Yâ eyyuhâ-rrasûlu belliġ mâ unzile ileyke min rabbik(e)(s) ve-in lem tef'al femâ bellaġte risâleteh(u)(c) va(A)llâhu ya'simuke mine-nnâs(i)(k) inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-lkâfirîn(e)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.
Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O'nun peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu doğru yola iletmez.
Mâide Suresi 67. ayet, peygamberlik görevinin temelini oluşturan tebliğ ve Allah'ın koruması kavramlarını vurgular. Ayet, risaletin eksiksiz yerine getirilmesinin önemini ve bu görevin ifasında karşılaşılabilecek zorluklara rağmen ilahi desteğin varlığını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resul' kelimesinin 'irsal' kökünden geldiğini ve bir şeyi salıvermek, göndermek anlamına geldiğini belirtir. Kur'an bağlamında ise, Allah tarafından özel bir görevle gönderilen, vahiy alan ve bunu insanlara ulaştıran peygamberi ifade eder. Ayetteki 'er-Resûl' ifadesi, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Allah'ın elçisi olma makamını ve tebliğ görevini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'resul' kelimesini 'risalet' kökünden türemiş olarak ele alır ve 'gönderilen' anlamını verir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara ulaştırmakla yükümlü olan peygamberi kasteder. Bu bağlamda, 'resul' sadece bir haberci değil, aynı zamanda ilahi iradenin temsilcisidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'resul' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini inceler. Ona göre 'resul', Allah ile insanlık arasında bir köprü vazifesi gören, ilahi mesajı eksiksiz ve doğru bir şekilde aktaran kişidir. Ayetteki 'Ey Resul!' hitabı, bu görevin önemini ve doğrudan Allah'tan gelen bir emir olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'belliğ' fiilinin 'belağa' kökünden geldiğini ve bir şeye ulaşmak, varmak anlamına geldiğini belirtir. 'Tebliğ' ise, bir şeyi başkasına ulaştırmak, iletmek demektir. Ayetteki emir kipiyle 'belliğ', Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Rabbinden kendisine indirilen vahyi insanlara eksiksiz bir şekilde ulaştırma zorunluluğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'belağ' kelimesinin bir şeyin sonuna ulaşmak olduğunu, 'tebliğ'in ise bir mesajı hedefine ulaştırmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'belliğ', peygamberin görevinin sadece mesajı almakla kalmayıp, onu muhataplarına tam ve doğru bir şekilde iletmek olduğunu vurgular. Bu, risaletin temel şartıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tebliğ' kavramının Kur'an'daki kullanımını incelerken, bu fiilin sadece bilgi aktarımı olmadığını, aynı zamanda muhatabı ikna etme ve yönlendirme amacı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'belliğ', peygamberin tebliğ görevini yerine getirirken karşılaşabileceği zorluklara rağmen bu görevi eksiksiz yapması gerektiğini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'risalet' kelimesinin 'göndermek' anlamındaki 'irsal' kökünden geldiğini ve peygamberlik görevi, elçilik anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'risaletehu', Allah'ın peygamberine yüklediği ilahi görevi ve bu görevin içeriğini ifade eder. Bu görevin yerine getirilmemesi, peygamberliğin özünün ihlal edilmesi anlamına gelir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'risalet'i Allah'ın kullarına gönderdiği vahiy ve şeriat olarak tanımlar. Ayetteki 'risaletehu' ifadesi, peygamberin tebliğ etmesi gereken ilahi mesajın bütününü kapsar. Bu mesajın eksik bırakılması, Allah'ın elçiliğinin tam olarak yerine getirilmemesi demektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'risalet'in Kur'an'da sadece bir mesajın iletilmesi değil, aynı zamanda ilahi bir misyonun yerine getirilmesi olduğunu vurgular. Ayetteki 'risaletehu', peygamberin tüm hayatını kapsayan, Allah'ın insanlığa yönelik iradesini temsil eden kapsamlı bir görevi ifade eder. Bu görevin ihmali, ilahi düzenin bozulması anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ısmet' kelimesinin 