Ve câet kullu nefsin me'ahâ sâ-ikun ve şehîd(un)
Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir.
Her can, kendisiyle beraber bir sevk memuru ve bir şahid bulunduğu halde gelir.
Kâf Suresi'nin 21. ayeti, kıyamet gününde her nefsin hesap vermek üzere Allah'ın huzuruna getirilişini tasvir eder. Bu ayet, insanın dünyadaki amellerinin kaydedildiğini ve ahirette bu amellerin bir sürücü ve şahit eşliğinde ortaya konulacağını vurgulayarak, ilahi adaletin tecellisini ve hesap verme sorumluluğunu dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nefs' kelimesinin aslen 'ruh' ve 'can' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da bazen 'kişi' veya 'zat' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'küllü nefsin' ifadesi, her bir bireyin, istisnasız her insanın kastedildiğini açıkça ortaya koyar ve hesap verme sorumluluğunun evrenselliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nefs'in farklı bağlamlarda 'ruh', 'kalp', 'beden' ve 'zat' gibi anlamlara gelebileceğini açıklar. Bu ayetteki kullanımı, kıyamet gününde her bir varlığın kendi özüyle, yani tüm amelleriyle birlikte hesap için hazır bulunacağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nefs' kavramının Kur'an'daki gelişimini incelerken, onun sadece biyolojik bir varlık olmaktan öte, ahlaki sorumluluk taşıyan, irade sahibi bir özne olarak konumlandırıldığını belirtir. Kâf 21'deki 'nefs', bu ahlaki sorumluluğun nihai sonucunu, yani hesap günündeki bireysel yargılanmayı temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sâik' kelimesinin 'sevk eden, süren' anlamına geldiğini ve bu ayetteki bağlamda, kıyamet günü insanları mahşer yerine doğru sevk eden meleği ifade ettiğini belirtir. Bu, insanın kendi iradesi dışında, ilahi bir güç tarafından hesaba çekilmek üzere getirilişini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sâik'in mecazi olarak bir şeyi bir yere doğru iten, yönlendiren anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, her nefsin kaçınılmaz olarak ilahi huzura çıkarılacağını, bu sürecin bir zorunluluk olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sâik'in 'bir şeyi arkadan iterek veya sürerek götüren' anlamına geldiğini ve bu ayetteki 'sâik'in, insanı mahşer yerine doğru sevk eden melek olduğunu açıklar. Bu, hesap gününün ciddiyetini ve kaçınılmazlığını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şehîd' kelimesinin 'hazır bulunan, tanıklık eden' anlamlarına geldiğini ve bu ayetteki 'şehîd'in, insanın amellerine şahitlik eden melekler veya kişinin kendi azaları olabileceğini belirtir. Bu, amellerin eksiksiz bir şekilde kaydedildiğini ve hesap gününde ortaya konulacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şehîd'in 'bir olaya tanık olan ve onu haber veren' anlamına geldiğini ifade eder. Kâf 21'deki 'şehîd', insanın dünyadaki her türlü fiilini kaydeden ve kıyamet günü bu fiillere dair tanıklık edecek olan varlığı temsil eder, böylece ilahi adaletin tam ve eksiksiz olacağını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şehîd' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve bu ayetteki kullanımının, insanın amellerinin kaydedilmesi ve ahirette bu kayıtlara şahitlik edilmesi bağlamında ele alınması gerektiğini belirtir. Bu, insanın dünyadaki her eyleminin bir karşılığı olduğunu ve hiçbir şeyin gizli kalmayacağını ifade eder.
Kâf Sûresi
“Küllü nefsin zaiket’ül mevt” her nefis ölümü tadıcıdır. İster ihtiyari olarak tadsın, ister zaruri ölüm ile tadsın.
Her nefis ahirine sonuna bir sevk edici ve müşahade edici melek-kuvvet ile gelir. (Murat Derûni)