha okunup, Âdem baba ile Havva validemizin rûhlarına hediyye edilir.
Sonra devamla:
(101) adet “Salâvât-ı şerife” çekilip, 3 İhlâs 1 Fâtiha okunup Efendimizin ve validelerimizin rûhlarına hediyye edilir.
Sonra devamla:
Dikkatlice dizlerin üstüne oturarak, kendini dünyadan uzak tutmaya çalışarak ve Hakk’a rabıtâya yönelerek, “destûr yâ Hz. ALLAH, destûr yâ Hz.Rasûlüllah, destûr ya Hz. Âlî, destûr yâ Gavsûl A’zâm, destûr yâ Hz. Pir Hasan Hüsâmettin Ûşşâki, destûr yâ recâlel gayb. “Neveytü lillâh feğlem ennehü” (Lâ ilâhe illâllah) diye başlayarak (700) adet “Kelime-i Tevhid” çekilip, 3 İhlâs 1 Fatiha okunup, Pirimiz Hasan Hüsamettin Ûşşâki ve Halva-i Bacı validemizin ruhlarına hediyye edilir.
Her günkü çalışmalar, bu sistem üzere devam ederken, görülen yeni zuhurat ve gelişmelere göre, yeni ilâvelerle derslere ve bâtın yolculuğuna devam edilir. [65] “ İz- -T-B- ” Allah ve el alınmış olan irfan ehli yol ehli salikin hangi mertebede dolaştığını ve hangi sahada kalacağını bilir.