Lekad kefera-lleżîne kâlû inna(A)llâhe huve-lmesîhu-bnu meryem(e)(s) vekâle-lmesîhu yâ benî isrâ-île-'budû(A)llâhe rabbî verabbekum(s) innehu men yuşrik bi(A)llâhi fekad harrama(A)llâhu ‘aleyhi-lcennete veme/vâhu-nnâr(u)(s) vemâ lizzâlimîne min ensâr(in)
Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kesinlikle kafir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: "Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."
Andolsun, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: "Ey İsrailoğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehenemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur" demişti.
Bu ayet, Hristiyanların Hz. İsa'yı ilahlaştırmasını reddederken, tevhid inancının temelini oluşturan şirkin tehlikesini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, küfür, Mesih'in tevhid çağrısı, şirk ve bunun sonuçları etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kefere kelimesi, bir şeyi örtmek anlamına gelir. Şeriat dilinde ise, Allah'ın birliğini, peygamberleri veya şeriatın getirdiği hükümleri inkar etmek demektir. Ayette, Hz. İsa'yı ilahlaştıranların, Allah'ın birliğini örttükleri ve bu nedenle küfre düştükleri ifade edilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'küfr', 'iman'ın zıddı olup, Allah'ın lütfunu ve nimetlerini görmezden gelmek, nankörlük etmek ve nihayetinde Allah'ın varlığını ve birliğini reddetmek anlamına gelir. Ayette, Mesih'i ilahlaştıranların, Allah'ın mutlak birliğini inkar ederek bu küfrü işledikleri belirtilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mesih kelimesi, İsa'nın lakabıdır. Bazıları, onun bereketle meshedildiği için bu ismi aldığını söylerken, bazıları da yeryüzünde çok dolaştığı için bu adla anıldığını belirtir. Ayette, Meryem oğlu İsa'nın ilah değil, Allah'ın bir kulu ve peygamberi olduğu vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Mesih kelimesinin 'meshedilmiş' anlamında kullanıldığını ve bunun bir tür kutsanmışlığı ifade ettiğini belirtir. Ayette, bu kutsal şahsiyetin dahi tevhid çağrısı yaptığı ve ilahlık iddia etmediği açıkça ortaya konulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd kelimesi, boyun eğmek ve alçakgönüllülük göstermek anlamına gelir. İbadet ise, en üst düzeyde boyun eğme ve itaat etme halidir. Ayette, Hz. İsa'nın İsrailoğulları'nı sadece Allah'a kulluk etmeye çağırdığı, böylece tevhidin temelini vurguladığı belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'abd' kökünün, yaratıcısına karşı tam bir teslimiyet ve itaat halini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'u'budû' emri, sadece Allah'a yönelme, O'nun emirlerine uyma ve O'na ibadet etme yükümlülüğünü açıkça ortaya koyar, şirkin reddini içerir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şirk, Allah'ın zatında, sıfatlarında veya fiillerinde O'na ortak koşmaktır. Bu, Allah'ın mutlak birliğini ihlal eden en büyük günahtır. Ayette, Allah'a ortak koşanların cennetten mahrum kalacağı ve cehenneme gireceği açıkça belirtilerek şirkin ciddiyeti vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'şirk' kavramını, Allah'ın mutlak tekliğini ve egemenliğini ihlal eden her türlü inanç ve davranış olarak tanımlar. Ayetteki 'men yuşrik billah' ifadesi, Allah'ın ilahlık vasıflarını başkalarına atfetmenin, yani Hz. İsa'yı ilahlaştırmanın en büyük günah olduğunu ve bunun ahiretteki sonuçlarını açıklar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cennet kelimesi, 'örtmek' ve 'gizlemek' anlamlarına gelen 'cenn' kökünden türemiştir. Ağaçların ve bitkilerin yoğunluğu nedeniyle yeri örttüğü için bu isim verilmiştir. Şeriatta ise, Allah'ın salih kulları için hazırladığı, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insan aklının tasavvur edemeyeceği nimetlerle dolu ebedi yurttur. Ayette, şirk koşanlara cennetin haram kılınması, tevhidin önemini ve şirkin cezasını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Cennet, ahirette müminlerin mükafatlandırılacağı, her türlü güzelliğin ve nimetin bulunduğu yerdir. Ayette, Allah'a şirk koşanların bu ebedi mutluluktan mahrum bırakılacağı ve bunun yerine cehenneme gidecekleri belirtilerek, cennetin ancak tevhid ehli için olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nâr kelimesi, bilinen ateştir. Kur'an'da ise genellikle ahiretteki azap yurdu olan cehennemi ifade eder. Ayette, şirk koşanların varacağı yerin ateş olduğu belirtilerek, bu büyük günahın ahiretteki korkunç sonucuna dikkat çekilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nâr, yakıcı ve azap verici bir unsurdur. Kur'an'da 'en-Nâr' olarak geçtiğinde, genellikle cehennem ateşi kastedilir. Ayette, Allah'a ortak koşanların cennetten mahrum kalıp ateşe atılacağı ifade edilerek, şirkin nihai ve en ağır cezasının cehennem olduğu vurgulanır.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(72) (Lekad keferellezîne kâlû innAllahe HUvel Mesîhubnü Meryem* ve kalel Mesîhu ya beni isrâîle'büdullahe Rabbî ve Rabbeküm* innehu men yüşrik billâhi fekad harramallahu aleyhil cennete ve me'vahün nar* ve ma lizzalimîne min ensâr;)
“Andolsun, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: "Ey İsrâîloğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a ibâdet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur" demişti.” İsâ (a.s.) da çeşitli olağanüstü hârikalar gördükleri zaman onun ilâh olduğuna kanâat getirdiler ve işte “Allah” budur dediler.
Meryem oğlu Mesih’te Allah’ın zuhûru diğer varlıklardan daha kemâlliydi. İsâ (a.s.) dan evvel Cenâb-ı Hakk’ın zâtıyla birlikte bir varlıkta zuhûra geldiğini getiren bir ilim yoktu. İşte İsâ (a.s.) ın getirdiklerinin güzelliği buradaydı fakat onlar bura da bir başka yanılgıya düştüler ve bunu sadece İsâ (a.s.) a hasretmeleri onların küfürlerine sebep oldu. İslâmiyet ise “Ne yöne dönersen Allah’ın vechi oradadır” (2/115) Âyeti ile bu gerçeği âleme yaydı.
Oysa İsâ (a.s.) onlara “hem benim ve hem sizin Rabbınız olan Allah’a ibâdet edin” demişti. Ve burada rubûbiyyet mertebesi itîbârıyla Rabbların farklılığını vurgulamıştı. Buradaki cennetten murât zâtın sâfîyetidir, yâni nefsâniyetin ortadan kalkarak kendi hakîki varlıklarıyla orada zât cennetinde yaşamalarıdır ve onlara Cenâb-ı Hakk bu yolun yâni vahdet yolunun kapatıldığını belirtiyor. Ve fiil olmadan edindikleri yanlış ilim dâhi görüldüğü gibi insânı cehenneme götürüyor. Yanlış inanç
İnsânın âmelini dâhi alıp götürüyor.