'tutmak, korumak, engellemek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Allah seni korur' (ya'sımuke) ifadesi, Allah'ın peygamberini düşmanların suikastlarından, tebliğini engelleme çabalarından ve ona zarar verme girişimlerinden muhafaza edeceğini ifade eder. Bu, peygamberin tebliğ görevini korkusuzca yerine getirmesi için ilahi bir güvencedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ısmet'i Allah'ın kulunu günahlardan ve hatalardan koruması olarak tanımlar. Ayetteki 'ya'sımuke' ise, daha geniş anlamda, peygamberin can güvenliğini ve tebliğ görevini yerine getirmesini engelleyecek her türlü dış tehditten korunmasını ifade eder. Bu, peygamberin risaletini tamamlaması için gerekli olan ilahi bir destektir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ısmet'in Allah'ın peygamberlerine bahşettiği bir özellik olduğunu ve onları hem günahlardan hem de düşmanların şerrinden koruduğunu belirtir. Ayetteki 'Allah seni insanlardan korur' ifadesi, peygamberin tebliğ görevini yerine getirirken karşılaşabileceği fiziksel tehlikelere karşı Allah'ın mutlak korumasını vurgular. Bu koruma, risaletin kesintisiz devamını sağlar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr' kelimesinin kök anlamının 'örtmek, gizlemek' olduğunu belirtir. 'Kâfir' ise, hakkı örten, inkâr eden kişidir. Ayetteki 'el-kâfirîn', Allah'ın gönderdiği mesajı bile bile reddeden, hakikati kabul etmeyen kimseleri ifade eder. Allah'ın onlara yol göstermemesi, onların kendi seçimleri sonucu hidayetten uzaklaşmalarının bir sonucudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ü nimeti örtmek, nankörlük etmek ve dini inkâr etmek olarak açıklar. 'Kâfirîn' ise, Allah'ın varlığını, birliğini ve peygamberlerini inkâr edenlerdir. Ayetteki bağlamda, bu kişiler peygamberin tebliğine karşı çıkan, onu yalanlayan ve bu yüzden Allah'ın hidayetinden mahrum kalanlardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda bir nankörlük ve ilahi lütfu reddetme eylemi olduğunu belirtir. 'Kâfirîn', Allah'ın kendilerine sunduğu hidayet yolunu bile bile reddeden, kalpleri mühürlenmiş kişilerdir. Ayetteki 'Allah kafirlere yol göstermez' ifadesi, onların bu inkârları nedeniyle hidayete ulaşma imkanlarını kaybettiklerini gösterir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(67) (Ya eyyüherResulü bellığ m♪ ünzile ileyke min Rabbike, ve in lem tef’âl femâ bellağte risaleteHU, vAllahu ya'sımüke minenNas* innAllahe lâ yehdil kavmel kafirîn;)
“Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O'nun peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insânlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu doğru yola iletmez.” Bu tebliğ bir genele dönük olan tebliğ bir de özünden hakîkatinden olan tebliğtir. Yâni Kur’an’ın furkan yönüyle bütün mertebeleri tebliğ et. Tevrâtta sadece tenzih, İncilde sadece teşbih var iken Kûr’ân’da zât olmakla berâber tenzih ve teşbihide kendi bünyesinde toplamış olduğundan bunları sen ümmetine en güzel en açık bir şekilde tebliğ et, ki en kemâlli tebliğ budur.
Efendimiz (s.a.v) hem onların dinlerini ayrı ayrı onlara anlattı hem de onlarda olmayan, kendisinde olan iki ana bölümü onlara anlattı, işte onlar kendilerine ait kısımları anladılar fakat Efendimize (s.a.v) has olan o iki bölümü inkâr ettiler çünkü onların programı rûhul kuds’e kadar kurgulanmıştı ve Efendimize (s.a.v) ulaşamadılar ancak içlerinden az bir kısmı hariç.
Efendimizin (s.a.v) getirdiği iki mertebe de; İsâ a.s’ın bıraktığı bireysel teşbihi bakâbillah hükmüyle oradan geçirerek bütün âleme taşıdı ve İnsânı Kâmil olarak bunu bütün âleme yaydı.
Bunların birini eksik bırakırsan risâlet görevini yapmamış olursun, bu işi yap diyerek biraz baskı var dikkat edilirse. Bu ulaştırma ise kim hangi mertebede ise ona o mertebenin bilgisini ona vermektir yoksa ona gereği gibi yardımcı olamazsın. Çünkü orada o fiili yapan Hakk’ın ta kendisidir ve kendi kendisinide korur.
Kendilerine ilim verilenler bunu gizlerler ise Allah onları doğru yola iletmez, bunun için o bilgileri gizlemeyip kullanmaları lâzımdır.