Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ terfe'û asvâtekum fevka savti-nnebiyyi velâ techerû lehu bilkavli kecehri ba'dikum liba'din en tahbeta a'mâlukum ve entum lâ teş'urûn(e)
Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.
Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
Bu ayet, müminlere Peygamber'e karşı takınmaları gereken edep ve saygıyı öğretmekte, seslerini yükseltmemeleri ve ona karşı kaba davranmamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Aksi takdirde amellerinin boşa gideceği uyarısı, bu edep kurallarının önemini pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' kökünün asıl anlamının 'nefsin korkudan emin olması' olduğunu belirtir. 'İman' ise, 'tasdik' ve 'güven' anlamlarını içerir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, kalben tasdik edip dil ile ikrar eden ve bu tasdikin gereği olarak Peygamber'e saygı göstermesi gereken müminleri kasteder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç beyanı olmaktan öte, aynı zamanda bir 'güven' ve 'teslimiyet' anlamı taşıdığını vurgular. Bu ayetteki 'Ey inananlar' hitabı, Peygamber'e karşı gösterilmesi gereken edep ve itaatin, bu imanın bir gereği olduğunu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ref'' kelimesinin genel olarak bir şeyi yukarı kaldırmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ terfe'û asvâtakum' ifadesi, Peygamber'in sesinin üzerine çıkacak şekilde sesleri yükseltmeyi yasaklar, bu da ona karşı bir saygısızlık olarak kabul edilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ref'' kelimesinin mecazi olarak 'bir şeyi yüceltmek' veya 'bir şeyin değerini artırmak' anlamında da kullanılabileceğini ifade eder. Ancak bu ayetteki kullanımı, doğrudan sesin fiziksel yüksekliğiyle ilgilidir ve Peygamber'e karşı edep sınırlarını aşan bir davranışı engellemeyi amaçlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cehr' kelimesinin 'bir şeyi açığa çıkarmak, gizli olmayanı ortaya koymak' anlamında olduğunu ve ses için kullanıldığında 'yüksek sesle konuşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ techerû lehu bi'l-kavli' ifadesi, Peygamber'e karşı sıradan insanlar gibi yüksek sesle ve kaba bir üslupla konuşmaktan sakınmayı emreder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'cehr'in 'sesi yükseltmek' ve 'açıkça söylemek' anlamlarını taşıdığını vurgular. Ayetteki bağlamda, Peygamber'e hitap ederken saygısızca ve yüksek sesle konuşmanın yasaklandığını, bunun müminlerin birbirleriyle olan ilişkilerinden farklı bir edep gerektirdiğini açıklar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'habat' kelimesinin 'bir şeyin boşa gitmesi, faydasız hale gelmesi' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'en tahbeta a'mâlukum' ifadesi, Peygamber'e karşı yapılan saygısızlığın, müminlerin daha önce yaptıkları iyi amellerin sevabını yok edebileceği uyarısını taşır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'habat'ın 'bir hayvanın çok yiyip karnının şişmesi ve sonra ölmesi' gibi bir anlamdan türediğini ve mecazi olarak 'amellerin boşa gitmesi' anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayette, Peygamber'e karşı edepsizliğin, kişinin tüm iyi işlerini değersiz kılabilecek kadar büyük bir günah olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şe'r' kökünün 'bilmek, idrak etmek' anlamında olduğunu ve 'şu'ûr' kelimesinin 'bir şeyi hissetmek, farkına varmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 've entum lâ teş'urûn' ifadesi, müminlerin Peygamber'e karşı yaptıkları saygısızlığın amellerini boşa çıkaracağını fark etmeden bu hatayı yapabilecekleri uyarısını içerir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şu'ûr'un 'ince ve gizli şeyleri idrak etme' yeteneği olduğunu ifade eder. Bu ayette, müminlerin Peygamber'e karşı gösterdikleri edepsizliğin sonuçlarının (amellerin boşa gitmesi) o an farkında olamayacakları, ancak bu durumun Allah katında büyük bir vebal teşkil ettiği anlatılır.
Hucurât Sûresi
إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ {الحجرات/3}