Kul yâ ehle-lkitâbi lestum ‘alâ şey-in hattâ tukîmû-ttevrâte vel-incîle vemâ unzile ileykum min rabbikum(k) veleyezîdenne keśîran minhum mâ unzile ileyke min rabbike tuġyânen vekufrâ(n)(s) felâ te/se ‘alâ-lkavmi-lkâfirîn(e)
De ki: "Ey Kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni (Kur'an'ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz." Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur'an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kafirler toplumu için üzülme.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(68) (Kul ya ehlel Kitâbi lestüm alâ şey’in hatta tukımut Tevrate vel İncîle ve ma ünzile ileyküm min Rabbiküm* ve le yezîdenne kesîren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* felâ te’se alel kavmil kafirîn;)
“De ki: “Ey kitâp ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. Şüphesiz ki, Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Şu halde kâfir olan bir toplum için üzülme!” Çünkü kişiler bunlara itibar etmeyip kendi nefs ve hevâlarından uydurdukları şeyleri yöneleceklerinden hiç bir şey değildir. “Kûl” yâni “de ki” hitâbını incelersek, ilk gelen hitâp “ikrâ” yâni “oku” hitâbında kişiye bir şeyler veriliyor ve ona istinaden “ikrâ” hitâbı geliyor, “de ki” hitâbında ise sende mevcût olanı “de” demektir. Gerçek tevhid “izâfetlerin düşmesi” olduğuna göre, senin zâtın sıfâtlarına yâni hilâfet mertebesine hitâb ederek ona “kûl” diyerek sözü veriyor, bâtın âlemindekini açığa çıkarmak için gerekli olan vâsıta onun hâlifesi oluyor.
Kendi nefslerine yöneldiklerinden ve o da hiçbir şey olmadığından orada öyle kalırlar. Sen onlar için üzülme çünkü senin yaptığın bu tebliğ onların nefslerine zor gelir. Onların nefslerinin alışmış olduğu bir yaşantı vardır ve onlar bunun dışına çıkmak istemezler.