Velev ennehum ekâmû-ttevrâte vel-incîle vemâ unzile ileyhim min rabbihim leekelû min fevkihim vemin tahti erculihim(c) minhum ummetun mukteside(tun)(s) vekeśîrun minhum sâe mâ ya'melûn(e)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur'an'ı) gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(66) (Ve lev ennehüm ekamüt Tevrate vel İncîle ve mâ ünzile ileyhim min Rabbihim leekelu min fevkıhim ve min tahti erculihim* minhüm ümmetün muktesıdeh* ve kesîrun minhüm sae mâ ya'melun;)
“Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nîmetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!” Tevrat’ın içindekileri yâni tenzih hakîkatini gerçek şekilde anlasalardı ve tevhidi esmâyı idrâk etselerdi. Onlar daha önce İbrâhîm (a.s.) mertebesinde yâni tevhidi ef’âlde iken Mûsâ (a.s.) kendilerini tevhidi esmâya dâvet etti ve bu yüzden Tevrâtı inkâr ettiler. Daha sonra biraz biraz Tevrâttaki hükümlere alışıp tenzih mertebesini idrâk etmeye başladıklarında kendilerine İncil geldi ve kendilerini tevhidi sıfâta davet etti ve onlar bu sefer teşbih üzerine gelen İncil hükümlerinide inkâr ettiler. Ancak içlerinden az bir kısmı bu hakîkati idrâk etti.