İçeriğe atla
Muhammed 18Cüz 26 · Sayfa 508

Muhammed Sûresi 18. Âyet

محمد

Sohbete sor

Fehel yenzurûne illâ-ssâ'ate en te/tiyehum baġte(ten)(s) fekad câe eşrâtuhâ(c) fe-ennâ lehum iżâ câet-hum żikrâhum

Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?

Muhammed Sûresi

Âyet ef’al mertebesi âyetlerindendir.


Ondokuzuncu Kısım: KIYÂMET

Kıyâmetin türleri vardır.

Bunlardan birincisi; her ân ve sâatte vukû bulandır. Çünkü âlemler her ânda gaybdan şehâdete ve şehâdet âleminden gayb âlemine dâhil olur. Ve bu âlemlerin bozulup yok olanlar ve var edilenler ve ma’nâlar ve cisimler gibi bütün türlerinin şehâdetten gayba ve gaybdan şehâdete dâhil oluşunu ve çıkışını, ihâta yolu üzere, ancak Cenâb-ı Hak bilir. Çünkü bu ilim ilâhi zevk (deneyim) ilminin zevkinden ibârettir. Bunda hiç kimsenin ortaklığı yoktur.

İkincisi; “mecbûri ölüm” ile gerçekleşendir. Nitekim (s.a.v.) Efendimiz:

“Ölen kimsenin kıyâmeti kopar” buyururlar.

Üçüncüsü; “İsteğe bağlı ve irâdeye ait ölüm” ile olur. Sâlik bu ölüm ve kıyâmetten sonra âlemde âhiret oluşumu üzerine yaşar. İşte buna dayanaraktır ki, ölüye açılmış olan hâller seyri sülûku sırasında sâlike de açılmış olur. Ve bu hâle “küçük kıyâmet” ismini verirler.

Dördüncüsü; ârifîn-i billâh hazarâtına fenâ-fillah ve baka-billâhtan sonra tam vahdet ve çokluğun yok olması hâlinin meydana gelmesidir. Ârifin nefsinde gerçekleşen bu tecellîye de “büyük kıyâmet” derler.

Beşincisi; bütün kâinât için takdir olunmuş ve beklenen kıyâmettir ki, Hakk Teâlânın celîl âyetlerindeki: “Ennes sâate âtiyetün lâ raybe fîhâ” ya‟nî “O saat muhakkak gelecektir, onda hiç şüphe yoktur”(Hac, 22/7) ve “innes sâate âtiyetün ekâdu uhfîhâ” ya‟nî “O saat muhakkak gelecektir, onu gizliyorum” (Tâhâ, 20/15) ve benzeri Kur‟ân-ı Kerîm âyetleridir.[62]


Mesnevî-i Şeriften “Kıyâmet” Hakkında;

1333. Zâlimlerin zulmü, karanlık kuyu oldu; âlimlerin hepsi böyle söylediler.

Bu beyt-i şerîf "Zulüm, kıyâmet gününün karanlıklarıdır" hadîs-i şerîfine işârettir.

1334. Her kim çok zâlimdir; onun kuyusu pek korkunçtur. Adâlet sâhibi, betere beter, buyurmuştur.

Pek zâlim olanların cezâsı da pek şiddetlidir. Çünkü Hak Teâlâ Hazretleri'nin "Adl" ism-i şerîfinin gerekleri, çok fenâya, çok fenâ karşılık vermektir. Nitekim âyet-i kerîmede “Ve cezâu seyyietin, seyyietün mislühâ” (Şûrâ, 42/40) Ya’nî "Ve fenâlığın karşılığı, onun benzeri fenâlıktır" buyrulur.

1335. Ey kimse ki, sen mevkîiden dolayı zulmedersin, kendin için bir kuyu kazarsın.

Ya’nî sen mevkiinin sana verdiği bir kuvvet sebebiyle halka zulmettiğin zaman, kendin için bir kuyu kazmış olursun.

1336. Kendi etrâfını ipek böceği gibi örme; kendin için kuyu kazarsan, ölçülü kaz!

İpek böceği yaptığı kozayı kendi etrâfına örer ve bu sûretle koza içinde kendisini hapseder. Senin amelin de ipek böceğinin örgüsüne benzer. Nite­kim âyet-i kerîmede “Küllü nefsin bimâ kesebet rehînetün” (Müddessir, 74/38) ya’nî "Her bir nefis, kazandığı şey sebebiyle rehînedir" buyrulur. Bundan dolayı eğer kuyu kazar isen, bilâhare içine kendin düşeceğini düşünerek ölçü ile kaz![63]

Farkında olunmasada her an, var ve yok hükmü ile gözlerin anlayamadığı kıyamet kopup bu âlemler var olmaktadır. Hz. Âdem’in yeryüzünde görünmesi neslimizin kıyâmet i olduğu gibi kişininde yeryüzünde görünmesi zâhiri kıyametinin alametidir. İrfan ehli bulup nefsinin kıyametini koparabilirse ölmeden önce ölüp, Âdemiyet mertebesi hayal cennetinden kendi beden arzına inecektir. Ve kıyamet alameti görülecektir.

Ama zaruri ölüm-kıyameti gelip kişiye çatınca artık bunun öğütü kendisine fayda vermez. Sermayesi olan zamanını tüketmiş müflisin ta kendisidir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)