Ve-iż kâle mûsâ likavmihi yâkavmi-żkurû ni'meta(A)llâhi ‘aleykum iż ce'ale fîkum enbiyâe vece'alekum mulûken veâtâkum mâ lem yu/ti ehaden mine-l'âlemîn(e)
Hani Musa, kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar kılmıştı ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size vermişti."
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(20) (Ve iz kâle Mûsâ li kavmihi ya kavmizküru nı'metAllahi aleyküm iz ceale fîküm enbiyae ve cealleküm müluken, ve ataküm mâ lem yü'ti ehaden minel âlemîn;)
“Mûsâ kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nîmetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi." Genel olarak Mûsâ (a.s.) ın kavmine olan bu hitâp, derviş olarakta gerçek târikat mertbesine ulaşan kişiye geliyor. Zâhir olarak Muhammedî olunsa da seyri sülûk yolunda burada hoca Mûsâ’dır yâni Mûsâ (a.s.) ın dersine giriyoruz bu mertebede ve baş öğretmen de Efendimiz (s.a.v.) dir.
Bu mertebede size verilen nîmetlere bakın. Bu mertebede peygamber çıkması, kişiye ilhamların ulaşmasıdır. Bu ilhamlar ile Mûseviyyet mertebesi ilminin dahada genişlemesi. Ve bu mertebe itibarıyla kendi beden mülkü üzerinde hükümdar oluyor. Önceki mertebelerde verilmeyen mülk veriliyor bu mertebede, işte kişide dervişliğinde tevhid-i ef’âlden tevhid-i esmâya geçmiş ise onun ulaştığı en büyük mertebedir Mûseviyyet mertebesi.