İçeriğe atla
Kâf 20Cüz 26 · Sayfa 519

Kâf Sûresi 20. Âyet

ق

Sohbete sor

Ve nufiḣa fî-ssûr(i)(c) żâlike yevmu-lva'îd(i)

(İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilmeleri için) Sur'a üfürülecek. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür.

Kâf Sûresi

Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim.

1773. Nefh-i sûr "Ey zerreler, topraktan baş çıkarınız!" diye pâk olan Hâlık'tan emirdir.

Ma'lûm olsun ki, nefh-ı sûr, küllî bir istihâle emrini mutazammın olan tecellî-i âmdır. Yukanki beyitte zikrolunduğu üzere iki nefh-ı sûr vâki’ olur. Bu iki tecellî-i umûmînin birisi kahrî ve dîğeri adlîdir. Bu istihâlât inkâr olunamaz. Zîrâ taayyünâtın ibtidâdan intihâya kadar olan seyirleri hep istihâlât-ı mütemâdiyeden ibârettir; ve elyevm içinde bulunduğumuz âlem-i şehâdet, kendi üzerinde bulunan suver-i mahlûkât ile berâber, istihâlât devresi geçirmektedir. Meselâ mahsüsen malûmdur ki, insan evvelen küçük bir cisim ile doğar. Yemesi ve içmesi ve teneffüs sebebleri ile cisme eczâ-yı arzdan birtakım maddeler in-tikâl ederek, o cisim peyderpey bir hadde kadar büyür. Hadd-i malûmu bulunca artık o cisim büyümez. Halbuki eki ve şürbü ve teneffüsü munkatı* değildir. Binâenaleyh hadd-i malûmu bulduktan sonra arzdan aldığı eczâyı yine arz cezb ve tenkis eder ve yerine yenilerini verir ve eczâ-yı arz cism-i beşere lâ-yenkatı‘ gelir ve gider. Eğer arz verdiği eczâyı tenkis etmese, bilfarz yetmiş yaşma gelmiş bir adamın cismi dağlar kadar ce¬sîm olurdu. Bu cisim her bir ferd-i insânînin sâbit olan hakikatinin bir kisvesidir. Mevtın-ı dünyâda bu kisvenin sûret-i terbiyesi böyledir. Arz, kıyâmet- te tecellî-i kahrî-i umûmî ile tebeddül edince o hakikate göre, yine o arzın cinsinden neş’e-i rûhâniyye gâlib olarak verilen bir kisvede, o arz üzerinde¬ki kavânîn-i ilâhiyye dâiresinde terbiye gö-rür, işte görülüyor ki, vücûd-i İnsanîde kevn ü fesâd, ilmen ve fennen ve mah-süsen muhakkaktır. Onun sâbit olan hakikatine her bir mevtinin icâbına göre bir taayyün ve kisve verilir. Bunun için âyet-i kerîmede (İnşikâk 84/19-20) “Biz sizi elbette tabaka tabaka istihâlâttan geçirip terkîb ederiz ve bu hâl âlem-i histe zâhir olduğu hâlde onlara ne oldu ki devâm-ı istihâlâttan ibâret olan âhirete inanmıyorlar?” buyrulur

Ya’ni, nefh-ı sûr Hâlık’ın külü bir istihâle emridir ve bu umûmî emrinde Hak Teâlâ, “Ey toprakta inhilâl etmiş olan zerrât-ı unsuriyye, âlem-i şehâdette her bir mahlûkun hakikatine bir kisve ve taayyün olmak üzere nasıl toplandınız ise bu âlem-i haşrde dahi, yine o hakikatlere birer taayyün ve kisve olmak üzere toplanınız ve saklandığınız topraktan baş çıkannız!” buyurur.[32]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)