Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû kûnû kavvâmîne li(A)llâhi şuhedâe bilkist(i)(s) velâ yecrimennekum şeneânu kavmin ‘alâ ellâ ta'dilû(c) i'dilû huve akrabu littakvâ(s) vettekû(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe ḣabîrun bimâ ta'melûn(e)
Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(8) (Ya eyyühellezîne amenu kûnu kavvamîne Lillâhi şühedae bil kıst* ve lâ yecrimenneküm şeneanü kavmin alâ ellâ ta'dilu* ı'dilu* huve akrebü lit takvâ vettekullah* innAllahe Habîrun Bi mâ ta'melun;)
“Ey imân edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şâhitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvâya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” Adalet herşeyi hakkıyla yapmaktır, Allah’ın nîmeti olan bu Mâide sofrasında müşâhede ehli olarak adaleti ayakta tutun demek, zâhir olarak hâkimler gibi hüküm ehline yanlış kararlar vermeyin adaletli olun demektir. Kendi nefsâniyetimiz ile yaptığımız işlerin düşünce boyutunda kendimizi kayırmadan hüküm vermeliyiz. İlim olarakta kendimizi olduğumuz yerin daha üstünde gördüğümüzde adaletsizlik yapmış oluruz.
Özel öfkelerine hakîm olun ve tesîr altında kalmayın. Bizlerde nefslerimizle güzel bir şeyler yaptık isek ona da güzel yaptın diyerek hakkını verelim.
Tasavvufta ki “lâ fâile illâllah” hükmüne göre bizden çikân fiiller Hakk’ın gayrısı değildir, bu durumda tabî ki bizden çıkan fiilleri de bilir.