İnne-lleżîne keferû ve saddû ‘an sebîli(A)llâhi śümme mâtû vehum kuffârun felen yaġfira(A)llâhu lehum
İnkar eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkarcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.
Şüphesiz ki, inkâr edip, Allah yolundan saptıran, sonra da kâfir olarak ölenlere gelince Allah onları asla bağışlamayacaktır.
Bu ayet, inkâr edenlerin ve başkalarını Allah yolundan alıkoyanların, bu durum üzere ölmeleri halinde Allah tarafından bağışlanmayacaklarını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, inkârın ve engellemenin ciddiyetini, ilahi affın koşullarını dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kelimesi, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamındadır. Dinî bağlamda ise, Allah'ın nimetlerini veya hakikatini örtmek, inkâr etmek demektir. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberin getirdiği mesajı bilinçli olarak reddedenleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'küfr', Kur'an'da sadece bir inançsızlık durumu değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarını ve işaretlerini görmezden gelme, nankörlük etme ve hatta düşmanca bir tavır sergileme anlamlarını da içerir. Ayetteki kullanımı, bu düşmanca ve reddedici tutumu benimseyenleri işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sadde fiili, bir şeyi men etmek, engellemek anlamında kullanılır. Ayetteki 'saddu an sebîlillâh' ifadesi, sadece kendileri Allah yolundan yüz çevirmekle kalmayıp, başkalarının da bu yola girmesini engellemeye çalışanları mecazi olarak anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): S-d-d kökü, hem kendisi bir şeyden yüz çevirmek hem de başkasını ondan alıkoymak anlamlarını taşır. Ayetteki 'saddu' fiili, inkâr edenlerin pasif bir ret duruşundan ziyade, aktif olarak insanları Allah'ın dininden uzaklaştırma çabalarını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sebîl kelimesi, gidilen yol demektir. Kur'an'da genellikle 'sebîlillâh' şeklinde Allah'ın dini, şeriatı, O'na ulaştıran doğru yol anlamında kullanılır. Ayetteki 'sebîlillâh' ifadesi, İslam dinini ve onun prensiplerini temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sebîl, bir yere ulaşmak için takip edilen yol anlamına gelir. 'Sebîlillâh' ise, Allah'ın rızasına ve cennetine ulaştıran yol, yani İslam dini ve onun emirleri olarak açıklanır. Ayette, inkâr edenlerin engellemeye çalıştığı bu ilahi yolu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): M-v-t kökü, canlılığın sona ermesi, ruhun bedenden ayrılması halidir. Ayetteki 'mâtû' fiili, inkâr ve engelleme hali üzere, yani küfür üzere ölmeyi ifade eder ki bu, ilahi affın engellenmesinin temel şartıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mevt, hayatın zıddıdır ve canlılığın yok olmasıdır. Ayetteki 'mâtû ve hum kuffâr' ifadesi, kişinin hayatını inkâr hali üzere tamamlaması, yani tövbe etmeden ve iman etmeden vefat etmesi durumunu açıkça belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğ-f-r kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek ve korumak anlamlarına gelir. Allah'ın 'ğafûr' olması, kullarının günahlarını örtmesi, onları cezalandırmaması ve bağışlaması demektir. Ayetteki 'len yağfira' ifadesi, belirli bir durumdaki kişilere Allah'ın affının asla ulaşmayacağını kesin bir dille ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Gafere fiili, Allah'ın kullarının günahlarını affetmesi, onlara merhamet etmesi ve cezalandırmaması anlamındadır. Ayetteki olumsuzluk edatı 'len' ile birlikte kullanılması, inkâr üzere ölenler için ilahi affın mutlak surette söz konusu olmayacağını vurgular.
Muhammed Sûresi
Hakk’ı örtüp gizleyenlerin varlık günahları zaruri ölüm geldikten sonra zaman sermayalerini tükettikleri için bu varlık günahından ötürü artık geri dönüş olmadığı için her mertebenin hakkını veren uluhiyet mertebesi artık bağışlamaz.