Yâ ehle-lkitâbi kad câekum rasûlunâ yubeyyinu lekum ‘alâ fetratin mine-rrusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin velâ neżîr(in)(s) fekad câekum beşîrun veneżîr(un)(k) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, "Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı" demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.
Bu ayet, Kitap Ehli'ne hitaben, peygamberlerin fetret döneminden sonra gelen Hz. Muhammed'in müjdeleyici ve uyarıcı rolünü vurgulamaktadır. Ayet, 'fetret', 'beşîr' ve 'nezîr' gibi kavramlar üzerinden ilahi mesajın kesintisizliğini ve Allah'ın kudretini dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ehl' kelimesinin bir şeyle özel bir bağı olan kimseler için kullanıldığını belirtir. 'Ehlü'l-Kitâb' ifadesi, Tevrat ve İncil gibi ilahi kitaplara mensup olanları, yani Yahudi ve Hristiyanları kapsar. Ayette bu ifade, Hz. Muhammed'in risaletinden önce kendilerine kitap gönderilmiş olan topluluklara yapılan bir çağrıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ehl' kelimesinin bir şeye ait olma, onunla ilişki kurma anlamını taşıdığını ifade eder. 'Ehlü'l-Kitâb' terimi, kendilerine ilahi kitap indirilen ve bu kitaba göre yaşayan veya yaşaması beklenen toplulukları ifade eder. Ayette, bu toplulukların peygamberlerin fetret dönemindeki mazeretlerini ortadan kaldırmak için kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fetret' kelimesinin 'fütûr' kökünden geldiğini ve bir şeydeki kesintiyi, zayıflığı veya duraklamayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'fetretün mine'r-rusül' ifadesi, peygamberlerin gönderilmesi arasındaki uzun zaman dilimini, yani yeni bir peygamberin gelmediği dönemi anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fetret'in peygamberler arasındaki kesinti, yani bir peygamberin vefatı ile diğerinin gelişi arasındaki boşluk olduğunu açıklar. Ayette bu durum, Kitap Ehli'nin 'bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi' mazeretini çürütmek için Hz. Muhammed'in gelişinin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fetret' kelimesinin bir işin veya durumun zayıflaması, duraklaması anlamına geldiğini belirtir. Peygamberler bağlamında ise, peygamberlerin gönderilmesinin kesintiye uğradığı, vahyin bir süre gelmediği dönemi ifade eder. Ayette, bu fetretin ardından Hz. Muhammed'in gelişiyle ilahi mesajın yeniden canlandığına işaret edilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'beşîr' kelimesinin 'büşrâ' kökünden türediğini ve sevindirici haber getiren kişi anlamına geldiğini belirtir. Ayette, Hz. Muhammed'in iman edenlere cennet müjdesi getiren, onları iyi akıbetle sevindiren bir peygamber olarak nitelendirildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'beşîr' kavramının Kur'an'da genellikle peygamberlerin temel görevlerinden biri olarak, Allah'ın rahmetini ve mükafatını haber veren kişi anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayette, Hz. Muhammed'in Kitap Ehli'ne Allah'ın vaat ettiği müjdeleri getiren elçi rolünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nezîr' kelimesinin 'inzâr' kökünden geldiğini ve bir tehlikeye karşı uyarıda bulunan, korkutan kişi anlamına geldiğini açıklar. Ayette, Hz. Muhammed'in inkâr edenleri ve Allah'ın emirlerine karşı gelenleri azapla uyaran bir peygamber olarak görevini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nezîr' kavramının Kur'an'da peygamberlerin bir diğer önemli görevi olarak, insanları Allah'ın azabına karşı uyarma ve kötü akıbetten sakındırma anlamında kullanıldığını belirtir. Ayette, Hz. Muhammed'in Kitap Ehli'ne Allah'ın gazabına karşı uyarıcı rolünü vurgular, böylece onların mazeretlerini ortadan kaldırır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'Kadîr' isminin Allah'ın mutlak kudretini, her şeye gücünün yettiğini ifade ettiğini belirtir. Ayette, peygamber gönderme, fetret dönemini sona erdirme ve insanlara müjdeci ve uyarıcı gönderme gibi tüm bu eylemlerin Allah'ın sınırsız kudreti dahilinde olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Kadîr' isminin Allah'ın her şeyi dilediği gibi yapmaya muktedir olduğunu, hiçbir şeyin O'nun kudretinin dışında kalamayacağını ifade ettiğini açıklar. Ayetin sonunda yer alması, peygamberlerin gönderilmesi ve ilahi mesajın ulaşması gibi tüm süreçlerin Allah'ın mutlak iradesi ve gücüyle gerçekleştiğini pekiştirir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(19) (Ya ehlel Kitâbi kad câeküm Rasûlüna yübeyyinü leküm alâ fetretin miner Rusuli en tekulu mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîr* fekad câeküm beşîrun venezîr* vAllahu alâ külli şey'in Kadîr;)
“Ey kitâp ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size Resûlümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.” Hz. Îsâ ile Efendimiz (s.a.v.) arasında geçen 571 yıllık sürede peygamber gelmediği için bu döneme “fetret dönemi” deniliyor. Cenâb-ı Hakk’ın ehli kitâp olarak hitâbı bu hitâba muhatap olanlar için taltiftir, dünyada kitâba tabiî olmayarak bu hitâba dâhi muhatap olamayan bir çok insânlar olmuştur.
Müjdeleyici, İsâ (a.s.) bir hâdî’nin geleceğini müjdeliyor, tabî Hıristıyanlar bunu kendilerine göre yorumluyorlar orası ayrı. Cenâb-ı Hakk bizi kendi varlığının zuhûru ile müjdeliyor yâni Kûr’ân-ı Kerîm son kitâp olduğundan ve Cenâb-ı Hakk’ta bu son kitâbında bütün zuhûr mertebelerini ve ilâhî ilmi ortaya getirdiğinden neticede bizler için ortaya konacak bir şey kalmadığından size herşeyi bildirdim diyerek Efendimiz (s.a.v.) vasıtasıyla müjdeliyor. Kendi varlığının Muhammedîlerden külli olarak zuhûrunu müjdeliyor ve âlemdeki herşeyin kendi varlığının birer zuhûrları olduğunu açık olarak söyleyerek müjdeliyor, bunların dışında cennetleri müjdeliyor, Efendimizi (s.a.v.) bize müjdeliyor (v.b.) fakat bunun karşısında bu müjdelere ulaşmak için gereğinin yapılmaması durumunda da neler olacağı konusunda uyarılarda bulunarak korkutuyor. Efendimizin (s.a.v.) bu iki vasfının yâni müjdeci ve uyarıcı olmasının yanında bir de şâhitliği vardır.