Velev enne ehle-lkitâbi âmenû vettekav lekeffernâ ‘anhum seyyi-âtihim veleedḣalnâhum cennâti-nna'îm(i)
Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardık.
Mâide Suresi 65. ayet, Ehl-i Kitab'ın iman ve takva sahibi olmaları durumunda günahlarının bağışlanacağını ve cennete gireceklerini vaat etmektedir. Ayet, iman, takva, günahların örtülmesi ve cennet kavramları üzerinden ilahi rahmet ve adalet arasındaki ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Ehl-i Kitab'ın Hz. Muhammed'e ve getirdiği dine inanmalarını, yani kalben tasdik edip dilleriyle ikrar etmelerini gerektirir. Bu, sadece genel bir inanç değil, Kur'an'ın getirdiği hakikatlere teslimiyettir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman (iman), Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven eylemidir. Ayetteki 'âmenû' kelimesi, Ehl-i Kitab'ın Allah'a ve O'nun gönderdiği son peygambere tam bir güven ve teslimiyetle inanmalarını, böylece eski inanç sistemlerinin ötesine geçmelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Takva (تقوى), Allah'ın azabından korunmak için O'na itaat etmektir. Ayetteki 'vettekav' ifadesi, Ehl-i Kitab'ın Allah'ın koyduğu sınırlara riayet etmeleri, O'na karşı gelmekten sakınmaları ve özellikle şirkten uzak durmaları gerektiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Takva (تقوى), nefsi korkulan şeyden korumaktır. Şeriat dilinde ise, Allah'ın azabından sakınmak için O'na itaat etmek ve günahlardan uzak durmaktır. Ayetteki 'vettekav' kelimesi, Ehl-i Kitab'ın iman ettikten sonra Allah'ın emir ve yasaklarına riayet ederek kendilerini günahlardan ve cehennem azabından korumalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Keffâre (كفارة), günahı örten şeydir. 'Lekeffernâ' fiili, Allah'ın Ehl-i Kitab'ın iman ve takvaları sebebiyle günahlarını tamamen ortadan kaldıracağını, onları bağışlayacağını ve üzerlerindeki günah yükünü kaldıracağını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefâret (كفارة), bir şeyi örtmek ve gizlemektir. 'Lekeffernâ' ifadesi, Allah'ın Ehl-i Kitab'ın işlediği kötülükleri, yani seyyiâtlarını, iman ve takvaları sayesinde tamamen örteceğini, silip yok edeceğini ve böylece onları günahlarından arındıracağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyyie (سيئة), insanı üzen, kötü olan her şeydir. Kur'an'da genellikle günah ve kötülük anlamında kullanılır. Ayetteki 'seyyiâtihim' ifadesi, Ehl-i Kitab'ın iman ve takva öncesinde işledikleri her türlü günahı, hatayı ve şirki kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Seyyie (سيئة), 'su'' kökünden türemiş olup, kötü ve çirkin olan her şeyi ifade eder. Kur'an'da genellikle günah, hata ve olumsuz davranışlar için kullanılır. Bu ayette 'seyyiâtihim', Ehl-i Kitab'ın Allah'a karşı işledikleri isyanları, peygamberleri inkar etmelerini ve diğer ahlaki kusurlarını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cennet (جنة), ağaçları ve bitkileriyle yeri örten bahçedir. Kur'an'da ise müminler için hazırlanmış ahiret yurdudur. Ayetteki 'cennât' kelimesi, Ehl-i Kitab'ın iman ve takvaları karşılığında girecekleri, çeşitli nimetlerle dolu olan ahiret bahçelerini, yani cennetleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cennet (جنة), gizli ve örtülü yer anlamına gelir. Terim olarak ise, Allah'ın müminler için hazırladığı, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve beşer aklının idrak edemediği nimetlerle dolu ebedi ikamet yeridir. Ayetteki 'cennât' kelimesi, bu ebedi mükafat yurdunun çoğul olarak zikredilmesiyle, farklı derecelerdeki cennetleri veya cennetin genişliğini ve çeşitliliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Naîm (نعيم), nimetin çokluğu ve güzelliğidir. 'Cennâtu'n-naîm' (نَعِيمِ), nimetlerle dolu cennetler demektir. Ayetteki 'en-naîm' kelimesi, cennetin sadece bir bahçe değil, aynı zamanda her türlü maddi ve manevi güzellik, refah ve mutlulukla dolu bir yer olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Naîm (na'im), Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına bahşettiği lütuf ve ihsanları ifade eder. 'Cennâtu'n-naîm' terkibi, cennetin sadece fiziksel güzelliklerden ibaret olmadığını, aynı zamanda ruhsal tatmin, huzur ve ebedi mutluluk gibi manevi nimetleri de barındırdığını gösterir. Bu, Ehl-i Kitab'a vaat edilen mükafatın kapsamlılığını belirtir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(65) (Ve lev enne ehlel Kitâbi amenu vettekav lekeffernâ anhüm seyyiatihim ve leedhalnahüm cennatin naîm;)
“Eğer kitâp ehli imân etmiş ve lâyıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nîmeti bol olan cennetlere koyardık.” Yahudilere ve Hıristıyanlara verilen cennet sadece madde cennetidir, müslümanlara ise Cenâb-ı Hakk ne kadar çok çeşitli cennetleri müjdeliyor.