Sunneta(A)llâhi-lletî kad ḣalet min kabl(u)(s) velen tecide lisunneti(A)llâhi tebdîlâ(n)
Allah'ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Allah'ın öteden beri gelen kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fetih Suresi 23. ayet, 'sünnetullah' kavramı etrafında dönerek, Allah'ın değişmez yasalarını ve bu yasaların geçmişten günümüze sürekliliğini vurgulamaktadır. Ayet, ilahi iradenin ve düzenin mutlakiyetini dilbilimsel bir kesinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sünnet kelimesi, 'yol, gidişat, adet' anlamına gelir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun yaratılışta ve hükümlerde takip ettiği değişmez ilahi kanunları ifade eder. Ayetteki 'sünnetullah' ifadesi, Allah'ın geçmiş ümmetlere uyguladığı ve gelecekte de uygulayacağı ilahi prensipleri ve kaderi belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sünnet, 'tarîka' (yol) demektir. Ayetteki 'sünnetullah', Allah'ın geçmişte peygamberlerine ve onların ümmetlerine karşı izlediği, onlara yardım etme veya onları helak etme şeklindeki ilahi muamele tarzını mecazi olarak anlatır. Bu, Allah'ın değişmez bir prensibidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sünnet kavramı, Kur'an'da 'Allah'ın değişmez yasası' anlamında kullanılır ve genellikle geçmiş milletlerin başına gelen olaylarla ilişkilendirilir. Bu ayette, Allah'ın peygamberlerine yardım etme ve düşmanlarını yenilgiye uğratma şeklindeki ilahi müdahale biçimini ifade eder ki bu, evrensel ve değişmez bir ilkedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Halâ fiili, 'geçip gitmek, sona ermek' anlamındadır. Ayetteki 'kad halet min kablü' ifadesi, Allah'ın bu sünnetinin geçmiş ümmetler ve olaylar üzerinde zaten cereyan etmiş olduğunu, yani bu yasanın yeni olmadığını, aksine köklü ve tecrübe edilmiş bir gerçek olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Halâ, 'geçmiş zamanlarda vuku bulmuş ve sona ermiş' demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın sünnetinin sadece geleceğe yönelik bir vaat değil, aynı zamanda geçmişte de defalarca tecelli etmiş, sabit bir gerçek olduğunu gösterir. Bu, sünnetullah'ın tarihsel sürekliliğini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vecede fiili, 'bir şeyi bulmak, elde etmek veya idrak etmek' anlamlarına gelir. Ayetteki 'len tecide' ifadesi, Allah'ın sünnetinde bir değişiklik bulmanın, yani onu değiştirmenin veya ona aykırı bir durumla karşılaşmanın imkansızlığını kesin bir dille ifade eder. Bu, ilahi yasanın mutlak ve değişmez niteliğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Vecede, 'bir şeyi keşfetmek veya ona ulaşmak' demektir. Ayetteki olumsuz kullanımı, Allah'ın sünnetinin öyle sağlam ve köklü olduğunu belirtir ki, hiç kimse veya hiçbir şey bu sünnette bir sapma veya değişiklik bulamaz. Bu, Allah'ın iradesinin ve düzeninin mutlakiyetini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tebdîl, 'bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek, yerine koymak' anlamına gelir. Ayetteki 'len tecide lisünnetillahi tebdîlen' ifadesi, Allah'ın koyduğu yasaların, prensiplerin ve hükümlerin asla değiştirilemeyeceğini, bozulmayacağını veya başka bir şeyle ikame edilemeyeceğini kesin bir şekilde belirtir. Bu, ilahi yasaların ebedi ve evrensel geçerliliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tebdîl, 'bir şeyin özünü veya hükmünü değiştirmek' demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın sünnetinin sadece dışsal bir formül olmadığını, aksine özünde ve işleyişinde de değişmez olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın iradesinin ve kudretinin mutlaklığını ve O'nun koyduğu düzenin mükemmelliğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tebdîl kelimesi, Kur'an'da genellikle ilahi hükümlerin veya yasaların değiştirilemezliğini ifade etmek için kullanılır. Bu ayette, Allah'ın sünnetinin, yani O'nun evrensel ve tarihsel yasalarının, hiçbir şekilde insan müdahalesi veya zamanın etkisiyle değişime uğramayacağı vurgulanır. Bu, ilahi düzenin istikrarını ve güvenilirliğini pekiştirir.
Feth Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
48/23. “Allah Teâlâ'nın öteden beri süregelen âdeti -budur- ve Allah'ın âdeti için aslâ bir değişiklik bulamazsn.” Peygamberimize uymanın en büyük delili onun “sünnetleri” ne uymaktır. Allah-a uymanın en büyük delili de yine Allah’ın (c.c.) “sünnetleri” ne uymaktır. Bir bakıma Allah’ın (c.c.) sünnetleri (fıkhi) manâ da Peygamber efendimize bildirilen farzlardır. Farzları tatbik eden Allah’ın (c.c.) sünnetine de uymuş olur.
Geçmiş Peygamberlerin hepsine bu farzlar bulundukları mertebeleri itibariyle verilmiştir tatbik edenler Allah’ın (c.c.) sünnetine uymuş olanlardır.
İşte Peygamberler evvelâ Allah’ın farzlarına yâni yoluna yâni sünnetlerine uymayı tabilerine bildirmişlerdir, daha sonra da kendilerinden bazı sistemlerine uymalarını istemişlerdir. Farzlar Allah’ın sünnetleri, sünnetler de Peygamberlerin sünnetleridir. Peygamberlere uyanlar aynı zamanda hem Allah’ın (c.c.) sünnetine hem de Peygamberlerinin sünnetlerine uymuş olanlardır.
Yukarıda da bahsedildiği gibi, (4/48) “Her kim
Peygambere itaat ederse muhakkak Allah-u Teâlâya itaat etmiş olur.” Diye ifade edilmişti.
Peygamberlere itaat aynı zamanda bu Âyet-i Kerîme’nin hükmüyle Allah’ın (c.c.) sünnetine de uymak demektir ki; bütün peygamberler hakkında geçerlidir bu yönden Allah’ın (c.c.) yolunda-sünnetinde değişiklik olmaz.
Ayrıca! Allah-ü Teâlâ’nın yolu yâni sünnet-i bütün bu âlem üzerinde geçerli olan yasalarıdır. Diğer yönden bütün esmâ-i İlâhiyyenin her birinin görevini yapabilmesi için onlara tanıdığı imkânlardır ki; bu imkânlar da mahâl, güç ve ilimdir. Kendilerine bu imkânlar verilmezse hiç bir esmâ-i İlâhiyye faaliyyet gösteremez.
Âlemde bir esmâ-i İlâhiyye faaliyyet dışı kalırsa diğerleride faaliyyetlerini sürdüremez. Bu yüzden bütün esmâ-i ilâhiyyenin ihtiyaçalarının verilmesi adalet üzere olmaktır. Böylece bütün zıt isimler haklarını almış olurlar ve böylece isimlerinin gereği olan faaliyyetlerini sürdürürler. Bu da Allah’ın âlemleri üzerine olan hükümranlığı, yolu ve sünnetidir. İşte bu yüzden âlemlerin ve varlıkların hayatlarının devam etmesi için Allah’ın sünnetinde yâni yolunda yâni hükmünde değişiklik olmaz.